En Sıcak Konular

Cengiz Çandar


Cengiz Çandar
0 0 0000

Kartlar bir kez daha karılıyor



Cengiz Çandar - Referans

Bundan üç hafta önce Washington’da Peter Galbraith’den Mesut Barzani ile orada yaptığı uzun görüşmenin içeriğini dinliyordum.

Amerikan siyaset sahnesinin Iraklı Kürtlere en yakın ismi, hatta onların en hararetli yandaşı olarak bilinen Galbraith, Barzani’ye, kendisine Washington’da eğer Amerika’nın Irak’tan çekilmeyeceği söylenmişse buna kesinlikle inanmaması gerektiğini, Barack Obama’nın Başkan seçilmesi halinde Amerika’nın Irak’taki askeri varlığını mutlaka sona erdireceğini anlattığını naklediyordu.
Peter Galbraith, Obama kampında yer almasından gayrı, Irak Anayasası’nın yapımında özellikle Anayasa’nın Kürtler lehine hükümlerinin oluşmasında ‘perde arkası’ndan belirleyici rol oynamış bir şahsiyet. Oynadığı rolü ve bunun ne olduğunu ‘The End of Iraq’ (Irak’ın Sonu) adlı kitabında ayrıntılı biçimde zaten kendisi kaleme aldı.
Washington’daki sohbetimiz sırasında, Bush, Cheney ve Rice gibi Amerikalı yetkililerin, içlerinde Bağdat’ta ‘Irak Başbakan Yardımcısı’ sıfatını taşıyan Barham Salih gibi ‘merkezi hükümet’ yetkililerinin de bulunduğu Irak Kürt heyeti ile esas olarak SOFA üzerinde tartışıldığını da anlattı. SOFA yani Status of Forces Agreement. Türkçesi ile Kuvvetlerin Durumu Anlaşması’nın baş harfleri.
SOFA’nın 31 Aralık 2008’e dek ABD ile Irak arasında imzalanması gerekiyordu. Zira, BM Güvenlik Konseyi’nin Amerika’ya Irak’taki askeri varlığı ile ilgili yükümlülükler tanıyan 31 Aralık’ta sona erecekti. Sona erene dek ABD ile Irak arasında, ülkedeki Amerikan askeri varlığına ilişkin bir anlaşma imzalanmaması durumunda, tek ihtimal, BM Güvenlik Konseyi’nin yeni bir karar ile Amerika’nın ‘işgalci statüsü’nü devam ettirmesi olacaktı ki, bu, Obama’nın Amerikan Başkanı olmasına karşı çıkmak gibi bir anlam içerecekti.
Obama, Irak’tan çekilmeyi kafasına koymuşken, BM Güvenlik Konseyi, Amerika’ya ‘işgale devam’ diye bir ‘hukuki statü’ nasıl kazandırabilirdi ki?
Peter Galbraith’e sormuştum, “Gerçekten eğer SOFA imzalanamazsa, BM Güvenlik Konseyi kararı da alınamazsa ne olacak o zaman?” O da gülerek, alaycı biçimde “Öyle bir durum, bizim askerlere istediğiniz zaman, istediğiniz yere ateş etmekte, adam öldürmekte serbestsiniz demektir” karşılığını vermişti. Yani, olabilir, hiç kimsenin istediği bir durum değildi.
Ve, hafta başında SOFA imzalandı.
***
Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin sözcüsü Ali Dabbagh, 28 hükümet üyesinin biri hariç, tümünün kabul ettiği SOFA’ya ilişkin olarak “Bunun Irak tarafı ve ayrıca Amerikan tarafı açısından mükemmel bir çözüm olmadığını her vakit söyledik. Ancak, bu (SOFA) şartların ve ihtiyaçların getirdiği bir şeydir” dedi.
Irak Parlamentosu önümüzdeki hafta muhtemelen SOFA’yı kabul edecek ve ardından Irak Anayasası gereği Cumhurbaşkanı Celal Talabani ve yardımcıları Adil Abdülmehdi (Şiî) ile Tarık el-Haşimi’den oluşan Cumhurbaşkanlığı Kurulu’nun imzasıyla Anlaşma, 1 Ocak 2009’dan itibaren yürürlüğe girecek.
SOFA’nın 30 maddesi var. En can alıcı noktalardan biri, 3.maddesinin 2.fıkrasında Amerikan muharip kuvvetlerinin en geç 30 Haziran 2009’da şehirler, köyler ve tüm yerleşim yerlerinden çekilmesinin öngörülmesi. Anlaşmanın yürürlük süresi üç yıl olduğu için, SOFA’ya göre, Irak topraklarında 2011 sonu itibarıyla tek bir Amerikan askeri kalmayacak.
Anlaşmanın resmi adı “ABD Kuvvetleri’nin Irak’tan Çekilmesi ve Irak’taki Geçici Varlıkları Süresindeki Faaliyetlerinin Düzenlenmesi Üzerine Anlaşma.” İlk madde, bunu zaten açıkça ifade ediyor.
2009’un ilk yarısında şehirler, köyler ve tüm yerleşim merkezlerinden çekilmesiyle Amerika’nın Irak’taki varlığı zaten işlevsel olarak kısıtlanmış olacak, 2011 sonunda da ‘geçici varlığı’ sona erecek.
Eğer, yeni Başkan Obama, kendi ilân ettiği 16 ay içinde çekilme takvimine sadık davranırsa, Irak’ta tek bir Amerikan askerinin kalmaması hususu, 2011 sonunu da beklemez, 2010 yılının ortalarında Amerika Irak’tan tümüyle çekilmiş olur. Anlaşmada bunun önüne geçen bir yan yok. 2011, nihaî süreyi ifade ediyor, bundan önce olmaz diye bir kayıt düşmüyor.
Bir yoruma göre, SOFA ‘işgalci bir güç ile onun koruması altında yaratılmış olan bir devlet arasındaki iktidar ilişkilerinde meydana gelen çarpıcı bir değişikliğin resmen tanınması’na işaret ediyor. Kimilerince bir ‘kukla rejim’ olarak görülen Irak’taki yönetimin meğerse ‘işgalci ülkenin askeri gücü’ üzerinde gerçek bir denetim sağlamak için ‘uygun anı’ bekleyen bir yerel iktidar olduğu böylece açığa çıkmış oluyor.
Bu yorum, şu hususun da altını çiziyor: “Daha geniş bir jeopolitik çerçevede, SOFA, Irak’taki Amerikan askeri gücünün ülkede uzun süreli bir nüfuza dönüştürülemeyeceği siyasi gerçeğini ortaya koyuyor. İran ile yakın siyasi ve dinî ilişkileri olan bir Şii rejimin iktidara gelmesi halinde, Amerikan askeri gücüne dayanmak sadece bir geçici politika olması kaçınılmazdır ve şartlar izin verdiği anda bu askeri gücün aşamalı biçimde ortadan kaldırılması da kaçınılmaz olur.”
İran’ın SOFA’nın imzalanmasından pek memnun kalmasını da, herhalde, bu yorum izah eder...
***
Peki, SOFA ile birlikte Amerika’nın Irak yenilgisi ve Irak’ı İran’ın kazandığı tescil edilmiştir diyebilir miyiz?
Şu sırada Irak’ta SOFA üzerine büyük kıyamet kopuyor. Kıyameti kopartanların önemli bölümü, “Mesele SOFA değil; Maliki. SOFA’nın uygulanmasıyla nasıl bir rejim kurulacağı” diyorlar.
Irak’ta ‘kartların yeniden karılmaya başlanacağı’ kesin. SOFA ya da Amerikan işgalinin sona ermesiyle birlikte, Irak’a istikrarın gelmesi arasında otomatik bir ilişki yok. Ülke, tam tersine, yeni ve daha da karmaşık bir kaosa ve çatışmaya sürüklenme riskini de barındırıyor.
Bağdat’ta merkezi hükümette Şiîlerin ve onlar üzerinden ve onlar aracılığıyla İran’ın ağır bastığını ve basacağını da varsaymak mümkün.
Türkiye’nin Irak Kürtlerine eksik ve ürkek bir tempoda da olsa- yeni açılımı ve yakınlaşma gayretlerini, Irak’ın bu yeni ‘gerçekleri’nde aramakta isabet var.
Türkiye açısından Obama ve SOFA, Irak bağlamında (ya da Kürt sorunu bağlamında) ne ifade edebilir? Tartışacağız. Tartışmalıyız...
(Not: Adalet Bakanlığı, 14 Kasım tarihli “Devlet ‘fail’ ise ‘Derin Devlet’ Gerekmez” başlıklı yazımızda yer alan Hrant Dink cinayetiyle ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun bazı iletişim bilgilerine ulaşılmasına Adalet Bakanlığı’nın izin vermediği bilgisinin doğru olmadığını bildiren bir açıklama gönderdi. Bu ‘bilgi’yi dikkatinize sunuyorum.



