En Sıcak Konular

A. Edip Kayılı



A. Edip Kayılı
0 0 0000

Arşivlerimiz ve kaybolan heyecan



Geçtiğimiz günlerde Kamil Kepecioğlu’nun muhteşem eseri, Bursa Kütüğü yayınlandı. Bursa Büyük Şehir Belediyesi’nin yayınları arasında çıkan eser, Bursa tarihi için önemli bir kaynaktır. Yazar, asker kökenli olmakla birlikte iyi bir tarihçidir ve çalışmasını sicillerden yola çıkar hazırlamıştır. Bu bakımdan orijinal bilgiler içermektedir.

Kepecioğlu, deyince hemen aklımıza Osmanlı Arşivleri gelir. Onun arşivlerdeki tasnif çalışmaları, hala araştırmacıların kullandığı defterler önemlidir. Bir arşivcidir ve arşivde tasnif çalışmalarının yanında, araştırmalar da yapmıştır. Onun eserlerinin, bilhassa Bursa Kütüğü’nün önemi, doğrudan doğruya arşivci olmasından ve belgelere bir bütün olarak bakabilmesinden kaynaklanıyor. Parçacı değil, bütüncül bir bakış… Bu bakış, uzunca bir dönem bizzat tasnif işinde çalışmaktan geliyor.

Burada şu soruyu sormak lazım: Kepecioğlu, sıradan bir araştırmacı olarak arşivden yararlansaydı bu bakışı elde edebilir miydi? Bu soru etrafında Kepecioğlu’nun tarihçiliğini tartışmak istemiyorum ancak şunu söylemek istiyorum: Bırakalım sıradan bir araştırmacılığı yahut amatör tarihçiliği, akademik kaygılarla arşive gelen çoğu araştırmacının da kolay kolay ulaşamayacağı bütüncül bakışa Kepecipğlu’nun tasnif çalışmaları sebebiyle kolayca ulaştığını muhakkaktır.

Kepecioğlu, arşivin mutfağından geldi ve bu eserler yazdı. Peki, arşive yıllarını vermiş tasnif uzmanlarının içinden de yeni Kepecioğulları neden çıkmasın? Tarihçi olmak için, illa akademik kadroya mı intisap etmek lazımdır? Neden bu belgelere dokunan, okuyan, tasnif eden uzman ve uzman yardımcılarının araştırmaları desteklenmez? Bu soruları sormamız gerekiyor. Çünkü bir ara arşivde çalışanların mesai saatinden sonra araştırma yapma imkânı vardı. Bu imkândan yararlanarak, az da olsa, bütüncül bir bakışla makaleler yazan ve eserler telif eden arşivciler çıkmaya başlamıştı. Fakat son dönemlerde bizi heyecanlandıran bu çalışmalar akamete uğradı. Niçin? Duyduklarımıza göre, arşivin mutfağında çalışan, emek veren, uzmanlaşan görevlilerin araştırma yapmalarına idare sınırlama getirmiş. Elbette kurumun işlerini aksatmamak şartıyla, arşiv çalışanlarının araştırmaları teşvik edilmelidir. Yeni Kepecioğulları,  böylece ortaya çıkacaktır.

Arşiv idaresi, bir yandan akademik araştırmacıların daha fazla fona ulaşması için imkân hazırlarken, öte yandan da arşiv çalışanının heyecanını diri tutacak ve onları kurumlarına bağlayacak tedbirleri almalıdır. Öyle sanıyorum ki, arşiv çalışanına getirilen araştırma kısıtlaması, heyecanı öldürecek ve hizmet üretimini menfi etkileyecektir.  Çünkü kısıtlama şuna benzer:  Siz önemli bir lokantada aşçısınız, leziz yemekler yapıyor ve servis ediyorsunuz. Pek leziz yemekler yaptığınız söyleniyor, ama siz o yemekleri hiç tatmadınız yahut kısıtlı tatmaktasınız.  Niçin? Çünkü lokantanın sahibi yahut idarecisi, sen aşçısın, yemekleri istediğin gibi tadamazın, diye yasak koymuş. Turisti gelecek, işçisi, amiri, memuru, esnafı gelecek müşteri sıfatıyla sanat harikası olan o leziz yemekleri yiyecek, neşelenecek, ama siz aşçı sıfatıyla eserinizi zevkle tadamayacaksınız. Bu mümkün mü?

