En Sıcak Konular

Gülay Göktürk


Gülay Göktürk
0 0 0000

Aslında yeni başladık



Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un "yeter yahu" tepkisini anlamak, bu tepkiye yol açan ruh haliyle empati kurmaya çalışmak önemli sanırım. Ordumuz ciddi bir travma yaşıyor. Duygusal ve zihinsel bir travma...
Başbuğ'un sözünü ettiği moralsizlik, ayrıca sık sık karşılaştığımız anksiyete ve gerginlik, zaman zaman şiddetli bir hiddete dönüşen hayal kırıklığı hep bu travmadan kaynaklanıyor.

Kendinizi onların yerine koyun ve düşünün:

Bundan beş-on yıl öncesine kadar bu ülkede kimse bir dediğinizi iki etmemiş. Şimdiye kadar 3,5 darbe yapmışsınız, bir hukuk adamı gelip de yakanıza yapışmamış. Halkın yüzde 50'sinin sevgisini kazanmış, onların oyuyla iktidara gelmiş siyasetçileri asmışsınız, yetmemiş o darbe gününü bayram ilan etmişsiniz, buna da kimse bir şey dememiş.

Siyasetçiler her dediğinizi emir kabul etmiş; Kürt kimliği inkâr edilecek demişsiniz, yıllar yılı kimse Kürt lafını ağzına alamamış; türban yasak olacak demişsiniz, yasaklanmış. Refahyol düşürülecek demişsiniz, anında düşmüş. İmam Hatipliler üniversiteye girmeyecek demişsiniz, girememişler. Kıbrıs'ta uzlaşma yok demişsiniz, Dışişleri'nin, diplomatların dili tutulmuş. Kırmızı Kitaplar yazıp başbakanların, bakanların burnuna dayamış, ülkeyi buna göre idare edeceksin demişsiniz, kuzu kuzu boyun eğmişler. Halk da peygamber ocağıdır demiş, gözbebeğimizdir, demiş, bir bildiği vardır demiş, yapılanları sineye çekmiş. Ve siz bu iktidara, bu güce fena alışmışsınız. Bu halk sizi ilelebet olduğunuz gibi sevecek, güvenecek, seçtiklerine yaptığınız saygısızlığı hoş görecek sanmışsınız.

Ama sonra bir gün alışılmadık şeyler olmuş. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana süren iktidarınız sarsılmaya başlamış.

Halk "yeter yahu" demiş!

Sizin "iç düşman" dediklerinizi iktidara getirmiş. Üstelik bütün zorlamalarınıza ve tehditlerinize rağmen bu seçimini de değiştirmemiş. Seçtikleri iktidar da çetin ceviz çıkmış doğrusu. Öyle her dediğinize evet dememiş. Ve bir bakmışsınız, şimdiye kadar sorulmayan hesaplar sorulur olmuş. On yıllar süren "dokunulmazlık" dönemi boyunca gizli kalan suçlar, biriken kirli çamaşırlar birer ikişer ortaya dökülmeye başlamış. Onlar ortaya döküldükçe "moraller" bozulmuş. Moralleri bozulanlardan bazıları, panik içinde gittikçe daha çılgın "kaybedilen iktidarı kurtarma planları" yapmaya kalkışmışlar. Ama onlar da saçılmış ortaya ve moraller daha da bozulmuş.

Durum, kırk yıldır ailesini kayıtsız şartsız yöneten, her isteği emir kabul edilen, gözünün üstünde kaşın var denmeyen despot aile babasının, günün birinde ailenin diğer fertlerinin "demokratik direnişi" ile karşılaşmasına benziyor. Ev ahalisi artık "baba"ya meydan okuyor. "Sen bu evin reisi değilsin, biz kendi kararlarımızı kendimiz alan özgür bireyleriz" diyor. Üstelik, iktidarını tanımamakla kalmıyor, eskiden işlenen suçların, yapılan hataların da hesabını soruyor.

Baba şaşkın. Eski tebaasına ne olduğunu anlayamıyor. Tahtından düşüşünü bir haksızlık, bir kadir bilmezlik olarak algılıyor.

 "Baba"nın bu yeni durumu hazmetmesi kolay değil. Biraz zamana, bir rehabilitasyon dönemine ihtiyacı var. Biz bu sürede ona anlayış göstereceğiz, bu travmayı atlatmasına yardımcı olmaya çalışacağız. Yaşadığı travmanın büyüklüğünü göz önünde bulundurup "yeter yahu" diye feryat etmesini anlayışla karşılayacağız. Gururunu fazla incitmeden bu kimlik krizini atlatmasına çalışacağız. Bu zor günlerinde ona el vereceğiz.

Ama onun da kabul etmesi gereken şu ki, eski "güzel günler" bir daha asla geri gelmeyecek. Ordu artık bu ülkede iktidar olmayacak. Zor da gelse, acılı da olsa sonunda mutlaka asli görevine çekilecek.

O yüzden bir an önce bu yeni dönemin koşullarına alışmaya çalışmasında yarar var.

Zira, henüz işin başındayız ve bu süreç kolay kolay bitmeyecek.

bugün



Bu yazı 353 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Eylül 2012 Susmak için artık çok geç
    • 24 Eylül 2012 Darbecilik mahkûm oldu
    • 21 Eylül 2012 7 adımda çözüm planı
    • 14 Eylül 2012 Libya
    • 25 Ağustos 2012 Kürtler'i PKK'dan korumak
    • 8 Ağustos 2012 Tehditle canlı kalkan olunur mu?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye Kürdistanı
    • 2 Temmuz 2012 Zana kimi, neyi temsil ediyor?
    • 18 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu Bahçeli'nin arkasına saklanıyor
    • 15 Haziran 2012 Olmayacak duaya amin
    • 11 Haziran 2012 Oslo süreci yeniden mi?
    • 8 Haziran 2012 Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesi
    • 4 Haziran 2012 Ses kayıtları
    • 30 Mayıs 2012 Parti kongreleri neden yapılır?
    • 21 Mayıs 2012 Sivil bayramlar dönemi
    • 11 Mayıs 2012 Yine mi?
    • 9 Mayıs 2012 Solun resmi tarihi
    • 25 Nisan 2012 Keşke CHP bölünse
    • 11 Nisan 2012 Kafası karışık bir Demirtaş
    • 9 Nisan 2012 Nizam-ı alem

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,464 µs