En Sıcak Konular

Ismet Berkan


Ismet Berkan
0 0 0000

O gece başka ne oldu?



Doğan Yayın Holding CEO’su Mehmet Ali Yalçındağ, mayıs sonunda aradı, önce Beşiktaş’ın şampiyonluğu nedeniyle kutladı, ardından “22 Haziran akşamı bir yere söz verme, bizim evde erkek erkeğe futbol geyiği yapacağız, Aziz Yıldırım, Adnan Polat ve Yıldırım Demirören de davetlimiz” dedi.
O gün Antalya’da olmak gerekiyordu, daha önceden söz vermiştim. Dönüş uçağımı değiştirdim, o akşam İstanbul’da olmak için gereken tedbirleri aldım. Aldım ama 18.40’da Antalya’dan kalkması gereken uçak 19.30’da kalktı, İstanbul’a geldiğimizde pilotumuz 10-15 dakika havada tur atacağımızı söyledi ve ben yemeğe fena halde geciktim.
Vardığımda kalabalık yemek masasında çoktan muhabbet koyulaşmıştı. Fenerbahçe’nin Arda’yı Galatasaray’dan istemesi, hasta Fenerbahçeli gazeteci ve iş insanlarının Adnan Polat’a Galatasaray forması giyme sözü vermesi gibi şakayla ciddiyetin birbirine karıştığı ayrıntıları meraklıları hafta içinde okudular zaten. Sanıyorum başka ayrıntılar da bu hafta Hello dergisinde yer alacak.
Geceyarısına doğru geniş bir ekibin uykusu geldi, onlar gitti. Daha dar bir ekip kahve
içmek için orada kalmaya devam etti. İşte bu bölümde, Fenerbahçeli yönetici Ali Koç, Fanatik gazetesi genel yayın yönetmeni Necil Ülgen’e dönüp spor medyasından şikâyetlerini sıralamaya başladı. Hurra canlı ve kanlı bir tartışma başladı. Meğer Galatasaray yöneticisi Murat Yalçındağ da şikâyetçiymiş, o da dertlerini anlattı. Derken Aziz Yıldırım ve Adnan
Polat da kendi dertlerini söylediler.
Temelde şikâyetler iki kategoride toplanıyor:
1. Yalan ve sansasyonel haberler; 2. Hakarete varan kırıcılıktaki eleştiriler.
Ben kişisel olarak ve gazetecilik mesleğinin bir mensubu olarak bu eleştirilere hak vermeye, eleştiri konularını ortadan kaldırıcı girişimlerde bulunmaya hazırım elbette ama sorun bu kadarla kalmıyor.
O gece de söyledim, örneğin futbola genel anlamda hâkim olan nefret atmosferinin yaratılmasında kulüp yöneticilerinin acaba hiç mi katkısı olmamıştı?
Rekabetle rakibi aşağılama/hor görme arasındaki ince çizgi sık sık aşılmıyor muydu?
Kulüpler gazetecilere sağlıklı bir bilgi aktarımı içinde miydiler, mesela bir konuyu doğrulatmak için gazeteci aradığında karşısında yetkili bir kişiyi bulabiliyor muydu?
Kulüpler doğru haberlerden de şikâyetçi değil miydi?
Kulüpler, muhabirleri kendi içlerindeki gazeteciler değil gazete içindeki kendi adamları olarak görme eğiliminde değil miydi?
Bu soruları sormaya çalıştım, Necil Ülgen ve Hasan Cemal de müdahale ettiler, mesleğimizi savunduk ama hatalarımızı da kabullendik.
Sonra Adnan Polat, gerginleşen ortamı yumuşatmak için bir hikâye anlattı. Bence biraz sonra aktaracağım bu hikâyeyi eğer yaygınlaştırabilirsek, futbolumuzun üzerindeki
kara bulutları biraz olsun dağıtabiliriz.
***
2006/2007 sezonunda Fenerbahçe’nin şampiyonluğu ilan ettiği gün canı sıkılan Adnan Polat, İstanbul’daki meşhur yazlık gece kulüplerinden birine gidiyor, biraz kafasını dağıtmak için.
Gidiyor ama biraz sonra formasını giymiş Fenerbahçeliler sökün ediyorlar oraya. Polat içlerinde tanıdıklarını şampiyonluktan ötürü kutluyor, orada durmaya devam ediyor. Derken Polat’ın yakın arkadaşı ve komşusu ünlü rallici İskender Atakan ve oğlu aynı mekâna geliyorlar, tabii üstlerinde Fenerbahçe formalarıyla. Adnan Polat onları da kutluyor.
Aradan biraz zaman geçiyor, İskender Atakan, Polat’a, ‘Ben gidiyorum’ diyor, ‘Bizim oğlana sen gözkulak ol, sonra da eve getir.’ Polat kabul ediyor.
Gecenin iyice ilerleyen saatinde Adnan Polat, Atakan’ın oğluna ‘Hadi’ diyor, ‘Gidiyoruz.’
Alkolün epey etkisindeki delikanlı Polat’ın arabasında arka koltuğa oturuyor ve başlıyorlar boğaz kıyısında sıkışık trafikte ilerlemeye. Sıkışık trafiğin en önemli nedeni kutlama yapan Fenerbahçeliler.
Arka koltukta oturan delikanlı bir süre sonra camı açıyor, yarı beline kadar dışarı sarkıp yol kesen kutlamacılarla birlikte Fenerbahçe marşları söylemeye başlıyor. Tabii yol kesenler tuhaflığı da fark ediyor. O Fenerbahçeli gencin haykıra haykıra marş söylediği arabayı kullanan kişi de Adnan Polat.
***
İşte futbolumuzun ihtiyaç durduğu dostluk ve hoşgörü tam da bu olsa gerek.

radikal



Bu yazı 331 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Temmuz 2012 ‘Tanrı Parçacığı’ bize neler vaat ediyor?
    • 10 Mart 2012 Tartışmayı içerikten biçime kaydırmak
    • 25 Haziran 2011 PKK dağdan nasıl iner
    • 26 Şubat 2011 1968 neden 68’de olduysa, şimdi de isyanlar ondan oluyor
    • 26 Aralık 2010 Seçim soruları: AK Parti kaç alacak, ya CHP?
    • 2 Kasım 2010 PKK’nın içine girdiği açmazı görmek
    • 31 Ekim 2010 ‘Kırmızı Kitap’efsanesinin sırları
    • 27 Temmuz 2010 Askeri vesayetin hukuki altyapısı
    • 24 Temmuz 2010 Enerji stratejimiz var mı?
    • 21 Temmuz 2010 Sahiden 12 Eylül'ü mü oylayacağız?
    • 14 Temmuz 2010 İran çelişkileri ve iç politika yansımaları
    • 7 Temmuz 2010 Liderler neden görüşecek, neyi görüşecek?
    • 5 Temmuz 2010 Dindar solcular
    • 3 Temmuz 2010 Kılıçdaroğlu, bu kafayla hiçbir şeyi çözemez!
    • 26 Haziran 2010 Hep aynı denklemin içine sıkışmak
    • 24 Haziran 2010 Eşit yurttaşlığa dayalı demokratik cumhuriyet
    • 13 Haziran 2010 Karpuz gibi ortasından ikiye bölünmüş ülke...
    • 6 Haziran 2010 Mahkûmun açmazı: Hayattaki karşılığı
    • 24 Mayıs 2010 Maalesef bizde hattı muhalefet yoktur, sathı muhalefet vardır
    • 4 Mayıs 2010 Eski defterleri açmak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,790 µs