En Sıcak Konular

Cengiz Çandar


Cengiz Çandar
0 0 0000

Ayağa kalktık soruyoruz: Ne oluyor?



Bayramların ‘barış ve kardeşlik’ getirmesi bir basmakalıp dilekten ve temenniden öteye gitmiyor. Siyasilerin adeta otomatiğe bağlanmış bayram bildirileri var. Her bayram önceki yayımlanır, kimse de kulağını uzatıp dinlemez bile.
Kendi içinde barışık olmayan toplumların bu barışık olmama durumunu aşmadıkları takdirde, bayram günlerine ‘barış ve kardeşlik’ duyguları içinde girmeleri de beklenemez.
Hem bayram günleri kavganın teneffüse çıkmış bir hali midir ki, onca husumet dolu polemikler Ramazan Bayramı’na üç, Kurban Bayramı’nda dört gün boyunca kesilecek, bütün ülkeyi bir ‘barış ve kardeşlik havası’ kaplayacak, bayram ertesinde bıraktığımız yerden boğazlaşmaya devam edilsin?
Bu bayramın bu anlamda bir istisna olması gerekmiyordu, olmadı da zaten. Üstelik, bu bayramın bir özelliği var; bayram arifesinde haberi, bayramın ilk günü kendisi gelen subay tutuklamalarıyla ‘Kafes Operasyonu’ medya tarafından içine tıkıldığı ‘Kafes’ten çıktı.
Yakın tarihimizin en dehşet verici cunta örgütlenmesi, askeri darbe için ortamı hazırlama planı kamuoyunun gözleri önüne serilmeye başladı.
Bu bayramın en güzel, en olumlu yanıydı bu.
***
Bayramın ikinci günü ise Genelkurmay’ın konuyla ilgili internet sitesinden yayımladığı açıklaması geldi. Laf olsun cinsinden bayramı hatırlayan, hatırlatan ve iyi dileklerin sunulduğu tek bir cümleye yer vermeyen klasik, basmakalıp bir Genelkurmay açıklaması.
Şu cümlelere bakın: “Halen devam etmekte olan bir soruşturmayla ilgili olarak bazı yayın organlarında haberler ve yorumlara yer verildiği görümelidir. Söz konusu soruşturmaya İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 05 Kasım 2009 tarihinde başlanılmış ve olayın medyaya yansıdığı 19 Kasım 2009 tarihine kadar, 24 askeri personel ifade vermeye gönderilmiştir. Gerçek bu iken, olayın 19 Kasım 2009 medyaya servis edilmesinin nedenleri üzerinde düşünülmelidir.”
Tercümesi: Ortada bir soruşturma vardır ve Silahlı Kuvvetler’in bünyesinden 24 kişi kimsenin haberi olmadan sessiz sedasız ifade vermişken, 19 Kasım günü  ‘Kafes Operasyonu Eylem Planı’ medyada -Taraf gazetesi- haberi patlamıştır. Dikkatlerinizi bunu sızdıranların ve yayımlayanların niyeti üzerine çevirin. Bunların niyeti bozuk.
Genelkurmay açıklaması, ifade verenlerin çoğunun serbest bırakılmış olduğunu belirttikten sonra şu ifadeye yer veriyor:
“Hal böyle iken, ortaya atılan her iddiayı peşinen doğru kabul eden ve bunu başkalarına da kabul ettirmeye çalışan bir zihniyetin mensupları, ısrarla yargı sürecini etkilemek ve soruşturma kapsamında adı geçen herkesi suçlu, her iddiayı doğru kabul eden bir gayret içine girmişlerdir.”
Kâğıt üzerine itirazı mümkün olmayan, doğru gibi gözüken bir açıklama. Ama Genelkurmay’ın Ergenekon soruşturma sürecindeki tüm açıklamaları gibi sorunlu. Genelkurmay, yine parmağını içine çevirmek yerine dışarıya sallamak adetinden kendisini kurtaramamış.
Eğer Genelkurmay’ın tepesi, ‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı’na soruşturmanın sonucunu beklemeden ve hem de soruşturmanın gidişatını tam da kendisinin orayı burayı uyardığı noktada kendi uyarı tarzını ihlal ederek ‘kâğıt parçası’, bu arada Poyrazköy kazısında çıkan LAW silahlarını ‘boru’ diye niteleyerek küçültme ve küçümseme yönüne yapmasaydı, açıklamalarının bir ağırlığı olurdu.
Ne yazık ki, Genelkurmay açıklamaları, Genelkurmay’ın apaçık gözüken ‘kol kırılsın yen içinde kalsın’ tavrı nedeniyle sadece ağırlığını değil inandırıcılığını da büyük ölçüde zedelemiştir.
Poyrazköy kazılarından çıkan silahlar, Koç Müzesi’nde bir denizaltıya patlayıcı yerleştirip çocukları oraya sevkedip havaya uçurtmak ve suçu başkalarının üzerine yıkmak gibi vicdanla, akılla insanın sahip olduğu herhangi bir hasletle açıklanamayacak kirli hesaplar ve provokasyonlar ile ‘Kafes Operasyonu’ arasında irtibatlar ortaya çıktı.
Genelkurmay, bu tür oluşumların üzerine kararlılıkla gitseydi, bugünlerde ağırlığı kalkmış, inandırıcılığı zedelenmiş açıklamalar yapmak zorunda kalmazdı.
***
Peki ne malum bunların doğru olduğu? Bunlar ‘hukuken’ şu anda ‘iddia’dan ibaret ve dolayısıyla bunlarla ilişkili adı geçen kişiler de şu anda ‘masum’ sayılmak zorunda.
Genelkurmay’ın dediği de bu zaten.
Gelin İsmet Berkan’ın dünkü yazısındaki şu satırları bir kez daha hatırlayalım:
“Biliyorsunuz, bir ihbar üzerine İstanbul’da Boğaz’ın Karadeniz çıkışına yakın, Deniz Kuvvetleri’nin meşhur SAS-SAT komandolarının eğitim alanının neredeyse bitişiğinde bir arazide kazılar yapıldı, toprağa gömülmüş durumda dehşet verici saldırı silahları ve patlayıcılar bulundu. Bu bulunan silah ve mühimmatla ilgili yapılan soruşturma geçenlerde ansızın hareketlendi, çok sayıda üniformalı asker sorgulandı, son olarak da bir yarbay ile iki albay hakkında tutuklama kararı verildi.Soruşturma sırasında bir bilgisayar CD’sinde, elektronik anlamda ‘gizlenmiş’ bir dosya bulundu. Bu dosyada ‘Kafes’ adı verilen bir planın ayrıntıları vardı. Ayrıntılar dehşet vericiydi. Gayrımüslim vatandaşlara yönelik saldırı planları, çoluk çocuğa yönelik saldırı planları, suikast planları vs. Bu planlar, bazıları yüksek rütbeli asker kişilerce hazırlanmıştı iddiaya göre ve asker kişiler tarafından da uygulanacaktı. Ancak yapılacak terör saldırıları bir biçimde, en azından fikri düzeyde, başkalarının üzerine yıkılacaktı. Bu ülkede, ülkeyi terör ortamına sokup istikrarsızlaştırmayı planlayacak kadar habisleşmiş ruhlar yaşıyor ve biz de şaşırmıyoruz, bu durumu öğrenince hep birlikte ayağa kalkıp ‘Ne oluyor’ demiyoruz.”
Tek bir itirazım var: Hayır. Hep birlikte değilse de, birçoğumuz ayağa kalkıp ‘Ne Oluyor’ diyoruz.
Genelkurmay da buna kızıyor işte. ‘Ne oluyor’ demeyelim, ‘kol kırılsın yen içinde.’ Öyle istiyorlar.
Biz buna da ‘Olmaz öyle şey’ diyoruz.
Siz ne diyorsunuz?