Bu yazı 350 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Mart 2012 'İç savaş salgını' ve 'korunma yolları'...
    • 8 Şubat 2012 Türkiye, Suriye'de savaşa mı gidiyor?
    • 13 Temmuz 2011 Diyarbakır DTK'nın, BDP Ankara'nın
    • 22 Haziran 2011 Türkiye'nin doğru Suriye pusulası
    • 14 Haziran 2011 Yeni anayasa için AK Parti-BDP-CHP uzlaşması
    • 13 Mayıs 2011 İktidar Kürt sorununu anlamalı
    • 16 Nisan 2011 AK Parti'nin Güneydoğu'da 'siyasi ricatı...'
    • 12 Nisan 2011 Aday listelerini okuma kılavuzu
    • 1 Mart 2011 Hoca ve 28 Şubat'ın cenazesi
    • 22 Şubat 2011 Libya: Osmanlı dominosu ve Bingazi'deki kan davası
    • 19 Şubat 2011 Ergenekon faturası
    • 5 Şubat 2011 Mısır'ın tarih yazdığı gün...
    • 8 Ocak 2011 Hizbullah tahliyesi mi rönesansı mı?
    • 5 Kasım 2010 TAK, ne kadar PKK, ne kadar 'Ergenekon?'
    • 29 Ekim 2010 'Tek Cumhuriyet'in iki Ankara'sı
    • 26 Ekim 2010 Bu gidişle katilden çocuk yaratılacak
    • 6 Ekim 2010 Washington'daki Türkiye
    • 1 Ekim 2010 Daha seyahatin başı, çözümün eşiği değil...
    • 29 Eylül 2010 Türkçeye onurunu iade edin
    • 21 Eylül 2010 Hakkâri provokasyonuna inat

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,699 µs