En Sıcak Konular

A. Edip Kayılı



A. Edip Kayılı
0 0 0000

Sessiz gemi ve üç güzel yolcu



İnsan, ölümlü varlık. Bir hayata doğuyoruz, bir şekilde yaşıyor ömür geçiriyoruz, sonra çekip gidiyoruz. Ansızın geliyor ölüm. Sanki ölüm meleği, çoğu kere haber vermeden evimizi ziyarete gelen dostumuz gibi. Ne bir haber, ne bir selam… Çat kapı, çıkıp geliyor.

Hayır, tamamen de habersiz değil. Belki pek çok kere haber veriyor da, biz pek farkına varmıyoruz. İşimize gelmiyor. Duymak istemiyoruz. Seviyoruz bu hayatı. Çocuklarımızı, eşimizi, işimizi, nice zorluklarla elde ettiğimiz servetimizi ve nice sıkıntılarla geldiğimiz mevki ve makamı düşünüyoruz. O yüzden, gelen haberleri duymuyoruz.

Kulaklarımız işitmiyor. Gözlerimiz görmüyor. Duymak ve işitmek istemiyoruz; ara sıra kapımızı çalan hastalıkları, aklaşan saçlarımızı, eğilen belimizi ve tükenen gücümüzü. Bir bir veda edip gidiyor dostlarımız, sevdiklerimiz, yaşlı genç tanıdıklarımız. Yahut her gün okuduğumuz gazetede ilanları görmeye veya yaşadığımız şehirde minarelerden okunan salayı duymaya imkânımız yok. Yaşayıp gidiyoruz.

Şehrin dışına attık mezarlıkları. Sağ olsun hiç ölmeyeceğini vehmeden belediye reislerimiz, valilerimiz ve parti başkanlarımız şehrin orta yerindeki hazireleri, mezarlıkları yıkıverdiler. Sanki yıkıverdiler de ölümden kurtulduk. Biz ölümden kaçtık, ama ya o; o kaçıverdi mi? Bıraktı mı bizi? Nerede o belediye reisleri, valiler ve parti başkanları? Nerede mezarlıkları şehrin dışına çıkarma yahut yıkıp yok etme telaşındaki zevat? Sahi neredeler?

Şehirlerin kadim mezarlıklarını birer birer yıktık. Yıkılan mezarlıkların yerine büyük parklar kuruldu, oralarda gezindik, oturduk, nefeslendik, dostlarımızla sohbet ettik… Yahut yollar yapıldı, her gün gelip geçtik o yolun üzerinden… Kimi şehirlerde belediye işhanları kuruldu bu eski mezarlıklar üzerinde; girdik orada alış veriş yaptık, üst kattaki avukat dostumuzun yahut muhasebecimizin yanına uğrayıp çayımızı içtik, sohbet ettik. Fakat burasının bir dönem mezarlık olduğunu bize kimseler söylemedi.

Ölümü unuttuk. Unuttuk da, acaba o bizi unuttu mu? Bu mümkün mü? Zamanı gelince, ansızın gelip kapımızı çalacak. Ölüm kendisini unutanı da unutmayanı da ziyaret edecek. Ziyaret edecek ve yolculuk başlayacak. Bir yandan o hüsnüne hayran olduğumuz nazik bedenimiz, ağaç ata binecek, dört vefalı dostun omzunda serin serviliklere doğru yol alacak.  Öte yandan can kuşu, ten kafesinden kurtulacak, sessiz gemiye binip asli vatana göçecek.

Geldiğimiz gibi gideceğiz. Hem yalnız geldik, yalnız gideceğiz, hem de kefenin cebi olmayacak. Uğruna neler feda ettiğimiz paramız, makamımız ve itibarımız burada kalacak. Yalnız yolumuzu iman aydınlığı nurlandıracak, yaptığımız hizmetler ve hayır dualar eşlik edecek. Evet, onurlu ve şerefli duruşumuz, sevgimiz, bıraktığımız hoş nefesimiz… Manamız. Özümüz yoldaşlık edecek.

Yaptığı hizmetleriyle gönüllerde taht kuran üç güzel insanı uğurladık. Kalem, bu üç güzel insanın hatırasına yazdı. Üç güzel yolcu… Biri, “yorgun savaşçı” sinemacımız Halit Refiğ, ötekisi Babıâli’nin mukaddesatçı kalemi Ergün Göze ve nihayet hadis ilminin hâdimi Prof. Dr. İbrahim Canan.

