En Sıcak Konular

Ekrem Dumanlı


Ekrem Dumanlı
0 0 0000

'Sonuç ne olursa olsun, yeter ki...' diyebiliyor musunuz?



Bu yazı seçim sonuçlarının belli olduğu saatlerde yazılabilirdi. Öyle olmadı. Oysa işin rengi gecenin geç saatlerine kalmadan belli oluyor ve sandıktan çıkan sonuçlara göre herkes bir şeyler söylüyor. Tabii söylemek de gerekiyor.
Biz de çok şey söyleyeceğiz sonuçlara bakarak. Lakin 'Sonuç ne olursa olsun; yeter ki demokrasinin kıymeti bilinsin' demeye her zamandan daha çok muhtaç olduğumuz ortada. Tecrübeyle sabit ki bazı kişi(ler) sonuç ne olursa olsun hır gür çıkarmayı kafaya koyuyor zaten. 'AK Parti yüzde 50'nin üzerine çıkarsa diktatörlük olur' diyen zihniyet de 'Yüzde 47'nin altına düşerse erken seçime gitmek gerekir' diyenler de aynı. Demokrasiyi içine sindiremeyenler için sandıktan çıkan sonucun hiçbir önemi yok. Nasıl olsa 'halk cahil, seçmesini bilmez' denebiliyor, nasıl olsa 'çobanla manken eşit olabilir mi ki herkes bir oy verme hakkına sahip olsun' denebiliyor.

Daha açık söyleyeyim: Sonuç ne çıkarsa çıksın ülkenin huzurunu bozmayı âdet haline getirmiş birileri polemik konuları devşirecek; o uyduruk demagoji tutarsa yeni bir rejim krizine yol açmak için elinden geleni ardına koymayacak. Bilmem kaç kuşaktır hayatı bu ülkenin çocuklarına zehir eden zihniyete bu nedenle sonuçlar belli olmadan seslenmek istiyorum. Müsaadenizle.

Seçim zaferleri de gelip geçicidir, sandık hezimetleri de. Vatandaş kimi zaman zirveye taşır bazı partileri kimi zaman da alaşağı eder. Bu iradeye saygı duymayan, demokrasi dışında bir rejim arzuluyor demektir. 'Demokrasilerde sandık her şey değildir' lafı, altında faşizan eğilimler yatan tehlikeli bir söylemdir. Tabii ki sandık her şey değildir; ama ilk şeydir ve olmazsa olmaz olan da odur. 'Kurumlar kuruluşların da önemi vardır' diyenler bir tür imtiyazlı sınıf yönetimini kastetmiyorsa, halkın iradesine karşı çıkar kavgası veriyor demektir. Unutmamak gerekiyor ki halk iradesi bir bakıma 'ortak akıl' hatta çoğu kez 'ortak deha'yı işaretler. 'Halk iradesi de neymiş canım! Bazı faşist yönetimler de halk iradesiyle gelmişti' diyenler çamura yatıyor; zira faşizmin paletler altında ezilip gitmesi sadece askerî bir yenilgi değil, zihni bir bozgundu ve bu saatten sonra hiçbir toplum demokrasiden geriye adım atacak değildir...

Her neyse... 'Kavgadan dönenin kalemi kırılsın' da diyebilirim; laf mı kalmadı lüzumsuz vıdı vıdıları boşluğa itecek! Endişem o değil. İnsanlar yoruldu, ülke gereksiz zaman kayıplarına uğradı. Semboller kavgası insanları canından bezdirdi. Ne var ki bazılarının umurunda değil yaşananlar. Onlar ısrarla hır gür çıkarmak istiyor. Yenilgiye doymuyorlar, anti demokratik gelişmelerden medet umuyorlar.

Maalesef bu ülkenin medyası demokrasiyi içine sindiremeyenlerin en başında yer alıyor. Cuntacılıktan medet uman gazeteciler var hâlâ. Darbecilerle işbirliği yapanlar var hâlâ. Cuntacıların yargılanmasını içine sindiremeyen ve onların yargı karşısında hesap vermesini bulandırmak, sulandırmak için havada elli takla atmayı gazetecilik sananlar var hâlâ... Gece yarısı muhtıra yayınlanır; ona çanak tutulur bu ülkede. 367 diye hukuk ve demokrasi tarihimizin en büyük palavrası uydurulur, buna bile destek verir medya. Akıl almaz iddialarla parti kapatma davaları açılır; 'yargıya güvenin' nutukları atar bizim Bab-ı Ali komitacıları...

Yeter! Lütfen şunu anlayın artık: Seçimleri partiler kazanmaz; ya da partiler kaybetmez. Her seçimin mutlak galibi demokrasidir! O iradeye saygı duyan vezir olur; o iradeyi aşağılamaya devam eden de rezil. Bunu anlamayan, çağ dışı kalmıştır... Söylemeden geçemeyeceğim: Siyasallaşma konusunda hiç de olumlu sinyal veremeyen bazı yargı mensuplarının yeni bir demokrasi ayıbına imza atması hem kendilerine büyük zarar verir; hem ülkeye. Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya'yı kışkırtmak için kaleminden kin damlayanlar gözden kaçmıyor. Aynı tuzağa düşmemek şart. Çünkü ne medya, ne yargı, ne de devletin kurumları halkın iradesini yok sayacak bir anlayışla yeni ufuklara kanatlanamaz...

