En Sıcak Konular

Ali Bayramoğlu


Ali Bayramoğlu
0 0 0000

Türkiye'nin ipi kimin elinde?



Türkiye'nin iç politikasını doğrudan ilgilendiren, belki de doğrudan parçası olan seçimler yapıldı Avrupa'da.

Son 7 yıl Türkiye'deki tüm tartışma, gerginlik ve gelişmelerin AB etrafında reform ve değişim sürecinde yaşandığını hatırlamakta her zaman fayda var.

Bu açıdan bakıldığında ülke olarak yeni bir eşikte olduğumuz ortadadır.

Bir yandan Türkiye, iç siyaset gerginlikleriyle geçirilmiş 2007-2008 dönemi sonrası yeni bir sayfa açma, reform politikalarına geri dönme açısından bir karar aşamasındadır. Diğer yandan parlamento seçimleri sonrası Avrupa'da yeni bir siyasi harita ortaya çıkmış ve Türkiye'yle müzakerelere yönelik siyasi iklim açısından yeni bir sayfa açılmıştır.

Önümüzde iki dizi soru var.

İlk dizi soru şu: Türkiye yeniden reform ve reformlar etrafında seferberlik dönemine dönecek mi?

İkinci dizi soru ise şu: AB'deki gelişmeler bunu ne kadar ve nasıl etkileyecek?

Yanıt aramaya ikincisinden başlayalım. Dün Brüksel'de görüştüğümüz Olli Rehn aşırı sağın yükseldiği, Türkiye karşıtı seslerin görece olarak başarı kazandığı Avrupa arenasında bu dönemin Türkiye ve Türkiye'yle ilişkiler açısından "kritik" olacağını hatırlatıyordu.

Kritik olacak demek, bu dönem zor geçecek Türkiye karşıtı sesler daha çok yükselecek demek…

Ancak bundan daha önemli olan bir gerçek var, o gerçeği Rehn ima ediyor, Türkiye'nin AB nezdindeki büyükelçisi Volkan Bozkır açık biçimde dile getiriyordu, yaptığımız görüşmelerde:

"Bugüne kadar aldığımız yolu sadece kendi çabamızla aldık, geldiğimiz yere yaptıklarımızla geldik, müzakereler bize verilen destekten değil, bizim koşulları zorlamamızla, hatta oluşturmamızla başladı. Bundan sonra da böyle olacak. AB hattında alacağımız yol bize bağlı…"

Bozkır'ın bu yolun alınması için yapılması gerekenleri, AB'nin beklenti ve hassasiyetlerini de dikkate alarak şöyle sıralıyordu:

Yeni bir anayasa yapmak, ifade, düşünce ve inanç özgürlüğü konusundaki engelleri ortadan kaldıracak yeni siyasal değişiklikler gerçekleştirmek, siyasi partiler yasasını başta partiler kapatılma hükümleri açısından elden geçirmek, insan hakları ombudsmanlık müessesesi oluşturmak, ciddi ve çaplı yargı reformu yapmak, sendikal haklar, sosyal güvenceler konusunda harekete geçmek…

Bu adımları atan Türkiye AB'yi, Merkel'i, Sarkozy'yi ve diğerlerini ciddi olarak zorlayacaktır.

Avrupa Birliği'ni bir yana bırakın…

Bunlar zaten Türkiye'de demokrasinin çıtasını yükseltmek, vatandaşların hak ve refah düzeyini yükseltmek için atılması gereken adımlar…

AB bu çerçevede bir destek, bir istikrar unsuru, bu konularda uzlaşmayı sağlayacak bir kaldıraç olarak da ele alınabilir.

AB hattında yol almak bu değerler sisteminin bir kaldıraç olması demek… AB'nin devreden çıkması ise mevcut dengeler dikkate alınırsa Türkiye'nin içe kapanması, iç çatışmalarına gömülmesi anlamına geliyor…

İkinci dizi sorunun yanıtı da burada yatıyor aslında…

Olli Rehn, Kıbrıs konusundaki bir soru üze-ine, "Türkiye hiçbir şey yapmazsa ne olur" sorusuna, "Türkiye'yle kriz yaşamak AB'nin çıkarına değildir" cevabını veriyordu.

Beklentiler açısından aynı vurguları tekrar ediyordu.

"Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve Ekümenik Patrik Bartholomeos'un statüsü ile Heybeliada'daki Ruhban Okulun'un açılması gibi din özgürlüğünü geliştirecek temel haklar alanında somut adımlar atılmasını istiyoruz…"

Türkiye'nin ipi kendi elinde…

yenişafak



Bu yazı 324 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Eylül 2012 Sorgulama vakti...
    • 28 Ağustos 2012 Kürt sorununda yeni safha...
    • 25 Ağustos 2012 Kürtlerin şiddeti...
    • 30 Haziran 2012 Anter'in katili yaşlanmış mı?
    • 12 Mayıs 2012 Solun şiddetle hesaplaşması
    • 3 Mayıs 2012 Yeni Türkiye'nin doğum belgesi...
    • 21 Şubat 2012 Dink davası ''sil baştan''...
    • 18 Ocak 2012 İkinci cinayet zamanı
    • 17 Ocak 2012 Hrant'a sözüm var...
    • 21 Aralık 2011 Soykırım ve yasa
    • 3 Aralık 2011 Dönme dolap...
    • 30 Eylül 2011 Yazıcıoğlu ve jandarma...
    • 8 Eylül 2011 Aydının şiddetle sınavı...
    • 1 Ağustos 2011 İstifaların anlamı ve yarını: Pek iyi...
    • 28 Temmuz 2011 Parlamentoda bir terörist...
    • 5 Temmuz 2011 Futbolda temizlik, ülkede temizliktir
    • 10 Haziran 2011 Yeni CHP ha! Hadi oradan...
    • 24 Mayıs 2011 MHP'de yaşananlar ve perde arkası
    • 19 Mayıs 2011 Askere ''leş'' toplatmayan generaller iş başında
    • 19 Nisan 2011 Militarist-ulusalcı batak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,532 µs