En Sıcak Konular

Ismet Berkan


Ismet Berkan
0 0 0000

Bu Danıştay Tanzimat Fermanı'nı da iptal ederdi



Danıştay’ın Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından hazırlanan yeni üniversiteye giriş yönetmeliğinin bazı maddelerinin yürütmesini durduran kararı hakkında adam gibi bir tartışma yapmayı fazlasıyla hak eden bir karar.
İzninizle önce kararı hatırlatayım: YÖK’ün yönetmeliği, meslek liseleri de dahil bütün ortaöğrenim kurumlarında uygulanan alan seçme yöntemini baz olarak alarak çeşitli alanlardaki öğrencilere gitmek isteyecekleri fakülte veya bölümlerin alanlarına girmeleri için ortaöğrenimdeki başarı puanını eşite daha yakın katsayılarla çarpıyordu.
Danıştay, diyelim düz bir lisenin fen bölümünde okuyan öğrencinin durumunu ‘kazanılmış hak yaratan hukuki statü’ olarak kabul etti ve başka okulların başka alanlarından mezun olmuş öğrencilerin aynı ‘hukuki statü’ye girebilecek olmasını Anayasada yazılı ‘eşitlik’ prensibine aykırı gördü.
Bana göre burada öngörülen ve ‘hukuki statü’ adı verilen durumlardan yola çıkan bir ‘eşitlik’ görüşü, sadece son derece çarpık bir eşitlik görüşü değil, aynı zamanda hani şu çok söylenen klişe ifadeyle ‘Atatürk cumhuriyetinin kazanımlarını yok etme’nin kapısını aralayan, bir hayli gerici bir karar.
Deniyor ki, ‘Danıştay imam-hatip mezunlarına üniversite yolunun açılmasını kapatmak için ideolojik bir karar verdi.’
Evet doğru, Danıştay’ın ilgili dairesinin hakimlerinin oybirliğiyle aldığı bu karar bence de ‘ideolojik’ ama bu ideolojiyi o hâkimlerin adına hareket ettikleri Atatürk duysa herhalde çok ama çok sinirlenirdi. Çünkü karara esas teşkil eden ideoloji, Cumhuriyet’in eşit vatandaşlık anlayışına kökünden karşı.
‘Hukuki statü’ kavramı, 1776 Amerikan ve 1789 Fransız Devrimleriyle tarihin çöp sepetine atılmış arkaik bir kavram. Bu devrimlerden önce, özellikle de 1789’dan önce kıta Avrupasında neredeyse bir kast sistemi uygulanıyor, toprak köleleri olan ‘serf’lerden, toprak sahibi ‘lord’lardan, gücünü ve meşruiyetini nereden aldığı meçhul bir aristokrasiden vs. söz ediliyordu. Bunların her biri birer ‘hukuki statü’ idi ve aşağı basamaklardaki bir ‘hukuki statü’den yukarı doğru tırmanmak imkansızdı.
Modernist devrimler işte bunu yok etti, onun yerine eşit vatandaşlığı getirdi, klişe deyimle ‘İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitle’ yaratmayı kendine hedef edindi.
***
Dün bir arkadaşımla, itiraf edeyim biraz da sıkılarak, bu konuyu tartışırken, arkadaşım, ‘Bu Danıştay’ dedi, ‘O zamanlar var olsaydı Tanzimat Fermanı’nı da iptal ederdi.’
Gülmeye başladım. Haklıydı arkadaşım. 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı, Osmanlı’nın Müslüman ve gayrimüslim tebasını kanun önünde eşit kıldı.
Oysa, bugünkü Danıştay’ın bakışıyla bakacak olursak, o zamanlar Müslümanların bir ‘hukuki statü’sü vardı ve gayrimüslim teba aynı statüye yükselerek Müslümanlar aleyhine ‘eşitliği bozuyor’du.
Bugün üniversiteye giriş sistemini altüst edip bir milyondan fazla öğrenci ve ailesini bir kaosun ortasına atan karar tam da bu anlama geliyor.
Diyelim bir meslek liseli, hadi imam-hatipli, lisede görmediği ders türlerini üniversite sınavında başarabiliyor olsa bile, kendisi adına ailesinin dört yıl önce yaptığı seçimin esiri olmak zorunda, yani kendi alanı dışında bir üniversiteye gidemeyecek.
Hadi bazı kendine ‘çağdaş’ diyen Türkler için imam hatipteki çocuklar ‘harcanabilir’ insanlar, peki Anadolu lisesi veya kolej veya düz lisede ailesi tarafından fen okumaya yönlendirilen ama aslında mimar olmak isteyen, avukat olmak isteyen, Türk dili edebiyatı okumak isteyenler de mi ‘harcanabilir’ çocuklar, hayat boyu mutsuzluğa mahkum edilmesi gereken insanlar?
Bir nevi ‘İşçisin sen işçi kal’ kararı bu.
***
Eşitlik çok büyük ve çok önemli bir kavram. Duyduğumuzda hepimiz bu kavramın her boyutunu bildiğimizi düşünüyoruz ama aslında bilmiyoruz. Özellikle Danıştay’ın ilgili dairesinde bu karara imza atan hakimler, maalesef ‘eşitlik’i doğru bilmiyorlar, bu kavramın cumhuriyet rejimini yaratan modernist felsefenin içinde nereden doğup bugün hangi noktaya geldiğini bilmiyorlar.
Biz, modernizmin ve cumhuriyetin öngördüğü eşitliğin de ötesine geçip, toplumun dezavantajlılarına pozitif ayrımcılık uygulanmasını, böylece onların da eşitlikten yararlanmasını konuşurken Danıştay kavramı yüzyıllarca geriye götürüyor.
Onlara kalsa kadın-erkek eşitliği için, eğitimde fırsat eşitliği için, eğitim kurumlarına erişimi kısıtlı gruplar ve sosyal kesimler için daha avantajlı üniversiteye giriş sistemi kurmak için vs. mücadele etmek çok anlamsız. Danıştay’ın aynı dairesine sorulsa, belki özürlülere işyerlerinde kontenjan ayrılmasını da ‘eşitlik’e aykırı bulacaklar, bu kadar geri bir noktadalar anlayacağınız.
***
Tanzimat Fermanı’nın beğeneni var beğenmeyeni. Ama bir gerçek var: Bugün idarenin bütün işlemlerine yargı yolu açıksa ve bir Danıştay’ımız varsa, o yolu açan gelişmelerin başında Tanzimat Fermanı geliyor.
Bence Tanzimat Fermanı’nı iptal etme olasılıklarını yeniden gözden geçirmeli Danıştay’ın hakimleri. Verdikleri kararın ardındaki ideolojiyi ve felsefeyi öğrenmeye çalışmalılar.