Evet, bu mümkün mü? Arşivin mutfağında çalışıp da araştırma yapmaları ve dolayısıyla eser yazmaları men edilen veya kısıtlanan arşivcilerin durumu da tıpkı bu aşçının durumu gibidir. Elbette aşçı yaptığı yemeği tadacak, daha doğrusu tadına vakıf olmadığı yemeği müşteriye takdim etmeyecek. Arşivdeki emektar da okuduğu, tasnif ettiği ve özetini yazdığı evrakın çağırdığı dünyayı keşfe çıkacaktır. Zaten bu keşfe çıkamazsa, yaptığı tasnif de anlamsız kalacaktır.

Arşivde çalışmak, bendenizin mezun olduğu dönemlerde yükselen bir değerdi. Merhum Özal’ın himmetleriyle burası Türkiye’nin genç beyinleri için bir buluşma noktası olmuştu. Çalışma şartları belki çok zordu, ama imkânları diğer kurumlara göre iyiydi. Sosyal hakları, ekonomik durumu cazipti… İdareciler de genç uzman yardımcılarını teşvik ediyordu. Bu yüzden burası adeta bir eğitim ve kültür ocağı oldu, pek çok kimse lisansüstü çalışma imkânına kavuştu. Sanki bir üniversite gibi, ilim adamları ve tarihçiler yetişti. Zamanla bunların bir kısmı üniversitelere geçti, oralarda hizmet ettiler, eserler yazdılar, öğrenci yetiştirdiler. Bir kurum için bu gibi özellikler, önemlidir.

Özal’dan sonraki dönemlerde hükümetler arşive ne kadar değer verdi? Bunu makul çerçevede cevaplamak biraz zor… Bilgi çağında arşivin önemini kavrayan kaç siyasetçimiz var? Bendeniz son dönemlerde arşive ilginin olacağını sandım. Sandım, çünkü bir yanıyla açılımı, öteki yanıyla bölgede aktif siyaseti önceleyen hükümetin temel referansları, tasnifi beklenen evraklarda saklıdır. Saklıdır, ama hükümetten beklentimiz her halde sadece “bir sanı” olarak kalmış olmalı. Nitekim hali iyileştirmek, çalışanları heyecanlandırmak ve yeni umutlar ekmek yerine, kısıtlamalar getiren ve heyecanları tüketen idari anlayışların birer çaresizlik yansımasından ibaret olduğu aşikârdır. Oysa bekleyen arşiv yasası çıksaydı, yeni bir heyecan aşılanmış olur ve tasnifi beklenen pek çok evrak araştırmacıların hizmetine sunulmuş olurdu.



Bu yazı 2,079 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 4 Kasım 2011 Kurban yakınlaşmadır
    • 30 Ekim 2011 İyi ve güzel olanı görmek
    • 27 Ekim 2011 Sabır...Yine sabır
    • 28 Haziran 2011 Yükseliş Günü
    • 9 Mart 2011 Kar yağıyor sokaklarına şehrin
    • 21 Şubat 2011 Şehrin delisi
    • 29 Eylül 2010 Yeni müftümüz Prof. Dr. Işıklı
    • 4 Eylül 2010 Kadir kadrinizi yüceltsin
    • 26 Mayıs 2010 Kerbela’nın İzinde
    • 26 Nisan 2010 Hikmeti aramak
    • 11 Ocak 2010 Arşivlerimiz ve kaybolan heyecan
    • 17 Aralık 2009 Kuyular kazmak ve sevgiliyi anmak
    • 23 Kasım 2009 Kaybolan safiyet
    • 16 Ekim 2009 Sessiz gemi ve üç güzel yolcu
    • 26 Eylül 2009 İçimizdeki şiddet
    • 18 Eylül 2009 Güle güle Ramazan
    • 14 Eylül 2009 Sel felaketi ve kaybolan insanlık
    • 8 Eylül 2009 İsyancı ruhlara ihtiyaç var
    • 2 Eylül 2009 Neden kendimiz olamıyoruz?
    • 27 Ağustos 2009 Jose Mourinho müftü mü?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,752 µs