En Sıcak Konular

Ali Bayramoğlu


Ali Bayramoğlu
0 0 0000

Ergenekon'a yeniden bakmak…



Kuvvet komutanları cumartesi günü ifade verecekler ve ülke siyasi ve hukuk tarihinde yeni bir sayfa açılacak…

Türkiye'de devletin içinde bilinen, açık kurum ve yapıların dışında, hep iki kademe daha var olmuştur.

Birinci kademe askerdir.

Asker, devlet ve siyasette egemenliğini yasalar, olmadı yönetmelikler ve protokollerle sağlar ya da fiili hareketler gerçekleştirir. Darbeler yapar, muhtıralar verir.

Bu ülkede yaşayan reşit her Türk vatandaşı öykünün bu yönünü ana hatlarıyla bilir…

Devletin içindeki, daha doğrusu devlete enformel olarak bağlı ikinci kademeye gelince, bu, seyyar vurucu gruplardan oluşan yasa dışı bir yapıdır.

Doğal olarak kurumlardan değil, kişilerden oluşur.

Gerektiğinde devreye girer.

Bu ikinci kademe Osmanlı'da İttihatçılardan, Teşkilat-ı Mahsusa'dan başlayan bir öyküye işaret eder.

Sıradan bir öykü, bir kanun dışılık, bir siyasi hata meselesi değildir bu.

1950'lerde NATO bağlantısı oluşmasıyla Özel Harp Dairesi bağlantısı ortaya çıkmıştır.

Kıbrıs'ta Mukavemet Teşkilatı'nın kurulması, Irak Türkmenleri ve Balkan Türkleri arasında teşkilatlanma bu yolla gerçekleştirilmiştir…

Aynı yapı özellikle Soğuk Savaş'ın sert yıllarında, 1970'lerde ülkeye büyük acılar yaşatmıştır. Kahramanmaraş, Çorum katliamlarında yüzlerce insan ölmüş, mahalleler birbirine karşı kışkırtılmıştır.

Ardından ortaya büyük Susurluk skandalı ve arkasındaki yapı çıkmıştır.

Şu açıktır: Bu yapı Osmanlı'dan Cumhuriyet'e, 60'lardan 90'lara, Maraş'tan Susurluk'a, temel olarak "engelleme" işlevi üstlenmiştir. Başka bir ifadeyle sistemin, düzenin, yerleşik ideolojinin istemediği, tehlikeli gördüklerini, siyasi hareket toplumsal kesim ayrımı yapmadan susturmak, devre dışı bırakmak, imha etmek işini yerine getirmiştir.

Faili meçhul cinayetler, bombalı saldırılar, kışkırtmalar ortadadır.

Gazi Mahallesi'nde bir kahvenin taranmasının yol açtığı olaylar Türkiye'nin büyük bir kentinde ayaklanmaya dönüşmüştür, örneğin…

Bugün neler oluyor diye bakıldığında, bu yapı ve öyküden bağımsız bir durumla karşı karşıya olmadığımız açıktır…

Dink cinayeti, Malatya'daki misyoner vahşeti, ülkenin çeşitli yerlerindeki rahiplere yapılan ölümlü, yaralamalı saldırılar kâğıt üzerinde mahalle çetelerinin işi gibi görünse de bağlantılar oldukça derinlere inmektedir.

Dün ile bugün arasında elbet farklar var…

İlk fark şu: Derin devlet, düne kadar değişmeyi engelleyen vurucu bir timdi.

Şimdi ise, derin devlet sadece değişmeyi engelleyen değil, bunun da ötesinde, toplumu ve siyaseti yeniden inşa etmeye soyunan büyük bir güç.

Ergenekon meselesine böyle bakmak gerekir…

İkinci farka gelince…

Dünün derin yapıları dar alanda, dar kadrolarla hareket ederken, bugün Ergenekon'la ortaya çıkan resim bu yapının âdeta bir siyasi parti gibi hareket ettiğini, devlet içinde devlet gibi örgütlendiğini göstermektedir.

Nitekim bugün Ergenekon dikkatle izlendiğinde ortaya farklı katmanlar çıkmaktadır. Ergenekon'un bir kademesinde vurucu timler vardır.

Bir diğer kademesinde Anadolu'ya yayılmış binlerce üyesi olan militarize türlü dernekler bulunmaktadır.

Bir başka kademesinde darbeye soyunan generaller vardır.

Bu, en önemli kademedir.

Zira burada sözü edilen sadece generaller değil, kurumdur, kurum politikasıdır, kurumun politikaya bulaşmasıdır.

Bu kademeyle hesaplaşmak sadece karanlık bir yapılanmanın hesaba çekilmesi anlamına gelmez, aynı zamanda bu yapıyı üreten askeri vesayet düzeninin hedeflenmesi anlamına gelir.

Bugün yaşanan tam olarak budur.

Askeri işlevi yeniden tanımlayan, onu siyasetten men etmeye çalışan bir hukuk girişimi yaşıyoruz.

Islak İmza meselesi ile Darbe Günlükleri bir sürekliliğin altını çiziyor.

Ergenekon davasında en kritik noktaya gelinmiş ve ok yaydan çıkmıştır.

Türkiye yeni bir döneme doğru hızla ilerliyor…

yenişafak



Bu yazı 357 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Eylül 2012 Sorgulama vakti...
    • 28 Ağustos 2012 Kürt sorununda yeni safha...
    • 25 Ağustos 2012 Kürtlerin şiddeti...
    • 30 Haziran 2012 Anter'in katili yaşlanmış mı?
    • 12 Mayıs 2012 Solun şiddetle hesaplaşması
    • 3 Mayıs 2012 Yeni Türkiye'nin doğum belgesi...
    • 21 Şubat 2012 Dink davası ''sil baştan''...
    • 18 Ocak 2012 İkinci cinayet zamanı
    • 17 Ocak 2012 Hrant'a sözüm var...
    • 21 Aralık 2011 Soykırım ve yasa
    • 3 Aralık 2011 Dönme dolap...
    • 30 Eylül 2011 Yazıcıoğlu ve jandarma...
    • 8 Eylül 2011 Aydının şiddetle sınavı...
    • 1 Ağustos 2011 İstifaların anlamı ve yarını: Pek iyi...
    • 28 Temmuz 2011 Parlamentoda bir terörist...
    • 5 Temmuz 2011 Futbolda temizlik, ülkede temizliktir
    • 10 Haziran 2011 Yeni CHP ha! Hadi oradan...
    • 24 Mayıs 2011 MHP'de yaşananlar ve perde arkası
    • 19 Mayıs 2011 Askere ''leş'' toplatmayan generaller iş başında
    • 19 Nisan 2011 Militarist-ulusalcı batak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,622 µs