radikal



Bu yazı 421 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Temmuz 2012 ‘Tanrı Parçacığı’ bize neler vaat ediyor?
    • 10 Mart 2012 Tartışmayı içerikten biçime kaydırmak
    • 25 Haziran 2011 PKK dağdan nasıl iner
    • 26 Şubat 2011 1968 neden 68’de olduysa, şimdi de isyanlar ondan oluyor
    • 26 Aralık 2010 Seçim soruları: AK Parti kaç alacak, ya CHP?
    • 2 Kasım 2010 PKK’nın içine girdiği açmazı görmek
    • 31 Ekim 2010 ‘Kırmızı Kitap’efsanesinin sırları
    • 27 Temmuz 2010 Askeri vesayetin hukuki altyapısı
    • 24 Temmuz 2010 Enerji stratejimiz var mı?
    • 21 Temmuz 2010 Sahiden 12 Eylül'ü mü oylayacağız?
    • 14 Temmuz 2010 İran çelişkileri ve iç politika yansımaları
    • 7 Temmuz 2010 Liderler neden görüşecek, neyi görüşecek?
    • 5 Temmuz 2010 Dindar solcular
    • 3 Temmuz 2010 Kılıçdaroğlu, bu kafayla hiçbir şeyi çözemez!
    • 26 Haziran 2010 Hep aynı denklemin içine sıkışmak
    • 24 Haziran 2010 Eşit yurttaşlığa dayalı demokratik cumhuriyet
    • 13 Haziran 2010 Karpuz gibi ortasından ikiye bölünmüş ülke...
    • 6 Haziran 2010 Mahkûmun açmazı: Hayattaki karşılığı
    • 24 Mayıs 2010 Maalesef bizde hattı muhalefet yoktur, sathı muhalefet vardır
    • 4 Mayıs 2010 Eski defterleri açmak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,349 µs