En Sıcak Konular

Cengiz Çandar


Cengiz Çandar
0 0 0000

'Kürt açılımı'nın gazı kesilmezse...



Bandırma’da dün feribota binmek üzere iskeleye yanaştım. Bilet gişesinde beni gören görevli dışarı fırladı, önümü kesti ve soluk soluğa sorusunu sordu: “Kürt açılımı hakkında ne düşünüyorsunuz?”
Sorusunun cevabını beklemeden kendi düşüncesini açıkladı, “Yıllarca bu memleketteki insanları birbirlerine düşürmüşler. Size bir şey söyleyeyim mi, eğer hükümet bu konuda geri adım atarsa altında kalır. Bir daha belini doğrultamaz. Ama ayaklarını gazdan kesmezlerse muhalefet biter. Çünkü halk bunu destekliyor. İnanın bana destekliyor.”
Halkın “Kürt açılımı”nı desteklediğinden en ufak bir kuşku duymadım. Bunu zaten biliyordum.
Bandırma’dan söz ediyorum Şemdinli’den değil. Ülkenin en Batı köşelerinde bile son derece olumlu bir havanın estiğinin farkındayım. Doğu’da esen havanın nasıl olduğunu yaz boyu gözlerimle gördüm, kulaklarımla işittim.
Kaba milliyetçi söyleme, bu söyleme en açık olduğu varsayılan Karadeniz’in bile itibar etmediğini, Başbakan’ın baba memleketi Güneysu’dan yükselen “Potomya seninle gurur duyuyor tezahüratı”nın sembolizmi, bizlere gösteriyor.
Türkiye, Ramazan ayına ülkenin her yerinde esen güçlü “kardeşlik duyguları”yla giriyor. Bunca yıldır bu ülkede toplumun içinde böylesine iyi niyetli, iyimser ve olumlu nabız atışlarına pek rastlamadığımı söylersem, abartmış olmam.
***
Bu olumlu “kardeşlik duyguları”na MHP ve CHP liderleri tarafından seslendirilen tepkisel söylem ve halk içinde “bölücü nefret tohumları” ekme gayretlerinden gayrı, “bizim mahalle” çevrelerinde ortaya atılan üç tür sözde argüman var.
1.Bu “Kürt açılımı”, Amerika istediği için başlatıldı. Zamanlamanın, Amerika’nın Irak’tan çekilme planı ile yakından ilişkisi var.
2.“Kürt sorunu”nu çözmek için Kürtlere “açılım”dan söz ederken, bir “Türk sorunu” yaratılmış oluyor. Bunun altından hiç kalkılmaz. Ülke çözülür.
3.Bir referandum yapılsın, Kürtlere ayrılmak isteyip istemedikleri sorulsun; ayrılalım sayısı azınlıkta çıkarsa bu tartışmayı kapatalım, çoğunlukta çıkarsa bunun aşamalarını tartışmaya başlayalım.
Bu üç ipe sapa gelmez argümanın ortak noktası, “Kürt açılımı”ndan duyulan rahatsızlık. Halk ne ister, ne düşünür, halkın çıkarları nedir gibisinden hiç kaygı duymamış olan “beyazlar”ın “Kürt açılımı”na karşı koymaya çabalayan MHP ve CHP liderlerinin “yedek gücü”
olarak ortaya attığı sözümona tezler bunlar.
Birinci soruyu bana birkaç gün önce “Amerika’nın Sesi Radyosu” da sordu. Ben de karşılığında, “Amerika, Türkiye’ye ne zamandan beri bu sorunu askeri yollarla çözün, başka yolu yoktur diye bir telkin yaptı?” diye sordum.
Abdullah Öcalan’ı paketleyip 1999’da teslim eden Amerika. Kuzey Irak’ta Türk Silahlı Kuvvetleri’ne PKK’ya ilişkin olarak “aktif istihbarat desteği” sağlayan da Amerika. Ancak, ta 1999’dan beri her vesile ile “Bu sorunu siyasi yollardan, demokrasi içinde çözün” telkininde bulunan da Amerika.
“Kürt açılımı” zamanlamasıyla, Amerika’nın Irak’tan çekilmesi arasında nasıl bir doğrudan irtibat kurulabiliyor, anlamak mümkün değil. Amaç, kaba anti-Amerikancılık ile, “Kürt açılımı”na karşı çıkmak.
Yani, madem Amerika istiyor, Türkiye’nin en önemli sorunu çözümsüz kalsın, Kürtlerle boğazlaşmaya, Kürt haklarını hasır altı etmeye devam. Bu kaba anti-Amerikanizm’in, bu
konuda gidebileceği bir başka nokta var mı?
Bu arada, “Amerika’nın Sesi”ne bir şey daha söyledim; “Türkiye’de Kürt sorununun çözüm yoluna girmesi için Amerika’nın telkinine ihtiyaç yok. Sorunun çözülmesini biz istiyoruz, biz. Türkiye’de bizler bunca yıldır bunun mücadelesini yürütüyoruz. Türkiye’nin milyonlarca Kürt vatandaşı da istiyor. Bu, bizim sorunumuz. Çözümü için nice bedellerle on yıllardır mücadelesi verilen bir sorun.”
Türkiye’de Türk-Kürt beraberliği için mücadele etmemiş olan, bedel ödememiş olanlar anlamaz. Onun için gider Amerika’yı ararlar, Amerikalılara sorarlar.
Biz mücadelemizi ürün alma noktasına gelindiğinde, Amerika’ya bağlayarak küçültemeyiz.
Hem “zamanlama” niçin bu kadar şaşırtıyor ki? Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, aylardır Kürt sorununa ilişkin olarak “Yakında iyi şeyler olacak”, “Bir fırsat penceresi açıldı” gibi mesajlarla adeta siren çalarak duyurmamış mıydı, bugünlere yaklaştığımızı?
“Kürt açılımı”nın bir sürpriz etkisi olabilir mi ki, öküzün altında buzağı aramak gereksin?
İkinci argüman, “şantaj” ve “tehdit” kokuyor. Kürtler kimlik haklarına karşı çıkarsa niçin “Türk sorunu” doğacakmış? Türkler, Kürtlerin sahip olacağı kimlik haklarından mahrumlar mı ki? Kürtçe üzerinde dil engelleri kaldırılınca, insanlar ana dilleriyle rahatça iletişim kurabilir ve öğrenim görürlerse, Türkler bundan niçin incinsin?
Bu tezi savunanlar, Türk kavramını “barbarlık” ve “hoşgörüsüzlük”le eşanlamlı kullandıklarının ve aslında “Türklük”e hakaret ettiklerinin farkındalar mı acaba?
Bu gibi safsatalarla vakit tüketenler, Türkler ile Kürtler arasında “din birliği” gibi çok sağlam bir sıva bulunduğunu hiç akıllarına getirmiyorlar. Türkler Türk olarak sahip oldukları haklardan, vicdanları gereği, Kürtlerin de yararlanmasına itiraz edecek, etmesi gerekecek bir ulusal topluluk değildir.
Tarih boyunca olmadılar. Şimdi de değiller.
Üçüncü tez ise, tam bir Ankara bürokratı-İstanbul diplomalısı fantezisi. Milyonlarca Kürt içinde “ayrılıkçı” görüşlere sahip olanlar mutlaka vardır. Ancak, “ayrılıkçı bir platform”la bundan tam 25 yıl önce silahları ateşleyerek yola çıkmış olan PKK bile uzun süredir “ayrılık”ı, “bağımsız Kürt devleti”ne ağzına almazken, “Kürt açılımı” tam da Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt vatandaşlarının ülkeye demokratik haklarıyla “re-entegrasyonu”nu öngörürken ve bu hamle, tüm ülkede büyük bir heyecan yaratmışken, bu “söylem” ve bunun için “referandum yapılması” önerisi kadar, günün gerçekleriyle ilgisiz ve manasız bir şey olabilir mi?
Olmayan bir talebi gündeme getirmenin, olabileceklerin yaygın biçimde tartışıldığı şu dönemde “Kürt açılımı”nı mayınlama girişiminden başka bir anlamı olabilir mi?
***
“Kürt açılımı” bir yönüyle de, Türkiye’de Türk-Kürt birliğine bozmaya yönelen tezlere ve girişimlere karşı keskin bir “ideolojik mücadele”yi gerektiriyor.
“Kürt açılımı”na Türk milliyetçiliğinin (ve aynı zamanda Kürt milliyetçiliğinin) birer “türevi” karşı. Karşı olanlar, Türk-Kürt milliyetçilerinin MHP ve CHP lider kadrolarıyla ve PKK içinde yuvalanmış milliyetçi Kürtlerden ibaret değil.
Türkiye’de 80 yıllık var olan “vesayet rejimi”nden nemalanmış olanlar, “bürokratik elit mensupları” ve bir kısım “beyazlar” da, rahatsızlar. Onlar, halkın rahat edeceği her şeyden genellikle rahatsız olurlar. Sınıf meselesi. “Bizim mahalle”nin “ayrık otu” olarak, mahallemizin sakinlerini iyi tanırız.
Hükümet, “Kürt açılımı”ndan gazı kesmedikçe, giderek büyüyecek halk desteğiyle, Kürt açılımı karşıtlarının “gazı” kesilecek...

