En Sıcak Konular

Taha Kıvanç


Taha Kıvanç
0 0 0000

Postu deldirmek de var...



İlk yayın yönetmenliğim sessiz sedasız sona ermişti. Üç aylık bir deneme süreci için göreve getirilmiş, daha süre bitmeden beni göreve getirenin anlaşmayı bozduğu gerçeğiyle karşılaşmıştım. Görevi kendiliğimden bıraktım. Göreve getirenle süreci değerlendirdiğimde, yüzüme karşı, “Gazete iyiydi, güzeldi, farklı okuyucular kazanmıştı, ama bizim arkadaşların hoşuna gitmedi” denilecekti.

Hayatımda hangi işten ayrılmam gerektiyse ilişkilerin çürümesini beklemeden, çalıştığım kuruma zarar vermeden, mümkün olduğunca sessiz terk etmeyi yeğledim.

Gazete yöneticiliğinden ayrılmak insana çok fena gelir. Az satan bir gazete bile olsa, başındaki insana bir egemenlik ve güç alanı tanır gazete yöneticiliği, kendi beyliğinizin beyisinizdir; ayrıldığınızda iktidardan düşmüş bir başbakan gibi hissetmeniz doğaldır. Bu yüzden, her gazete yöneticisi, daha ilk günden görevden alınma ihtimalini zihninden atamaz.

Yayın yönetmenini görevinden aldığını kapıcıyla tebliğ eden patron herhalde 'en acımasız patron' örneğidir. Elektronik çağında, çalışanların turnikeden geçerken kullandıkları kartın geçerliliğini iptal eden patronlar ile kovulduğunu kartı çalışmayınca fark eden gazeteciler oldu; ancak bu nobranlığı yayın yönetmenlerine kadar uzatanı şu yakın dönemlerde işitmedim.

Bir yayın yönetmeni dostuma, “Görevden alındığını nasıl anlarsın?” sorusunu yönelttiğimde bir hayli zaman sustuğunu görmüştüm. Ardından şunu söylemişti: “Aklımdan en kötü, yüz kızartıcı görevden alınma senaryoları geçiyor, ama bizim patron nâziktir, herhalde gazetenin bana tahsis ettiği aracı göndermez, ben de yolun sonuna geldiğimizi anlarım...”

Fi tarihinde, tirajı hızla düştüğü ve dönemin güçlü siyaset adamıyla arası bozulduğu için ne yapacağını şaşırmış muhafazakâr bir gazetenin patronu, çareyi, güç odağıyla arası iyi olan liberal bir meslektaşı yayın yönetmeni yapmakta bulmuştu. Hayli saygın biriydi yeni yönetmen, ancak muhafazakâr okurla kan uyuşmazlığı ihtimali de büyüktü.

Patronun danıştığı önemli bir yazarına, “Ya aşı tutmazsa, böylesine sevilen ve saygın birini görevden almak gerekirse ne olacak?” diye sormuştum o günlerde. “Bu soru daha atama yapılmadan benim de aklıma geldi” dedi muhatabım. Patrona yöneltmiş soruyu. Aldığı cevabı o gün bugündür hiç unutmadım: “Düşündüğün şeye bak! Onurlu biridir ve getirildiği görevi ciddiye alır. Eğer yol vermem gerekirse, kendisine, 'Bana bir şekerli kahve söyler misin, şekerim' demem yeterli olur. İstifasını verir..."

En çarpıcı görevden alınma öyküsü 1970 yılında Hürriyet'te yaşanmıştır. Bir dönemin etkili isimlerinden Muammer Kaylan, gazetesini ABD'de temsil eder, Türkiye'ye döner ve önce Hürriyet Haber Ajansı'nın, sonra da Hürriyet'in yayın yönetmenliğine getirilir. Görev tazminatı olarak 300 bin TL'yi ilk gün öder patron...

Demirel'in Adalet Partisi'nin iktidardaki en güçlü günleridir. Karşısındaki en büyük rakip Haldun Simavi (Günaydın) ve Erol Simavi (Hürriyet) biraderlerin gazeteleridir. Tek başına sandıktan çıkmış Demirel'e gücün kimde olduğunu göstermeye kararlıdır Simaviler...