Kim ne derse desin Halit Refiğ, bize ait değerleri çarpıtmadan, komplekse girmeden, yüksünmeden beyaz perdeye aktardı. Nice sıkıntılar çekti, ama eğilmedi, alçalmadı, sabırla çalıştı, eserler verdi. Geride güzel bir ad ve bunca güzel eser bırakarak suskunlar ülkesine hicret etti.

Babıâli’nin eski mukaddesatçı kalemlerinden olan Ergün Göze, çocukluğumun gazetecisiydi. Daha sonraki dönemlerde Ergün Beyle tanışmış, birkaç defa yayınevindeki odasında sohbet etmiştik. Fakat bazı konularda, bilhassa bir kısım siyasi mülahazalarında ondan çok uzağa düştüğümü görmüştüm. Varsın olsun; hep aynı düşünsek, ortada fikir kalır mı? O, kendi doğrularıyla nice güzel hizmetlere vesile oldu. Bir yayıncı olarak nice güzel eserler neşretti. Tercümeler yaptı, eserler telif etti. Ansızın kapısını çalan melekle dost illerine sefere çıktı.

Bitmeyen bir heyecan ve tükenmeyen bir azimle çalışan İbrahim Canan hoca, telifleri, tercümeleri, konferansları ve yetiştirdiği talebeleriyle bu toprağa hayat veren mümtaz şahsiyetlerden biriydi.  Çok velut, çok üretken bir insandı. Hep okudu, araştırdı, yazdı ve konuştu. Bir ömür hizmetle geçti…  Ve yine bir konferans sonrası elim bir kaza ile beka semtine göçtü.

Sessiz geminin bu üç yolcusu, ölümü hiçbir zaman unutmamışlardı. O hatırlayışla nice güzel çalışmalar yaptılar. Ürettiler… Güzelliklerin tesisi için çalıştılar. Yalnız değil, geride bıraktıkları hoş nefesle sırlandılar.

Evet, insan ölümlü varlık. İnsan sırlı varlık. Bir gün ansızın geliverir sessiz gemi… Birden demir atıyor hayat limanına. Sen sebeplere sığınıyorsun; hastalık diyorsun, kalp krizi diyorsun, trafik yahut iş kazası diyorsun, doğal afet diyorsun… Ne dersen de, nasıl tanımlarsan tanımla; ama şunu bil ki, sen onu unutsan da, yolun suskunlar şehrine uğramasan da, o gemi bir gün gelir.

Evet, sessiz gemi can kuşunu aslı vatana götürmek için gelir. Onun demir attığı hayat limanı sadece hastane yahut ev değil, belki bir caddenin orta yeri, belki bir parktaki bank, belki dükkânında alacak verecek hesapları yaptığın o muhteşem koltuğun, belki ders anlattığın kürsü, belki zaman zaman oğlunla balık tuttuğun sahil… Zamansız gelir. Beklenmedik bir yerde karşına çıkıverir.



Bu yazı 2,063 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 4 Kasım 2011 Kurban yakınlaşmadır
    • 30 Ekim 2011 İyi ve güzel olanı görmek
    • 27 Ekim 2011 Sabır...Yine sabır
    • 28 Haziran 2011 Yükseliş Günü
    • 9 Mart 2011 Kar yağıyor sokaklarına şehrin
    • 21 Şubat 2011 Şehrin delisi
    • 29 Eylül 2010 Yeni müftümüz Prof. Dr. Işıklı
    • 4 Eylül 2010 Kadir kadrinizi yüceltsin
    • 26 Mayıs 2010 Kerbela’nın İzinde
    • 26 Nisan 2010 Hikmeti aramak
    • 11 Ocak 2010 Arşivlerimiz ve kaybolan heyecan
    • 17 Aralık 2009 Kuyular kazmak ve sevgiliyi anmak
    • 23 Kasım 2009 Kaybolan safiyet
    • 16 Ekim 2009 Sessiz gemi ve üç güzel yolcu
    • 26 Eylül 2009 İçimizdeki şiddet
    • 18 Eylül 2009 Güle güle Ramazan
    • 14 Eylül 2009 Sel felaketi ve kaybolan insanlık
    • 8 Eylül 2009 İsyancı ruhlara ihtiyaç var
    • 2 Eylül 2009 Neden kendimiz olamıyoruz?
    • 27 Ağustos 2009 Jose Mourinho müftü mü?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,457 µs