 

--------------------------------------------------------------------------------


Makamın cennet olsun Muhsin Bey
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Brüksel ziyaretini izlemek için Ankara'ya gitmiştim. Havaalanına varmadan bir iki lokma atıştıralım diye oturmuştuk ki kara haber geldi. Söylenenlere göre BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, seçim gezisi için helikopterle yola çıkmış ancak Maraş taraflarında kaza geçirmişti. Boğazımda düğümlendi her şey. Yüreğime bir sancı girdi. Televizyonun sesini açtırdık telaşla. 'Son dakika' haberi olarak veriliyordu helikopter kazası. Hemen Başkan'ın cep telefonuna sarıldık. Cevap vermiyordu. 'Kapsama alanı dışında' diyordu mekanik bir ses. Yakınlarını aramaya başladık tek tek. Bir ışıltılı haber bekledik eşinden dostundan. 'Koca Reis, bu kaçıncı kazadır; atlatır gelir' dedik kendi aramızda. Son trafik kazasını gülümseyerek anlatması geliyor aklıma. Yine böyle olacak diye umut bağlıyoruz. Heyhat!

Meslektaşlarımızla Ana uçağına biniyoruz. Hepimiz birbirimize 'Muhsin Başkan'dan haber var mı?' diye soruyoruz. Cumhurbaşkanı da mahzun; yakın bir dostunu kaybetmenin endişesini taşıyor. Kendisine sürekli haberler taşınıyor yolculuk boyunca. Ama hiçbir haber müjdeye dönüşmüyor bir türlü. Zaman geçtikçe umutlar azalıyor...

Brüksel'e iner inmez ilk sorduğumuz soru... 'Haber alınabildi mi?' Maalesef akşam karanlığı çöküyor dağların yamaçlarına. En kötü ihtimal hepimizin aklından geçiyor ama söylemeye dilimiz varmıyor. Hatıralar bir görünüyor bir kayboluyor adeta. 'Niçin bıraktın MHP'yi Başkan?' diyorum; kalması halinde hareketin tabii lideri olacağını söylemeye çalışıyorum. Mütevekkil ve mütebessim bir şekilde, 'Ekrem kardeşim, mecburiyet olmasaydı ayrılır mıydım hiç?' diyor. Ev telefonumdan arayıp Gelik Restoran'a davet ediyor beni bir pazar sabahı. Şer bir ekibin bizim hakkımızda yaptığı planlardan bahsediyor. Yüreğinin dostları için attığını, endişe duyduğunu görüyorum. 'Başkan, korkma, kaderimiz bir. Bize gelen sana da gelmiş demektir. Ayrıca endişe de etme; bu dava sahipsiz değil' gibi bir şeyler söylüyorum. Fatih Camii'nde katıldığı bir cenazeyi bahane eden malum basına sitemler ediyor. Yerden göğe kadar haklı. Kadirnaşinas bir basın bizimki...

Sabah ilk işimiz internetten Muhsin Bey'e dair haber araştırmak. İşi başka yere çekmek isteyenler yine boş durmuyor anlaşılan. Sokakta Türk gazetelerini de satan bir gazete bayii görüyorum. Hemen alıp ilk haberlere bakıyoruz Adem Yavuz ile. Hürriyet Avrupa'nın başlığı acımı derinleştiriyor. 'İlk Kez Uçtu ve Düştü' başlığını atmış kendini bilmezin biri. Eminim Hürriyetçiler de görse üzülür diye düşünüyorum..

Vefat haberini gurbette alıyoruz. Tek bir kelime konuşacak mecalim yok. O efsane Başkan, o güzel insan, o yiğit adam, o sevgili arkadaş Rabb'ine yürümüş. Bembeyaz bir iklimde kefenlere bürünmüş. Allah makamını cennet eylesin...

zaman



Bu yazı 398 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 24 Eylül 2012 Ne gereği vardı?
    • 11 Haziran 2012 Cuntalarla nasıl mücadele edilecek?
    • 30 Nisan 2012 Şiddet!
    • 16 Nisan 2012 '28 Şubat'çılardan panik atak hamleleri
    • 10 Nisan 2012 Çin'den bakınca Türkiye'nin gücü
    • 9 Nisan 2012 Darbede tanıdığım dört subay
    • 2 Nisan 2012 Suriye İran... İşte çetin imtihan!
    • 26 Mart 2012 Terlik
    • 13 Şubat 2012 Aman dikkat!
    • 6 Şubat 2012 Bu yüzden mi susuyorsunuz?
    • 23 Ocak 2012 Hem Hrantçı hem Ergenekoncu olunabilir mi?
    • 16 Ocak 2012 Kaç kafatası bir manşet eder?
    • 9 Ocak 2012 Hesap vermek
    • 26 Aralık 2011 Çanlar Avrupa için çalarken
    • 19 Aralık 2011 Militan
    • 12 Aralık 2011 Maazallah!
    • 5 Aralık 2011 Global Ergenekon
    • 28 Kasım 2011 Dersim'den alnımızın akıyla çıkmak
    • 23 Kasım 2011 İngiltere'yi yeniden keşfetmek
    • 21 Kasım 2011 Dersim'in şifreleri

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,294 µs