En Sıcak Konular

Hasan Cemal


Hasan Cemal
0 0 0000

Siyasette üslup meselemiz hiç değişmiyor!



Son zamanlarda siyasette üslup meselesini yine tartışmaya başladık. Doğrusu beni heyecanlandırmıyor. Önemsiz bir konu olmadığını biliyorum.
Ama öylesine bir konu ki yıllardır hiç değişmiyor. Siyaset bizde siyah-beyaz yapılıyor. Birinin ak dediğine, öteki kara diyor.
Bu hep böyleydi.
Özellikle çok partili sisteme adım atıldığından beri diyalog, uzlaşma, tolerans, tahammül gibi demokrasi kültürünün temelini oluşturan kavramlara fazla yüz verilmedi.
Daha çok bağırıp çağırdık, bunu siyaset sandık. Kendi burnumuzdan kıl aldırmayan, kendi doğrumuzdan hiç kuşku duymayan tavırlara saplanıp kaldık. Bizden farklı düşüneni, karşımızdakini düşman gibi gördük, demokrasi dışı saydık.
1950’lilerden beri böyle. Bayar-İnönü, Demirel-Ecevit, Özal-Demirel, Çiller-Yılmaz örnekleri bir film şeridi gibi gözümün önünden geçip gidiyor.
Hangisi farklıydı ki?..
Bu liderler kendi aralarında oturup Türkiye’nin temel sorunlarına ilişkin diyalog köprüleri oluşturma zahmetine mi katlandılar? Demokrasiyi ortak platform olarak savundukları duruşlar mı gördük bu liderlerden?
Her seferinde Türkiye bu siyah-beyaz kavgaların sonunda askere tosladı. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat... Bunların özünde asker sorunu ne kadar varsa, bir o kadar da sivil sorunu vardı. Birbiriyle hiç anlaşamayan, hiç uzlaşamayan sivil siyasetçiler yani...
Derya Sazak anlattı.
Rahmetli Ecevit’ten dinlemiş. 12 Eylül 1980’de darbe sabahı, Ecevit’le Demirel, eşleri Rahşan ve Nazmiye Hanım’la birlikte askeri bir uçakla Hamzakoy’a gönderiliyorlar.
Uçakta karşı karşıya koltuklara oturtulmuşlar. Yıllarca birbirleriyle en ufak bir diyalog kurmayan iki lideri böyle oturtmak, herhalde, askerin bir hınzırlığı diye düşünmüş Ecevit.
Ecevit’in göz göze gelmekten kaçındığı Demirel ise ikide bir oflayıp puflayıp, elindeki o meşhur anayasa kitapçığını sallıyormuş Ecevit’e doğru:
“Kardeşim, bunun neresinde bu yazıyor, neresinde?” diye dertleniyormuş, iş işten geçtikten sonra...
Demirel’le Ecevit kavgalarının, ağız dalaşlarının içinde geçti benim gazeteciliğim. Sonrakileri de yaşadım. Bugünküleri de yaşıyorum, Erdoğan‘la, Baykal’la, Bahçeli’yle...
Bazen üzülüyorum.
Bazen sıkıntı basıyor içimi.
Salı günleri liderlerin Meclis Gruplarında yaptıkları konuşmaları sonuna kadar izleyemiyorum, kısa bir süre sonra televizyonu kapatıyor ya da zaplıyorum.
Tayyip Erdoğan’ın üslubunda eleştirilecek çok şey var. Ama Baykal ve Bahçeli’yle bu açıdan yarışmak galiba olanaksız.
Hele MHP liderinin, isim isim sayarak dört medya patronuna yönelik son saldırısı akıl alır gibi değildi.
Ama şaşırtıcı da değildi.
Aynı Devlet Bahçeli daha geçen yaz benim de aralarında bulunduğum bazı gazeteci, yazar ve aydınları, 12 kötü adam diye açıkça hedef göstermişti.
Bahçeli’yle, benimsediği milliyetçilik çizgisiyle demokrasi kültürünü bağdaştırmaya çalışmak nafile bir çabadır.
Geçelim.
Türkiye ne yazık ki hiç de hoş olmayan bir siyasal kutuplaşma içinde bir seçime daha yol almaya başladı.
Demokrasi kolay değil, zaman alıyor, sabır istiyor.