Günaydın'ın yaşadıklarının da ilginç bir öyküsü var, ama Muammer Kaylan Hürriyet'in başındadır ve ben burada onun ayrılış öyküsünü anlatıyorum. Daha doğrusu Kaylan'ın yıllar sonra yazdığı ve 'Kemalistler' adıyla Türkçesi de çıkan (Remzi Kitabevi) anılarından aktarıyorum.

İktidarla çatışma sürerken yakınlarından uyarı mesajları alır Muammer Kaylan. Kemal Bisalman "Attığın adımlara dikkat et" der bir gün... Ankara Temsilcisi Cüneyt Arcayürek 'Demirel yanlısıdır' zaten ve bir gün "Demirel'e bu yapılır mı?" diye azarlar Kaylan'ı. Kendisinden 'Şeytan' diye söz ettiği ve zekâsını övdüğü Turhan Aytul, "Mayk” diye seslenir bir gün, kötü bir haber vereceğini söyleyerek: "Seni öldürme planından söz edildiğini duydum; dikkat et, sen de planlı bir kazanın kurbanı olabilirsin..."

O günlerde "Başbakan için tek yol: İstifa" başlıklı bir başyazı yayımlar (19 Haziran 1970) birinci sayfadan Muammer Kaylan...

Sonrasında dünyanın başına nasıl yıkıldığını anılarından okuyalım: "Odamda pencereden bakarken birden kapı açıldı ve çalışanlardan biri elinde bir kutuyla içeri girdi. Kutuyu masamın üzerine bırakırken, 'Şef, ana kapılar güvende' dedi. (..) 'İyi' dedim, 'Bu kutu ne?' / 'Tabanca' diye yanıtladı. Kırıkkale yapımı. Erol Simavi Bey korunmak için ihtiyacınız olabileceğini düşündü. Kim bilir, gözü dönmüş aşırının biri sizi öldürmeye kalkabilir."

Muammer Kaylan ne yapsın, tazminat parasıyla Yeşilköy'de aldığı eve gider, dolaptaki eşyaları toplar, Avusturyalı eşiyle birlikte Viyana üzerinden Amerika'ya uçar... O gün bugündür ABD'de yaşıyor...

yenişafak



Bu yazı 800 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 17 Eylül 2012 Hem okudum, hem de yazdım
    • 4 Eylül 2012 CIA başkanı neden geldi?
    • 16 Temmuz 2012 Vicdanım buna da elvermiyor
    • 2 Temmuz 2012 Suriye nasıl bir ülke, Suriyeliler nasıl insanlar...
    • 21 Mayıs 2012 Bir geziden ilk notlar
    • 15 Mayıs 2012 ‘Yeni CHP’ nihayet sözcüsünü buldu
    • 16 Nisan 2012 Hangi patron, hangi yönetici, hangi yazar içeri alınır?
    • 23 Mart 2012 Ben demedim, o dedi
    • 13 Mart 2012 Köşemi bugün Cumhurbaşkanı Gül’e bırakıyorum
    • 9 Mart 2012 TR325 kodadlı becerikli uzman...
    • 20 Şubat 2012 ‘Operasyon’ diye ben buna derim
    • 30 Ocak 2012 Davos’ta Türkiye dersi
    • 27 Aralık 2011 Bu yılın Cumhurbaşkanlığı büyük ödülü...
    • 12 Aralık 2011 Ak Parti üzerine hesaplar
    • 9 Aralık 2011 Gül vetoya ne zaman karar verdi?
    • 14 Kasım 2011 Kriz çıkaranlar gidiyor, ama yerlerine gelenler de yabancımız değil
    • 24 Ekim 2011 Kaddafi’nin son demleri...
    • 3 Ekim 2011 Dr. Sallaso’nun kunduzunun izinde
    • 29 Ağustos 2011 Ben meraklı bir insanım, özür dilerim
    • 26 Ağustos 2011 Bütün kepazeliklerin anasını açıklıyorum

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,534 µs