En Sıcak Konular

Cengiz Çandar


Cengiz Çandar
0 0 0000

Çuvala sığmayan 'kâğıt parçası'...



‘Kâğıt parçası’ mı?
Haziran ayında Taraf gazetesinin patlattığı Genelkurmay karargâhında ‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı’ başlıklı
Ak Parti iktidarının ‘faul’le devrilmesine yönelik belge için Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ
böyle demişti.
Ortada bir belge fotokopisi vardı ama belgenin aslı ortada olmayınca, formel hukuk açısından söz konusu
belge bir ‘kâğıt parçası’ değeri taşıyacaktı ve Genelkurmay Başkanı kalkıp ‘kâğıt parçası’ dediğine
göre akan sular da durdu.
Gerçi, böyle bir belgenin varlığından kuşku duymayanlar vardı ama aslı ortaya çıkmadıkça, Genelkurmay karargâhının geçmiş benzer örneklerden ‘Andıçlar falan’- kaynaklanan ‘şaibe’si kalkmasa da, hukuk süreci açısından anlamlı bir doğrultuda ilerlemek pek zordu.
‘Kâğıt parçası’nın değersiz bir kâğıt parçası olmadığı, ortada ‘kapı gibi’ bir belgenin bulunduğu, belgenin aslı Ergenekon savcılarının eline ulaşınca anlaşıldı. Adlî Tıp Kurumu, beş sayfalık ve bir muvazzaf subay tarafından kaleme alınan ‘ihbar mektubu’ ile birlikte savcılara ulaştırılan ‘belge aslı’ üzerinde yaptığı incelemede, belgenin altındaki ‘ıslak imza’nın Dz. Kurmay Albay Dursun Çiçek’e ait olduğunu ortaya koydu.
Bu noktadan itibaren iş ciddileşiyor, çünkü söz konusu olan Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un tanımlamasıyla ‘kâğıt parçası’ olmaktan çıkıyor.
Genelkurmay Başkanı bu durumda daha önce söz verdiği gibi ‘TSK açısından yasaların öngördüğü işlemi tereddütsüz yapmak’ için harekete geçeceğine, ‘ıslak imzalı belge’nin -yani ‘kâğıt parçası olmayan’- medya organlarına nasıl sızdığına ilişkin tepki gösteren bir Genelkurmay açıklamasını kaleme aldı. Bunu gönüllü Genelkurmay sözcüsü konumundaki bir gazetecinin dünkü Milliyet’teki haberinden öğrendik.
Yapılması gereken iş, ‘belge’nin basına nasıl sızdığına öfkelenmek değil, böyle bir ‘belge’nin nasıl hazırlanmış olduğuna ilişkin işlem yapmak.
Esası kaçırıp, ayrıntılara boğulmak anlamlı değil.
Siyasi tarihimizde ibret verici bir hukuksuzluk skandalına ilişkin gereğini yapmak yerine ‘Bu olayın tüm TSK’ya mal edilmesi ve yıpratma kampanyasına dönüştürülmesine karşı çıkmak’ hiç değil.
TSK’yı yıpratma kampanyası yok. TSK içindeki hukuksuzluk halinin böyle örtülmeye kalkışılmasıyla TSK yıpratılmış oluyor. TSK’yı yıpratmanın ve TSK’nın yıpranmasının önüne geçmek, hukukun önüne
geçmemekle mümkün olacak.
***
Vatan gazetesi dün ‘karargâh kaynaklı’ olduğu besbelli ve bunu zaten açıkça ima ettiği şu ‘5 soru’ya ‘komuta kademesi’nin bakışı olarak manşetinden yer verdi:
“O belge ilk çıktığında ‘kâğıt parçası’ demiştik.
Gerçek olduğu anlaşılırsa, elbette gereğini yaparız.
Bir Albay için TSK zan altında bırakılacak değil. Ancak şu soruların cevabı da verilmeli:
1. Islak imzalı belgenin yeni ele geçtiğine inanmamızı kimse beklemesin... Neden gerçek dedikleri belgeyi şimdi ortaya çıkarıyorlar? Neyi beklediler?
2. Orijinal denilen belge neden soruşturmanın yürütüldüğü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yollanmadı?
3. Askeri personele sivil yargı yolunu açan değişiklik Anayasa Mahkemesi’nde. Mahkeme kararıyla yargı makamı belli olsun. Neden bu kadar acele ediliyor?
4. Neden basına servis yapılıp acele kamuoyu baskısı yaratılıyor?
5. Belgenin gerçekliğiyle ilgili şüphemiz var. Hukuk ve akıl dışı bu belgenin sınıflarını birincilikle bitirmiş bir Kurmay Albay’ın hazırlamış olmasını mantığımız almıyor.”
Bu soruları, İlker Başbuğ’un bizzat kaleme aldığı ileri sürülen Genelkurmay açıklaması ile aynı dalga boyunda. Ne var ki, bu soruların cevaplarının aranması, şu gelinen noktada atın önüne arabanın konulmasından, esası bırakıp ayrıntılara gömülmekten başka bir şey değil.
Soruların her birine verilecek cevaplar var. Hele en son soru, yani ‘mantığımız almıyor’ denilen soru
mantıklı değil. Böyle bir ‘hukuk ve akıl dışı’ belgeyi ‘sınıflarını birincilikle bitirmiş bir Albay’ın kaleme alması’nda tuhaf ne olabilir ki? Ergenekon sanıkları arasında kuvvet komutanlığı yapmış, MGK Genel
Sekreteri sıfatını taşımış orgeneraller bulunuyor.
Ergenekon dosyasında ‘Darbe Günlükleri’ yer alıyor. Dosyadaki bulgular ‘hukuk ve akıl’ ile ne kadar bağdaşıyorsa, söz konusu ‘ıslak damgalı belge’ de o ölçüde bağdaşır.
İşin esası şu: Genelkurmay karargâhı, Adlî Tıp Kurumu tarafından ‘gerçekliği’ belirlenmiş bir belgenin varlığını kabul ediyor mu, etmiyor mu?
Binbir polisiye roman sorusunu bırakalım, şu basit soruya cevap arayalım en başta: ‘Kâğıt parçası’ denilen kâğıt parçası değil, Adlî Tıp Kurumu’nun ‘gerçekliği’ne dair rapor verdiği ‘ıslak imzalı’ belge olduğuna göre, mesele, bunun basına nasıl sızdığı ile mi uğraşmaktır;
yoksa nasıl hazırlandığı ve bunun sorumlusu ya da sorumlularının kimler olduğu ile mi?
H H H
‘Mesele’ de galiba burada başlıyor. Çünkü beş sayfalık ‘ihbar mektubu’nda iş ‘ıslak imza’ sahibi Albay’ı aşıp, generallere ulaşıyor. Bir ‘gerçek belge’ düşünün ki,
1. Ak Parti’yi bölmek;
2. Fethullah Gülen cemaatini şiddet ve silah ile ilişkilendirmek;
3. Alevilere ilişkin provokasyonlar ile toplumda bir çatışma ortamı oluşturmak amacı gütsün ve buradan yola çıkarak ‘meşru olmayan yollar’dan iktidarı devirmek hedefine yönelmiş olsun.
Ve biz işi gücü bırakıp, bu ‘gerçek belge’ nasıl ve niçin sızdı diye uğraşarak, ‘böyle hukuk devleti olur mu?’ diye sorgulamayla yan yollara sapalım; ama özü itibarıyla ‘hukuk devleti’ne kastetmiş olan böyle bir ‘belge’nin kim tarafından ve niçin hazırlandığını göz ardı edelim.
Mızrak çuvala sığmıyor...

