En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Sesler kısılsın, kalemler sussun mu?



Başbakan Tayyip Erdoğan medyadan şikâyet eden ilk politikacı değil, sonuncu da olmayacak... Demokrasinin kusursuz işlediği ülkelerde de, politikacıların dikkati, medyanın üzerindedir.

Başka hiçbir sebeple olmasa da dikkatlerini dağıttığı için...

Gazeteciler, yazarlar -yaptıkları işin doğası gereği- politikacıları kızdıracak bir şeyi yazma veya söyleme fırsatını mutlaka bulurlar... Bir tarama yapın göreceksiniz, İngiltere'de Churchill, Fransa'da de Gaulle, ABD'de Kennedy gibi popüler politikacılar bile, politik hayatlarında basınla didişecek bir sebep mutlaka bulmuşlardır.

Grubu önünde yaptığı toplantıda “Çok ve çabuk yazıyorlar” eleştirisine muhatap ettiği yazarlar, yazılarını, onun istediği gibi haftada yalnızca bir kere, öyle yarım saatte değil de yarım günlerini vererek yazsalar da, ortaya Tayyip Erdoğan'ı tatmin edecek bir tablonun çıkmayacağına emin olabilirsiniz.

Politikacı ile gazeteci arasında çıkar çelişkisi vardır; bu sebeple de kolayca ters kutuplarda yer alabilirler.

Keşke biraz daha hoşgörülü olabilse politikacılar, keşke Başbakan Erdoğan da kendisine yönelik eleştirilere biraz daha fazla tahammül gösterebilse...

Ancak sorun Başbakan Erdoğan'ın köşe yazarlarına dönük rahatsızlığını dışa vuran sözlerinden kaynaklanmıyor yalnızca, onun asabını bozan yazının işlediği tez de sorunlu. Başbakanın “Daha az yazmalılar” tepkisini verdiği yazı “Politikacılar daha az konuşmalı” tezini işliyordu. Yazarların daha az yazdığı bir Türkiye'nin kafasının daha dingin olabileceği düşünülebilse de, politikacıların konuşmadığı veya az konuştuğu bir Türkiye'nin bugünkünden daha iyi bir ülke olacağından o kadar da emin değilim.

Yazarın arzu ettiği gibi politikacılar konuşmasa köşe yazarları hakkında kalem oynatacak konu bulmakta zorlanmazlar mı? Bütün politikacıların yazarın “Az konuşun” tavsiyesini tuttuğu bir politik ortam, giderek Başbakan Erdoğan'ın rüyası olduğu anlaşılan köşe yazarlarının daha az yazdığı bir ortama dönüşür.

Türkiye politikacıların konuşamadığı dönemleri geçmişte çok yaşadığı için de tavsiye hayli sakıncalı. Daha önceye gitmeye gerek yok, 12 Eylül (1980) askeri müdahalesini yapan komutanlar, bir gecede partileri kapatmış, politikacıları susturmuştu. Politikacının adıyla beyanat vermesi yasaklanmış, Bülent Ecevit yasağı ihlâl ettiği için mahkûm edilmişti. Süleyman Demirel'i 'bir bilen' sıfatı arkasına gizleyip demeçlerini gazete sütunlarına taşıyan yazarlar bile askerlerin gazabından nasiplerini almışlardı.

Politikacıya “Sus” demek, ya da az konuşmasını tavsiye etmek, Türkiye'de akla olağanüstü dönemleri düşürdüğü için, geçimini yazı yazarak sağlayan birine hiç mi hiç yakışmıyor. Politikacıların konuşması, toplumun politikacıların açtığı tartışmaya katılması, ülkede demokrasinin yerleşmesini getireceği için hayırlı bir olaydır.

Bugün ülkenin ne kadar sorunu varsa hepsi politikacıların onları gündeme taşıması sayesinde tartışılıyor. Nerelerde hata edildiğini, neler yapılması gerektiğini, hangi noktalarda titizlik gösterileceğini hep bu tartışmalar sırasında öğreniyor toplum. 12 Eylül'ün 'politikaya soğutma' amaçlı uygulamalarından kurtulmak için az çalışılmadı.

Neymiş? Demek ki, politikacıların daha az değil, içeriği dolu dolu olmak şartıyla, mümkün olduğu kadar çok konuşması hayırlıymış...

Aynı durum yazarlar için de söz konusu. Haftada kaç yazı yazdığı veya yazısını hangi sürede kaleme aldığı önemli değil bir yazarın, önemli olan içinde politikacıların da bulunduğu okurlarına ne sunduğu... Yazıları doğruların yapılmasına ya da yanlışlıkların engellenmesine yarıyorsa, bırakalım yazarlar yazabildikleri kadar yazsınlar.

Yazarın çekinmeden yazdığı, politikacının korkmadan konuştuğu bir Türkiye'dir esas olan...

yenişafak



Bu yazı 569 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,983 µs