En Sıcak Konular

Hasan Cemal


Hasan Cemal
0 0 0000

Ne asker düşmanlığı, ne de TSK’dan ‘rövanş’ almak...



Cumhurbaşkanı Gül’ün Çankaya’da yasama, yürütme ve yargı organlarının başkanlarını bir yemekte buluşturması iyi niyetli bir çabanın ürünüdür.
Anayasal bir görev olarak devletin zirvesinde ‘uyum’ sağlamaya dönük bir arayışın, Türkiye’de istikrara katkısı olabilir ancak...
Çankaya zirvesinden çıkan mesaj, dünkü Milliyet’te şu ifadelerle özetleniyordu:
“Hukukun üstünlüğüne ve temel ilkelerine bağlı kalınsın, uygulamalarda da usul yasalarına azami özen gösterilsin.”
İyi güzel.
Eğer hukukun üstünlüğü diyorsak, elbette başka türlüsü düşünülemez. Gerçek bir hukuk devletinde bunun istisnası olamaz.
Hukukta çifte standart yoktur.
Hukuk herkesi bağlar.
Ama eğer biz ‘hukukun üstünlüğü‘nü işimize geldiği vakit hatırlarsak, bu güzel sözler bayat klişeler olarak kağıt üstünde kalmaya mahkum hale gelir.
Zurnanın zırt dediği yer de burasıdır. Ve ne yazık ki bizim ülkemizde bu durumun yargı düzeninde ağır bastığı birçok olay yaşanmıştır.
Susurluk bunlardan biridir.
Mesut Yılmaz kaçıncı kez açıklıyor. 1990’lı yıllarda devletin, devlet kurumlarının terörle mücadele ederken hukukun dışına çıktığını söylüyor.
Yılmaz’ın 1997’deki talimatıyla, kendi Başbakanlığı döneminde Başbakanlık Teftiş Kurulu aracılığıyla hazırlattığı Susurluk Raporu bu hukuk dışılığın korkunç örnekleriyle doludur.
Devletin resmi raporunda yer alan bu örneklerin bir kısmını bu köşede daha önce de yayınlamıştım. İsterseniz, şunları bir daha okuyun.
                ——-  
“Türk Emniyet Teşkilatı tarafından öldürülmesi kararlaştırılmış ve karar infaz edilmiştir.”
                ——-
“JİTEM çatısı altında illegal bir oluşuma gidildi. Diyabakır ve çevresinde PKK ile ilişkili olduğundan şüphelendiğimiz hemen herkesi infaz etme yetkimiz vardı.”
                ——-        
“Bu insanları yakalayıp suçu varsa tespit edilip, adalete teslim etmek yerine, faili meçhul bir şekilde öldürmeyi bir yöntem olarak benimsemiştik. Bizden istenen buydu, bu tarzda talimat alıyorduk.”
                ——-
“Adam öldürme veya ‘adam alma’ yetkisinin bu ciddiyetten uzak kullanımının karşıt tepkileri geliştirmesi kaçınılmazdı.”
                   ——-
“Kanaatimizce ‘infaz grubu’ ifadesi birçok olayın düğüm noktasıdır. ‘İnfaz grubu’na kimler emir verebilir?.. OHAL bölgesinde bu karar mercii başçavuşlara, komiser yardımcılarına, çok daha önemlisi bu yetki dünkü terörist, yarınki potansiyel suçlu itirafçılara kadar inmiştir.”
                   ——-
“1996 yılında Kolordu Komutanı’nın her türlü düzensizliğe son vermek için harekete geçmesi, bu adam öldürmedeki keyfiliği de bir noktaya kadar önlemiştir.”
                   ——-
Devletin raporu böyle diyor, “adam öldürmedeki keyfilik’ten söz ediyor.
Susurluk işte budur.
Peki, hesabı soruldu mu?
Başbakan Çiller sordu mu? Başbakan Yılmaz, Başbakan Ecevit Susurluk’un hesabını hukuk dışına çıkan devlet kurumlarından sordular mu 1990’larda?
Yanıt koca bir ‘hayır’dır.
Peki, asker kendi içinde Susurluk’la hesaplaştı mı, JİTEM’le hesaplaştı mı?
Cevap yine ‘hayır’dır.
Neden bu hesaplar sorulmadı? Sorulamadı? Başbakanlık Teftiş Kurulu’nda hazırlanan Susurluk Raporu’nda bu açıdan bazı ipuçları da yer alır.
9. sayfadan:
“PKK ile mücadele eden devlet güçlerinin tepkisini, öfkesini ve bazı şedit davranışlarını anlamak ve mazur görmek mümkündür. Hatta zaruridir.”
Buna katılıyor musunuz?
Evet mi, hayır mı?
Evet diyorsunuz, ‘hukuk’u, ‘hukukun üstünlüğü’nü, ‘insan hakları’nı unutun gitsin. Eğer Türkiye’de, Güneydoğu’da yaşanan binlerce faili meçhul cinayeti içinize sindirebiliyorsanız, başka acılar gibi bunların acısını da hissedemiyorsanız eğer, sözün hükmü kalmıyor.
“Devletin ağzı süt kokmaz!”, “Devlet bazen rutin dışına çıkabilir!” diye özetlenebilecek görüşlerin geçerli olduğu bir devlet düzeninin kapısı hukuka kapalı kalmaya devam eder.
Ve hiç unutmayın:
Bu zihniyet değişmedikçe, hukuk ve demokrasi adına hesaplar sorulmadıkça, devletin içine de gerekli hukuk ve demokrasi götürülmedikçe, ne yazık ki, bu ülkede daha çok faili meçhuller, siyasi cinayetler yaşarız. Susurluk’lar, Ergenekon’lar, Sarıkız’lar, Ayışık’ları, Eldiven’ler görmeye devam ederiz.
Bu görüşümü yıllardır savunuyorum.
Asker düşmanı değilim.
Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmanın veya ondan ‘rövanş alma‘nın peşinde değilim.
Aklım başında...
Ama hukuktan yanayım.
Demokrasiden yanayım.
Demokrasi ve hukuk birtakım kuru klişelerden, bayramlık laftan ibaret değildir çünkü...
Son söz:
Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri de daha fazla yıpranmak istemiyorsa, kendi içinde bazı hesapları sormak, temizlemek ve ‘kol kırılır yen içinde kalır’ anlayışını terkettiğini göstermek zorundadır.
Yoksa hukuk da, demokrasi de içi boş klişeler olarak kalmaya devam eder.

