En Sıcak Konular

Mustafa Ünal


Mustafa Ünal
0 0 0000

Sivil vesayet değil, muktedirlik



Seçimi kazanan her parti hükümet kurar ancak iktidar olamaz, bir noktaya kadar iktidar olsa bile muktedir olamaz.

Türk siyaset tarihi hep hükümetlerin iktidar olma mücadelelerine sahne olmuştur. Çok azının bunu başarabildiğini söyleyebiliriz.

Burada Adnan Menderes ve Turgut Özal isimlerini zikretmek doğru olur. Her iki isim de sırf bu yüzden bazı çevrelerin hedefi oldu. Menderes iktidar mücadelesini hayatıyla ödedi. Turgut Özal suikastı ucuz atlattı. Dört bir yandan kuşatıldı.

Hükümetlerin iktidar alanını daraltan adı konulmamış güç odaklarının varlığı sır değil. Bu ülkede hükümetlerin yanı sıra görünmeyen başka iktidarlar da var. Bazı siyasilerin bu gerçeği itiraf ettiği oldu.

Türk siyasetinin en uzun ömürlü isimlerinden Süleyman Demirel'in 'İktidarım süresince benden başka hükümetlerle de karşılaştım' diye şikâyet ettiğini hatırlıyorum. Yine Turgut Özal'ın 1987 seçiminin öncesinde ekranlara çıkarak 'güç odaklarından' söz ettiğini unutamıyorum.

Her iki seçimden galibiyetle çıkan ve Parlamento'da büyük çoğunluk elde eden AK Parti'nin muktedir olup olamadığı ilk günden beri tartışma konusu... Ben, bu yolda epey mesafe aldıysa da tam anlamıyla muktedir olduğu kanaatinde değilim.

Bir örnek vermek yeterli... 'Anayasa'yı değiştirmek' hedefleri arasındaydı, Başbakan Erdoğan bunu seçim meydanlarında halka vaat olarak söyledi. Anayasa konusunu seçimin ardından gündemine aldı, bazı çalışmalar yaptı, taslaklar hazırlandı ama somut adım atılamadı.

Anayasa değişikliğine karşı siyasetin içinden ve dışından aşılması güç dirençler oluştu. AK Parti Meclis'teki rakamsal üstünlüğüne rağmen bu direnci kıramadı. Sonunda geri adım atmak zorunda kaldı.

Başta Anayasa Mahkemesi'nin yapısı olmak üzere yargı reformlarını gerçekleştirmekte başarılı olamadı. 367 duvarına karşı cumhurbaşkanlığı seçimini güçlükle yapabildi. Anayasa değişikliği yapamayan, hakkında açılan kapatma davasını engelleyemeyen bir parti iktidarından sivil dikta veya vesayet diye söz edilebilir mi?

Buna rağmen AK Parti iktidarından hoşnut olmayan kimi kesimler bugünlerde hükümetin bazı uygulamalarını 'dikta' gibi takdim etme çabası içinde. Tıpkı Menderes ve Özal'a yapıldığı gibi... Bu itham hiçbir somut veriye dayanmıyor. Nedir sivil dikta, darbe veya vesayet dedirten AK Parti'nin uygulamaları?

AK Parti bu tip suçlamalarla yeni karşılaşmıyor. Önce gizli ajandası olmakla itham edildi. İktidar olduğunda uygulamaya koyacağı gizli gündemlerden bahsedildi. 7 yılı geride bıraktı. Var olduğu iddia edilen gizli ajandanın hangi maddeleri uygulandı?

Bir ara mahalle baskısından dem vuruldu. Toplumdaki belli bir kesimin mahalle baskısı altında olduğu ve atmosferi de AK Parti hükümetinin oluşturduğu söylendi. Türkiye'nin Malezyalaşacağı ileri sürüldü.

Bu konu haftalarca, aylarca konuşuldu. Oysa mahalle baskısının tersi örnekler mevcuttu. Üstelik abartı falan değil sahici örnekler... Bu dönemde AK Parti ile siyasi yakınlığı olan çevrelere uygulanan mahalle baskısında bir nebze azalma olduğu söylenebilir ama asla ortadan kalktığı söylenemez.

Üniversitelerdeki başörtüsü yasağını ele alın... Uygulama aynen devam ediyor. İnancından dolayı üniversite kapılarından dönen kız öğrencilerin dramı aynen yaşanıyor. Bu yasağı kaldıramayan bir iktidarı 'dikta' diye yaftalamak ne kadar gerçekçi olabilir?

Bu topraklarda tek parti diktası yaşanmadı değil, yaşandı ama çok partili dönemlerde değil, 1940'larda... CHP hâlâ o yılların bagajını taşıyor. Seçim kazanamamasının en önemli nedeni de bu. O dönemin zulümleri toplumun genlerine işledi.

İlginçtir, bugün AK Parti iktidarına dikta ithamı yöneltenler, gerçek tek parti diktasını özlemle yâd eden çevrelerden geliyor. Gizli ajanda, mahalle baskısı bitti şimdi moda 'sivil dikta'. Bu da yapay...

zaman
 



Bu yazı 217 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Balyoz duruşu
    • 23 Eylül 2012 'Balyoz' yok sayılamaz
    • 19 Eylül 2012 Menderes'in kabrinde bir CHP lideri
    • 5 Eylül 2012 İki görüşme...
    • 29 Ağustos 2012 Çiçek'in çıkışı
    • 1 Ağustos 2012 Tutukluluk avantaja dönüşmemeli
    • 29 Temmuz 2012 Rüya gibi
    • 25 Temmuz 2012 Suriye nelere gebe?
    • 18 Temmuz 2012 CHP değişir mi?
    • 1 Temmuz 2012 Davutoğlu ile Suriye...
    • 27 Haziran 2012 Cevap, yeri ve zamanı geldiğinde...
    • 20 Haziran 2012 Dağlıca yine dağladı
    • 17 Haziran 2012 7+5 senaryoları
    • 13 Haziran 2012 Kürtçe derste tarihî adım
    • 8 Haziran 2012 İyimser hava
    • 30 Mayıs 2012 'Hassas ve gerilimli iş'
    • 23 Mayıs 2012 Meclis'te Erdoğan barışı
    • 18 Mayıs 2012 Rota başkanlık sistemi
    • 16 Mayıs 2012 Tutuklu vekillere yasayla tahliye yok
    • 9 Mayıs 2012 28 Şubat'ın dalga boyu

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,370 µs