En Sıcak Konular

Bülent Korucu


Bülent Korucu
0 0 0000

Referandum neden korkutuyor?



Dolaylı ya da temsili demokrasi dediğimiz uygulama aslında demokrasinin sulandırılmış hali. Kalabalık nüfuslu ülkelerin başvurmak zorunda kaldığı ara formül. Egemenliği kayıtsız şartsız halka vermeyi hedefine koyanların doğrudan demokrasiyi özlemesi gerekir.
Uygulanabilir her fırsatta sandığı seçmenin önüne koymak ve onun hakemliğine müracaat etmek lazım. Yasama, yürütme, yargı gibi erkler ve devlet cihazını oluşturan bürokrasi, halkın verdiği yetkiyle icra-i faaliyette bulunuyor. Yetkinin asıl sahibinin her zaman geçiş üstünlüğü var. Ancak, doğrudan demokrasinin araçlarını kullanmak gündeme geldiğinde bazı kesimlerde panikatak krizleri husule geliyor. 'Zinhar yaptırmayız' çıkışlarının manasını anlamakta zorlanıyoruz.

Halkın yani egemenlik hakkının gerçek sahibinin hakemliğine gitmenin nesi yanlış? Henüz seçmene sorulacak sorular netleşmemişken, 'hayır' oyunu açıklayanların, bu müessesenin kendisiyle problemi olduğu açık. Darbecilerin mantığında 'halk henüz demokratik olgunluğunu tamamlayamamış acuzeler topluluğu' halinde görülüyor. Kendi haline bırakıldığında davulcuya ya da zurnacıya kaçacak kız muamelesi yapıyorlar, millete. Peki, mevcudiyetini halka borçlu olanlara ne oluyor? CHP kurum olarak ve Deniz Baykal kişi olarak siyasete dönüşünü bir referanduma borçlu. 1987'deki referandumla siyasi yasaklar kalkmasaydı, Baykal'ın kariyeri farklı olacaktı. Yeri gelmişken o referandumla ilgili eleştirilere temas edelim. Temel hak ve özgürlüklerin referandum konusu yapılmaması gerektiği konusunda şüphemiz yok. Fakat askerî darbe ile oluşturulmuş bir ortamdan bahsettiğimizi unutmayalım. Referandumla kabul edilmiş bir anayasanın geçici maddeleriyle konulmuş yasağın aynı yolla kaldırılması makul karşılanabilir. 'Anayasayı deldirtmem' diyen darbeci cumhurbaşkanı Kenan Evren'in varlığını da ihmal etmeyelim. 12 Eylülcülerin 'ülkeyi batağa sürüklediler' ağır propagandasına ve iktidar partisi ANAP'ın yoğun kampanyasına rağmen kıl payı bile olsa yasaklar kalkmıştı.

Demokrasi dediğimiz yönetim biçimi halkın tercihlerini 'doğru' kabul etmeyi öneriyor. Bütün tarafların eşit propaganda imkânlarını kullandığı ve sandık emniyetinin sağlandığı şartlarda yapılan oylamalara kimsenin diyeceği olmamalı. Kararı beğenmeyebilirsiniz, ama meşruiyetini sorgulayamazsınız.

CHP'nin, taslağını bile görmeden Anayasa Mahkemesi'ne gideceğini açıklaması da doğru değil. Hem kendini uyuşmaz, uzlaşmaz parantezine hapsetmiş oluyor. Hem de yüksek mahkeme hakkında şüphe bulutları oluşturuyor. Çıkacak karardan bu kadar emin görünmeleri de tuhaf ve mahkemeyi zan altında bırakıyor. Anayasa değişiklikleri sadece şekil açısından denetime tabi. Yani görüşme ve oylama prosedürlerine riayet edilmiş mi ona bakılıyor. Eğitim özgürlüğü ile ilgili değişikliği iptal ederken mahkemenin değiştirilemez maddelere atıf yapıp esas incelemesine girmesi ölçü değil. 'Su-i misal emsal' olmaz kaidesince mahkemenin o hatasını teşmil edersek, "demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti" tanımlaması içine her şeyi koyarız. O halde anayasayı değiştirmek imkânsız hale gelir.

Ayrıca CHP'nin hukuka aykırı mahkeme kararına sığınmasının analizi şudur: Halkın muhtemel değişikliklere onay vereceğine kesin gözüyle bakıyor. Seçmene gitmeden önünü nasıl alabilirim hesapları yapıyor. Bu analiz daha incitici; bir siyasi parti düşünün ki halkın eğilimlerini tahmin ediyor, engellemek için yargı erkini devreye sokuyor. Anayasa'yı çiğneyen mahkemenin, tekrar aynı hatayı işlemesini, böylece millet iradesinin tecelli etmemesini sağlamaya çalışıyor. Anayasa Mahkemesi, 'CHP'nin noteri' algısını pekiştirecek beyanatlara neden karşı çıkmıyor, onu da anlamıyorum.

zaman

 



Bu yazı 417 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Eylül 2012 Emri verenle alan bir olur mu?
    • 11 Eylül 2012 Siyasette sonuçsuz arayışlar
    • 4 Eylül 2012 PKK'yı kim cesaretlendiriyor?
    • 3 Ağustos 2012 Özkök Paşa'nın tarihî tanıklığı
    • 31 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu, koltuğunu sağlamlaştırdı
    • 27 Temmuz 2012 Anketler ne diyor?
    • 6 Temmuz 2012 Ahmet Şık, Ahmet Şık'ı yalanlıyor
    • 26 Haziran 2012 Karayılan söyledikleri mi kaçırdıkları mı?
    • 15 Haziran 2012 Özal'ın ölümü aydınlanacak mı?
    • 22 Mayıs 2012 Anayasanın dili
    • 11 Mayıs 2012 Başkanlık Türkiye'de uygulanabilir mi?
    • 8 Mayıs 2012 CHP'de yerel seçim mücadelesi
    • 4 Mayıs 2012 AİHM, mahkemeyi ibra etti
    • 17 Nisan 2012 Balyoz'da acı fren!
    • 27 Mart 2012 Balyoz'a ABD'den destek gelmiş!
    • 16 Şubat 2012 MİT tartışmasındaki toz bulutu
    • 8 Şubat 2012 Dindarların talebi özgürlük
    • 3 Şubat 2012 CHP'liler dama oynuyor
    • 31 Ocak 2012 CHP'de anomali doğumun yan etkileri
    • 20 Ocak 2012 Mahkeme aslında 'örgüt var' diyor

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,491 µs