Bu yazı 377 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Mart 2012 'İç savaş salgını' ve 'korunma yolları'...
    • 8 Şubat 2012 Türkiye, Suriye'de savaşa mı gidiyor?
    • 13 Temmuz 2011 Diyarbakır DTK'nın, BDP Ankara'nın
    • 22 Haziran 2011 Türkiye'nin doğru Suriye pusulası
    • 14 Haziran 2011 Yeni anayasa için AK Parti-BDP-CHP uzlaşması
    • 13 Mayıs 2011 İktidar Kürt sorununu anlamalı
    • 16 Nisan 2011 AK Parti'nin Güneydoğu'da 'siyasi ricatı...'
    • 12 Nisan 2011 Aday listelerini okuma kılavuzu
    • 1 Mart 2011 Hoca ve 28 Şubat'ın cenazesi
    • 22 Şubat 2011 Libya: Osmanlı dominosu ve Bingazi'deki kan davası
    • 19 Şubat 2011 Ergenekon faturası
    • 5 Şubat 2011 Mısır'ın tarih yazdığı gün...
    • 8 Ocak 2011 Hizbullah tahliyesi mi rönesansı mı?
    • 5 Kasım 2010 TAK, ne kadar PKK, ne kadar 'Ergenekon?'
    • 29 Ekim 2010 'Tek Cumhuriyet'in iki Ankara'sı
    • 26 Ekim 2010 Bu gidişle katilden çocuk yaratılacak
    • 6 Ekim 2010 Washington'daki Türkiye
    • 1 Ekim 2010 Daha seyahatin başı, çözümün eşiği değil...
    • 29 Eylül 2010 Türkçeye onurunu iade edin
    • 21 Eylül 2010 Hakkâri provokasyonuna inat

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,206 µs