milliyet



Bu yazı 435 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Eylül 2012 Türkiye AB’nin, AB Türkiye’nin neresinde?
    • 13 Eylül 2012 Ve soruyorum Ak Parti iktidarına...
    • 7 Ağustos 2012 Özkök Paşa demokrasi adına bir şanstı!
    • 12 Mayıs 2012 Ak Parti’yle kadınlar, başörtüsü sorunu ve Kürt sorunu...
    • 18 Nisan 2012 Demokraside asker sorunu, sivil sorunu!
    • 15 Nisan 2012 Suriye’de akan kan ve evimizin içi!
    • 3 Nisan 2012 Suriye’de ben de tarafım!
    • 27 Mart 2012 Zamanın ruhu ve dış konjonktür PKK’ya karşı!
    • 21 Ocak 2012 İnsanlık ölmedi, karanlık sorgulanacak!
    • 18 Ocak 2012 Sanık Kenan Evren, ayağa kalk!
    • 20 Kasım 2011 ''Dersimli okşanmakla kazanılmaz!''
    • 18 Ekim 2011 Herkes ‘Atatürk milliyetçisi’ olmak zorunda mı?..
    • 5 Ekim 2011 Ak Parti, CHP, BDP uzlaşması...
    • 29 Eylül 2011 Ciğeri yanan Erdoğan’a, Öcalan’a...
    • 27 Eylül 2011 PKK, BDP, Güneydoğu’dan haberler öyle ki...
    • 22 Eylül 2011 Avrupa Birliği Türkiye'ye dürüst davranmıyor mu?
    • 21 Eylül 2011 Düşen helikopterin beynini kim söküp aldı ?
    • 7 Eylül 2011 Başbuğ Paşa da hesap vermek zorunda!
    • 2 Eylül 2011 Erdoğan’ın askeri vesayetle mücadelesi...
    • 6 Ağustos 2011 Kürt sorunu: Bardağın dolu ve boş tarafı!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,617 µs