En Sıcak Konular

Cengiz Çandar


Cengiz Çandar
0 0 0000

28 Şubat-Ergenekon; askerleri, sivilleri...



Türkiye’de tüm darbeleri yaşadım...
‘28 Şubat darbesinde neredeydin?’ başlıkla, yazısına bu cümleyle girmişti dünkü Star gazetesinde Mehmet Altan.
‘Türkiye’de tüm darbeleri yaşadım’ diye yazısına girdikten sona şöyle devam etmişti: “1971’de evi basıp kitapları toplayan, ardından babama, Selimiye’de ağır manevi işkence yapan dönemin Sıkıyönetim Komutanı Faik Türün, yaşamının son 30 yılını canlı hayalet gibi yaşadı. Darbecileri, işbirlikçileri, bitmeyen bir kinle sürüp giden yazar düşmanlığını yakından izledim. Hepsinin, gelişini ve gidişini gördüm. Hepsi de iktidarlarının hiç bitmeyeceğini sanırlardı.
28 Şubat’ı hep hatırlamakta fayda var. O dönemdeki darbeci cuntanın ortalarada dolaşmaya meraklı bir generali, bir canlı yayında 28 Şubat’ın ‘post-modern’ darbe olduğunu söylemişti. Gerçek bir hukuk devleti olsaydık, ‘anayasal bir suçu’ itiraf edenler çoktan yargının önüne çıkmış olurdu.
28 Şubat döneminin en sıcak günlerinde de, bizleri kendi darbeci mantıklarının propagandasına alet edemeyip andıçlayanların, yazarlara baskı yapmaya uğraşan darbecilerin silinip gideceklerini, bizlerin de yaptığımız işlere devam edeceğimizi biliyordum...”
Mehmet Altan, “Türkiye’deki tüm darbeleri yaşadım” derken 12 Mart’la (1971) anılarına dalmış. ‘Tüm darbelerin anası’ olan 27 Mayıs’ı da (1960) hatırlanması gerekiyor. Ne de olsa, bu ülkede ‘iyi darbe-kötü darbe’ ayırımı yapanlar var.
Örneğin, 27 Mayıs’çıların devamı 1971’de 9 Mart’çılar idi. 12 Mart, ‘diğer cunta’ tarafından 9 Mart’çıların önünü kesmek için yapıldı. 12 Mart’ın devamı ise
12 Eylül (1980) oldu.
28 Şubat bir bakıma 27 Mayıs-9 Mart çizgisinin 1990’ların ikinci yarısında 12 Mart-12 Eylül çizgisiyle koalisyon halinde canlanmasıdır.
Ergenekon dediğiniz de, bunun devamıdır. 28 Şubat askeri darbesinin, 2000’lere kollarını uzatan ahtapotunun adı Ergenekon...
***
Türkiye’de tüm darbeleri yaşadım ben de. 27 Mayıs’ı hararetle desteklemiş bir çevrede büyüdüm. 12 Mart’ın sanıkları arasındaydım. Kaçtım, yakalanmadım; hapse de düşmedim. 1974 affı ile ülkeme döndüm. 1980 darbesine Cumhuriyet gazetesinde yakalandım. Darbeye muhalif bir ortamda, baskı altında ama tarihimizin en sert, en şiddetli darbesinin fiziki hedeflerinden biri olmadım.
28 Şubat’ta ise 1998’deki o meşhur ‘andıç’ın, Genelkurmay karargâhından çıkan o kahpe kumpasın mağdurlarından biriydim. Genelkurmay, 2000 sonbaharında ‘andıç’ın varlığını kabullenen bir açıklamada bulundu. Ancak, sorumlularına karşı hukuk o gün, bugündür işletilmedi.
28 Şubat için ‘Postmodern darbe’ sıfatını, bir yazı başlığım olarak 1997 Haziran sonunda ilk kullanan benim. ‘Patent hakkı’ bana aittir.
Yani, 28 Şubat’ın boy hedeflerinden biri oldum.
28 Şubat’ı gayet iyi bilirim.
Ne olduğunu ve ne olmadığını gayet iyi bilirim.
28 Şubat, 1960-2010 arasındaki son 50 yıldaki, son yarım yüzyıldaki askeri darbeler ve müdahaleler tarihimizin en sinsi, toplumun dokularına nüfuz etmiş olan, kurumlarda yuvalanmış ve hâlâ yargıdan medyaya, ülkenin her organında ‘metastas yapan’, uzun zaman dilimine yayılan en özgün ‘darbesi’dir.
‘Postmodern darbe’ sıfatı boşuna değildir.
Bir gece sabaha karşı, tanklar Ankara ve İstanbul sokaklarına mevzilendirilerek veya sabaha Hasan Mutlucan’ın kahramanlık türküleriyle ülke uyandırılarak gerçekleştirilmemiştir. Zamana yayılmıştır. ‘Atipik’ bir darbedir. O nedenle ‘28 Şubat süreci’ de denilmiştir. O nedenle, ismi üzerinde Ergenekon şaibesi dolaşan bir eski Genelkurmay Başkanı 28 Şubat’ın ‘1000 yıl daha süreceğini’ iddia etmiştir.
28 Şubat, tipik bir askeri darbe değildir. ‘Siviller’in rolünün ve işlevinin en az askerler kadar önemli olduğu, ‘darbe aracı’ olarak ‘sivil kuvvetler’in kullanıldığı, ‘sivil kuvvetler’in ağır bombardıman uçakları ile zırhlı birliklerinin ‘yazılı ve görsel medya’dan oluştuğu çok özel bir darbe türüdür.
***
‘Darbeciler’ silinip gittiler mi?
Asker kanadı öyle gözüküyor.
28 Şubat’ın simge ismi, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir’in ve onun müştemilatı gibi algılanan dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri ve sözcüsü Tümgeneral Erol Özkasnak’ın görüntüleri de, isimleri de çoktandır dolaşımdan kalktı.
Gerçi, o dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın, son günlerde darbe ve Ergenekon bağlantılı tartışmalar nedeniyle ismi ortalıkta ve münasebetsiz açıklamalarını içeren kasetleri internette dolaşmaya başladı,
ama 28 Şubat’ın anlı şanlı üniformalılarını bugünlerde pek hatırlayan da yok.
28 Şubat’ın arkalarını askerlere yaslamış olan ve ‘postmodern darbe’nin ‘özel kuvvetleri’ olarak
o dönemde çok önemli ve büyük rol oynamış olanlar -itibarlarını bilemem- ama sıfatlarını ve etkinliklerini koruyorlar.
Gazete genel yönetmenleri, başyazarlar, televizyon anchor’ları yerli yerinde ve isimleri gereğinde daha da cilalanarak duruyorlar. Öyleleri arasından ‘andıçlılar kulübü’ne pek geçiş olmamasına karşılık, aksi yönde ‘transfer’den söz edilebilir.
Ayrıca, o dönemde bazı gazetelerin ve televizyon kanallarının Ankara Temsilcisi olarak Genelkurmay karargâhı ile gazete yazıişleri arasında ‘irtibat subayı’ gibi çalışanlar İstanbul’a terfi bile ettiler. Asker yoldaşlarının kaderini paylaşmadılar.
28 Şubat’ın ‘suçluları’nın -şayet varsa- ‘asker kanadı’ bir şekilde tedavülden kalktı, bir kısmı ‘hukuk yolu’ ve ‘yargı aracılığı’yla olmadan tasfiye oldu.
28 Şubat’ı 2000’lerde ve daha da amansız biçimde sürdürmek isteyenlerin ‘Ergenekon’ şeklinde tecelli ettiğini gördük, görüyoruz.
Ergenekon’un ‘asker kanadı’da hapishaneden hastaneye ‘yatay geçiş’ yaparak ‘doğal ayıklanma’ yoluyla, hukuk ve yargıdan paçayı kurtararak ‘tasfiye’ oluyorlar sanki.
Ya 28 Şubat’ın ‘sivil kanadı’? Onlar şu ara ne durumda?
Onlar, şu sıra ‘Ergenekon’u karartma ve sulandırma’ ile meşguller. Öyle olduğu için, bende 28 Şubat-Ergenekon irtibatı kuşkuları uyanıyor.
Mehmet Altan yazısını “Suçluları cezalandıran bir ‘hukuk’ yoksa da... Onları kenara iten bir ‘hayat’ var...” diye bitirmişti.
28 Şubat’ın ‘sivil kanadı’ için geçerli değil bu saptama.
Geçerli olduğu vakit, Türkiye virajı dönmüş olacak zaten...