radikal



Bu yazı 282 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Mart 2012 'İç savaş salgını' ve 'korunma yolları'...
    • 8 Şubat 2012 Türkiye, Suriye'de savaşa mı gidiyor?
    • 13 Temmuz 2011 Diyarbakır DTK'nın, BDP Ankara'nın
    • 22 Haziran 2011 Türkiye'nin doğru Suriye pusulası
    • 14 Haziran 2011 Yeni anayasa için AK Parti-BDP-CHP uzlaşması
    • 13 Mayıs 2011 İktidar Kürt sorununu anlamalı
    • 16 Nisan 2011 AK Parti'nin Güneydoğu'da 'siyasi ricatı...'
    • 12 Nisan 2011 Aday listelerini okuma kılavuzu
    • 1 Mart 2011 Hoca ve 28 Şubat'ın cenazesi
    • 22 Şubat 2011 Libya: Osmanlı dominosu ve Bingazi'deki kan davası
    • 19 Şubat 2011 Ergenekon faturası
    • 5 Şubat 2011 Mısır'ın tarih yazdığı gün...
    • 8 Ocak 2011 Hizbullah tahliyesi mi rönesansı mı?
    • 5 Kasım 2010 TAK, ne kadar PKK, ne kadar 'Ergenekon?'
    • 29 Ekim 2010 'Tek Cumhuriyet'in iki Ankara'sı
    • 26 Ekim 2010 Bu gidişle katilden çocuk yaratılacak
    • 6 Ekim 2010 Washington'daki Türkiye
    • 1 Ekim 2010 Daha seyahatin başı, çözümün eşiği değil...
    • 29 Eylül 2010 Türkçeye onurunu iade edin
    • 21 Eylül 2010 Hakkâri provokasyonuna inat

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,903 µs