En Sıcak Konular

Ali Bayramoğlu


Ali Bayramoğlu
0 0 0000

Kuvvet virüsü…



Siyasetin ana eksenini çatışma oluşturunca, güç merkezli tahlil, tavır ve beklentiler öne çıkar. “Devlet”, “siyaset”in önüne geçer; iç sorunlar, iç dinamikler ikinci plana düşer. Devlete endeksli siyaset algısı doğallaşmaya başlar. Toplumdaki görüşler kutuplaşır, kutuplar homojenleşir.

Hele bir de Türkiye gibi, toplum, siyaset ve özgürlükler alanının her şeye rağmen hâlâ sınırlı olduğu bir toplumda bu tablo daha da koyulaşır...

Koyulaşınca da tüm sorunlar unutulur.

Herkesin figüran olacağı bir güç oyunu yaratılır.

Sıcak toplumsal sorunlar, özgürlük, demokrasi, laiklik, vatandaşlık, yoksulluk sorunları bile bu güç arayışına kilitlenir; beteri alabildiğince bu sorunlar, durumlar, aktörler CHP-çarşaf ilişkisi komedyasında olduğu gibi “sil baştan” ele alınıp tanımlanmaya çalışılır.

Zira “fayda kartları” yeniden karılır.

Siyasi partilerden gazetelere, yazarlardan devlet birimlerine kişilerin ve kurumların çıkarlarından hareketle aldıkları pozisyonlar ile yaptıkları güç analizleri, attıkları demokrasi çığlıkları birbirine karışır.

Bazı istisnalar dışında, taraflar tüm farklılıklarına rağmen “güce” endeksli “kimlik ya da millet çıkarı”nı ortak dil kılarlar.

Gerek siyaseti gerek zihniyeti açısından yaşadığı ağır bunalımları “kuvvet mikrobu”ndan, yani güç üzerinden “milli ya da ferdi fayda arama virüsü”nden kapan bu ülke için, karşı karşıya bulunduğumuz kutuplaşma koşulları yine yapacağını yapıyor.

Tepkisel bir siyaset algısı öne çıkıyor.

Bu tepkisellik bir yandan siyaset dışılığın, ulusalcılığın her türünü, her tonunu besliyor…

Öte yandan iç siyasette siyasi parti söylemlerinin meşruiyetine ilişkin çatışmalar, yine tepki merkezli faydadan hareketle şekillenecek, yeknesak bir tutuma mahkum olacak bir saflaşmaya işaret ediyor…

İki tür tepkisellik, iki tür faydacılık, iki tür çatışma ekseni üst üste oturunca, ortaya çıkacak genel tabloyu tahmin etmek zor olmasa gerekir…

Kanımız odur ki, bu durumun seçmen ittifaklarında, asker-sivil, devlet-siyaset, devlet-toplum ilişkilerindeki faturası köklü olacaktır.

Aynı manzaranın “ataerkil” zihniyeti beslemesi de keza öyle.

Zira ister milliyetçi kültür olsun, ister devletçi; kendisini içeriden dönüştürerek üretemeyen bir yapı, dış girdilerle kendisini yırtarak, parçalara bölerek olduğu gibi üretir.

Ve bu koşullarda hem siyasal alanda hem toplumsal alanda “özgürlükler zemininin biraz daha kayması” kaçınılmaz olur.

Demokratik reflekse sahip toplumlar bu tür tahribatları siyasetiyle, aydınıyla, kurumlarıyla en aza indirir.

Türkiye ise bu korunmanın araç ve mekanizmalarından tümüyle uzak duruyor, hatta hedef kılınan bu araç ve mekanizmalar oluyor.

Yakında faaliyete geçecek bir basın grubunun kaptanlığına soyunan Fatih Altaylı, Haber Türk sitesindeki köşesindeki şu sözleriyle bu vahim durumu bakın nasıl resmediyor:

“Bir hanımefendi Türk ordusuna verip veriştiriyor. Entel dantel camiada giderek referans haline gelen ordu düşmanlığını seslendiren sıradanlardan biri. O gün o programa katılanlardan olsaydım, Türk ordusuna saldıran hanımefendiye tek bir soru sormak isterdim. 'Hanımefendi o ordu aslında neyi koruyor biliyor musunuz?' Ne yanıt vereceğini bilmiyorum. Büyük ihtimalle demokrasiden, ordunun siyasete müdahalesinden, Güneydoğu'dan falan söz ederdi. Bense ona çok kısa bir yanıt verirdim. 'Hanımefendi belki farkındasınız, belki değilsiniz ama o ordu sizin bacak aranızı da koruyor'…"

Simgesellik aşikar…

Türkiye Mart ayına bu havayla, bu düzeyle ilerliyor…

Ve bunda herkesin, her siyasi aktörün, her siyasi partinin payı bulunuyor…

yenişafak



Bu yazı 298 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Eylül 2012 Sorgulama vakti...
    • 28 Ağustos 2012 Kürt sorununda yeni safha...
    • 25 Ağustos 2012 Kürtlerin şiddeti...
    • 30 Haziran 2012 Anter'in katili yaşlanmış mı?
    • 12 Mayıs 2012 Solun şiddetle hesaplaşması
    • 3 Mayıs 2012 Yeni Türkiye'nin doğum belgesi...
    • 21 Şubat 2012 Dink davası ''sil baştan''...
    • 18 Ocak 2012 İkinci cinayet zamanı
    • 17 Ocak 2012 Hrant'a sözüm var...
    • 21 Aralık 2011 Soykırım ve yasa
    • 3 Aralık 2011 Dönme dolap...
    • 30 Eylül 2011 Yazıcıoğlu ve jandarma...
    • 8 Eylül 2011 Aydının şiddetle sınavı...
    • 1 Ağustos 2011 İstifaların anlamı ve yarını: Pek iyi...
    • 28 Temmuz 2011 Parlamentoda bir terörist...
    • 5 Temmuz 2011 Futbolda temizlik, ülkede temizliktir
    • 10 Haziran 2011 Yeni CHP ha! Hadi oradan...
    • 24 Mayıs 2011 MHP'de yaşananlar ve perde arkası
    • 19 Mayıs 2011 Askere ''leş'' toplatmayan generaller iş başında
    • 19 Nisan 2011 Militarist-ulusalcı batak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,170 µs