En Sıcak Konular

Yasin Aktay


Yasin Aktay
0 0 0000

Türk'ün Kürtçe konuşması ''bi xêr bê''



Niyetinin ne olduğu, kısmetine neyin düştüğüyle ilgili dengeyi tam olarak bilemesek de Ahmet Türk'ün Meclis'te Kürtçe konuşmasının birçok açıdan rasyonel sonuçları olduğunu söylemiştik. Üstelik hem DTP açısından, hem Kürt meselesi açısından ve hem de Türk demokrasisi açısından.

DTP açısından işin rasyonalitesi, Kürt sorunu konusunda özellikle TRT Şeş açılımıyla birlikte hızla AKP'ye kaptırdığı önceliği tekrar ele alma fırsatını yaratma ihtimalinde yatar.

Siyasi açıdan haklı olup olmamak bu noktada çok önemli değildir, yapılan hamlenin rakiplerinin pozisyonlarını bozup bozmaması daha önemlidir. Nitekim AK Parti verdiği tepkilerle bu konudaki pozisyonunu bir miktar bozmuş, böylece Kürtçe konuşmayla içine girdiği açılımın birkaç adım sonrasına hazır olmadığını göstermiştir.

Başbakan Erdoğan'ın siyasi retoriğinde, mitinglerin ve seçim muhasebesinin ayartıcı ortamlarının da etkisiyle sağ-otoriter-milliyetçi şeride çekilmesi çok kolay oluyor. Oysa kendisi seçim hesabı yaptığı kadar, belki daha fazla olmak üzere, DTP'nin de kendi hesabını yapıyor olduğunu bilmesi gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında Türk'ün Meclis'te Kürtçe konuşması siyasi dengeler açısından DTP'nin işine yaramıştır, ancak bu büyük ölçüde Erdoğan'ın ve bazı AK Partililerin verdiği olumsuz tepkiler sayesinde mümkün olmuştur. AKP'liler bu tepkileri vermeselerdi de DTP bu işten kârlı çıkacaktı ama tepkiler kârını ikiye katladı gibi.

Ahmet Türk'ün Meclis'te Kürtçe konuşması Kürt sorunu veya Kürt dilinin mesafe kat etmesi açısından da getirileri olan bir adımdır. Her ne kadar TRT 6 ve YÖK'ün Kürt dili bölümleri açacağını haber vermesiyle Kürtçe'nin devlet tarafından tanınmasında devrim niteliğinde bir gelişme yaşanmışsa da, açılan bu anayolun tali kolları hâlâ tıkalı duruyor ve birkaç ciddi yoklamadan geçmesi gerekiyor. Genelkurmay başkanlığının da bu işin arkasında resmen durduğunun anlaşılmasına rağmen yasal mevzuat hâlâ fiili duruma uygun değildir ve oluşabilecek bir psikolojik ortamın bu kazanımı geri alma ihtimali hâlâ vardır. İşin garip tarafı bizzat Öcalan ve DTP'lilerin de böyle bir şikâyette bulunuyor olmalarıdır. Belli ki DTP'liler tekrar eski duruma dönülmesini arzu ediyorlar, TRT Şeş'in açılmasından memnun olmadıklarını hiç de gizlemiyorlar.

Kürtçe konuşma bir provokasyon olsa bile buna karşı tepkilerin varsayılan şiddette olmaması Kürtçenin fiili bir meşruiyet kazanma sürecine bir hayli mesafe kat ettirmiştir. İnsanların anadillerini konuşma hakları, tabii ki aynı zamanda bu dilin canlılığını ve kültürünü yaşatma hakkını da (eğitim) içeriyor. Bu hakkın bugün için ihtiyaç duyduğu meşruiyet zemininin daha da pekiştirebilmesi için Meclis'te de fazla abartılmaması şartıyla, bu konuda ülke olarak komplekslerimizi giderecek kadar konuşulması önemlidir.