 

Galatasaray çıldırtmaya başladı!
Bu bir taraftar yazısı. Cimbom’a gönül vermiş koyu bir Galatasaray’lının şikayetnamesi.
Son zamanlarda Galatasaray beni çıldırtmaya, saç baş yoldurmaya başladı.
Aynen öyle.
Yağmur çamur demeden, Ali Sami Yen’in su çukurlarına aldırmadan, bir türlü tam işlemeyen turnikelere takılmadan, tuvaletlerin her zamanki perişanlığına kafayı takmadan yine maça geldim Çarşamba akşamı.
Tribünler bayağı doluydu.
Antalya maçında Cimbom’u yalnız bırakmak istemeyen hakiki taraftarlar sağanak yağmura rağmen Ali Sami Yen’deydi.
Fakat maçla birlikte hayal kırıklığı da başladı.
Büyük umutlarla transfer edilen Meksikalı bücür, Giovanni sahada yok. Elano düzelirken Arda’yı kaybediyoruz. Keita’nın, özellikle Mustafa Sarp’ın altı pas içinde kaçırdıkları goller insana saç baş yolduruyor.
Hele Sarp’ın maçın sonlarına doğru yine altı pas içinde yaptığı... Topa ayağını uzatmasa, Arda golü kaleyi yuvarlayacak ama bırakmıyor Sarp...
Topu ileriye taşıyabilen bir orta sahamız yok. Top ileriye gitse, bu sefer topu orada tutabilecek bir Allah’ın kuluna rastlanmıyor ileride.
Santrfor krizimiz had safhada!
Saha hakimiyetimiz var, iki topumuz direkten dönüyor, iyi güzel. Ama bizim sahamıza üç kez geliyor Antalya, ikisi gol oluyor.
Bu nasıl iş?..
Hele Servet‘in son altı yedi dakika içinde kurtarıcı gibi oyuna santrfor olarak alınması bir başka içler acısı olay...
Caner iyi geliyor. Lucas Neill elbette iyi topçu. Arda’nın güzel asistini mükemmel bir vuruşla gol yapan Emre Çolak’ta iş var, ama bir de gole yol açan kontrataktaki hatayı yapmasaydı...
Bir şeyler iyi gitmiyor takımda.
Yoksa bu takımın temeli mi yanlış atıldı?..
Rijkaard Hoca,
Ben sana hâlâ inanmak istiyorum. Ama bu takım beni çıldırtmaya başladı, bilesin.
İnşallah haftaya Madrid’de, Atletico Madrid karşısında bize kendinizi affettirirsiniz!

milliyet



Bu yazı 363 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Eylül 2012 Türkiye AB’nin, AB Türkiye’nin neresinde?
    • 13 Eylül 2012 Ve soruyorum Ak Parti iktidarına...
    • 7 Ağustos 2012 Özkök Paşa demokrasi adına bir şanstı!
    • 12 Mayıs 2012 Ak Parti’yle kadınlar, başörtüsü sorunu ve Kürt sorunu...
    • 18 Nisan 2012 Demokraside asker sorunu, sivil sorunu!
    • 15 Nisan 2012 Suriye’de akan kan ve evimizin içi!
    • 3 Nisan 2012 Suriye’de ben de tarafım!
    • 27 Mart 2012 Zamanın ruhu ve dış konjonktür PKK’ya karşı!
    • 21 Ocak 2012 İnsanlık ölmedi, karanlık sorgulanacak!
    • 18 Ocak 2012 Sanık Kenan Evren, ayağa kalk!
    • 20 Kasım 2011 ''Dersimli okşanmakla kazanılmaz!''
    • 18 Ekim 2011 Herkes ‘Atatürk milliyetçisi’ olmak zorunda mı?..
    • 5 Ekim 2011 Ak Parti, CHP, BDP uzlaşması...
    • 29 Eylül 2011 Ciğeri yanan Erdoğan’a, Öcalan’a...
    • 27 Eylül 2011 PKK, BDP, Güneydoğu’dan haberler öyle ki...
    • 22 Eylül 2011 Avrupa Birliği Türkiye'ye dürüst davranmıyor mu?
    • 21 Eylül 2011 Düşen helikopterin beynini kim söküp aldı ?
    • 7 Eylül 2011 Başbuğ Paşa da hesap vermek zorunda!
    • 2 Eylül 2011 Erdoğan’ın askeri vesayetle mücadelesi...
    • 6 Ağustos 2011 Kürt sorunu: Bardağın dolu ve boş tarafı!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,627 µs