radikal



Bu yazı 397 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Mart 2012 'İç savaş salgını' ve 'korunma yolları'...
    • 8 Şubat 2012 Türkiye, Suriye'de savaşa mı gidiyor?
    • 13 Temmuz 2011 Diyarbakır DTK'nın, BDP Ankara'nın
    • 22 Haziran 2011 Türkiye'nin doğru Suriye pusulası
    • 14 Haziran 2011 Yeni anayasa için AK Parti-BDP-CHP uzlaşması
    • 13 Mayıs 2011 İktidar Kürt sorununu anlamalı
    • 16 Nisan 2011 AK Parti'nin Güneydoğu'da 'siyasi ricatı...'
    • 12 Nisan 2011 Aday listelerini okuma kılavuzu
    • 1 Mart 2011 Hoca ve 28 Şubat'ın cenazesi
    • 22 Şubat 2011 Libya: Osmanlı dominosu ve Bingazi'deki kan davası
    • 19 Şubat 2011 Ergenekon faturası
    • 5 Şubat 2011 Mısır'ın tarih yazdığı gün...
    • 8 Ocak 2011 Hizbullah tahliyesi mi rönesansı mı?
    • 5 Kasım 2010 TAK, ne kadar PKK, ne kadar 'Ergenekon?'
    • 29 Ekim 2010 'Tek Cumhuriyet'in iki Ankara'sı
    • 26 Ekim 2010 Bu gidişle katilden çocuk yaratılacak
    • 6 Ekim 2010 Washington'daki Türkiye
    • 1 Ekim 2010 Daha seyahatin başı, çözümün eşiği değil...
    • 29 Eylül 2010 Türkçeye onurunu iade edin
    • 21 Eylül 2010 Hakkâri provokasyonuna inat

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,757 µs