radikal



Bu yazı 241 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Mart 2012 'İç savaş salgını' ve 'korunma yolları'...
    • 8 Şubat 2012 Türkiye, Suriye'de savaşa mı gidiyor?
    • 13 Temmuz 2011 Diyarbakır DTK'nın, BDP Ankara'nın
    • 22 Haziran 2011 Türkiye'nin doğru Suriye pusulası
    • 14 Haziran 2011 Yeni anayasa için AK Parti-BDP-CHP uzlaşması
    • 13 Mayıs 2011 İktidar Kürt sorununu anlamalı
    • 16 Nisan 2011 AK Parti'nin Güneydoğu'da 'siyasi ricatı...'
    • 12 Nisan 2011 Aday listelerini okuma kılavuzu
    • 1 Mart 2011 Hoca ve 28 Şubat'ın cenazesi
    • 22 Şubat 2011 Libya: Osmanlı dominosu ve Bingazi'deki kan davası
    • 19 Şubat 2011 Ergenekon faturası
    • 5 Şubat 2011 Mısır'ın tarih yazdığı gün...
    • 8 Ocak 2011 Hizbullah tahliyesi mi rönesansı mı?
    • 5 Kasım 2010 TAK, ne kadar PKK, ne kadar 'Ergenekon?'
    • 29 Ekim 2010 'Tek Cumhuriyet'in iki Ankara'sı
    • 26 Ekim 2010 Bu gidişle katilden çocuk yaratılacak
    • 6 Ekim 2010 Washington'daki Türkiye
    • 1 Ekim 2010 Daha seyahatin başı, çözümün eşiği değil...
    • 29 Eylül 2010 Türkçeye onurunu iade edin
    • 21 Eylül 2010 Hakkâri provokasyonuna inat

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,280 µs