Ancak "abartılmaması" gerçekten çok önemlidir. Kürşat Bumin'in bu konuda dünkü yazısında isabetle vurguladığı gibi Meclis bir ortak anlaşma yeridir ve bu ortamda anlamayı veya anlaşmayı zorlaştıracak bir dille konuşmaktan ziyade herkesin kabul edilmiş ortak diliyle konuşmak çok önemlidir. Unutmamalı ki, Türkiye'de Kürtlerin dışında da Türk olmayan yığınla insan vardır. Bunu belirtmek basitçe ve yer yer komikçe "birine versek diğerleri de ister" mantığına indirgenemez. Son derece basit ve pratik bir sorunla ilgilidir konu.

Kaldı ki Türk'ün Meclis'te kendi grubuna Kürtçe konuşması bile aslında pek pratik olmamış, dinleyenlerin büyük çoğunluğu onu anlamamış. Belki bu da Kürtçenin şu ana kadar maruz kaldığı olduğu inkarın bir ayıbı olarak değerlendirilebilir, ama sonuçta fiili bir gerçektir.

Sonuçta Meclis insanların kendi anadillerinde eğitimlerini yapacakları bir mekân değildir. Olsa olsa anadil eğitimleriyle veya anadil kimlikleriyle ilgili sorunlarını herkesle ortak bir dilde tartışacakları bir mekândır. En azından günümüzün siyasal ufkunda herkes için ulaşılabilir adil sınır çizgisi budur.

Türk'ün konuşmasının son kazanımı Türkiye demokrasisine kaydedilmiştir. Bu olay, daha vahim ihtimallere karşılık nispeten hafif atlatılmak suretiyle bir eşiği atlama fırsatı vermiş oldu. Yakın siyasi tarihimiz TBMM çatısının en büyük linç kampanyalarına tanık olduğu örneklere sahiptir. 1991 yılında Kürtçe yemin etmeye kalkışan DEP'li milletvekillerine, 1999'da Merve Kavakçı'ya reva görülen linç Türkiye'nin hâlâ yüzleşemediği büyük ayıplarıdır.

Yer yer domates, kayısı, fındık üreticilerinin şov alanına dönüşmesi yadırganmayan Meclis'in, zaman zaman en derin insani sorunlarımızın ifade edileceği bir yer olarak hatırlanması fena bir kazanım mıdır?

Kavakçı olayında Meclis'e atfedilen rol onu "devletin kalesi" olarak tanımlayıp milletten uzaklaştırıyordu. Türk'ün Kürtçe konuşmasını da Meclis'in ait olduğu milleti hatırlatan bir vesile olarak değerlendirerek, ona da "bi xêr bê" demek lazım.

yenişafak



Bu yazı 308 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Temmuz 2012 Suriye bağlamında dış politika bilançosu
    • 9 Temmuz 2012 Suriye'nin geleceği Mısır'dan görünüyor
    • 30 Nisan 2012 YÖK'te Katsayı uygulaması mı hortlatılıyor?
    • 14 Nisan 2012 Soruluyor nitekim ve taşlar yerine oturuyor
    • 25 Mart 2012 Facebook devrim yapar mı?
    • 14 Ocak 2012 Darbelere karşı bile bir konsensumuz yokken
    • 9 Ocak 2012 Kafa karıştırsa da, halkın sesine kulak vermek...
    • 5 Aralık 2011 Konferanslar arasında Türkiye'nin değişen ufku
    • 14 Kasım 2011 Revaklar meselesi
    • 8 Ağustos 2011 Güç ve ahlak sorunu
    • 6 Ağustos 2011 YAŞ'ta hesaplaşma yerine helalleşme
    • 25 Temmuz 2011 Öcalan'ın anlama sorunu
    • 18 Temmuz 2011 Cahiliye
    • 25 Nisan 2011 Kalpsiz bir dünyanın kalbi: Kutlu Doğum
    • 14 Şubat 2011 Mısır'dan bakınca çeşitlenen Türkiye modeli
    • 31 Ocak 2011 Devrim dalgalarını sen, oyun mu sandın?
    • 24 Ocak 2011 Endişeler ve yaşanmış tecrübeler
    • 27 Aralık 2010 Almanya'ya işçi göçünün 50. Yılı
    • 20 Aralık 2010 Kürt meselesinde siyasetin dönüşü(mü)?
    • 22 Kasım 2010 İktidar hevesi

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,240 µs