En Sıcak Konular

Ali Bayramoğlu


Ali Bayramoğlu
0 0 0000

Kürt sorunu: Çatışmadan yeniden tanışmaya geçiş mümkün mü?



Son haber: "Aktütün'de taktik hata yoktur" diyor asker ve hükümete "brifing" veriyor, terör kurulları toplanıyor, terör müsteşarlığı kuruluyor…

Velhasıl sorun yine "teknik siyaset" ya da "teknik asayiş" sorularına hapsediliyor. Doğaldır, zira bunlar, "çaresizlik, kriz, çözümsüzlük zaman"larının bildik gelişmeleridir.

Ama hayat, siyasi hayat bunlardan ibaret değil…

Bir yanda bunlar yaşanırken, diğer yanda biliyoruz ki, Kürt sorunu hızla kabuk değiştiriyor. Hem Kürt kesimi hem Türk kamuoyu açısından iki yönlü ve farklı bir toplumsal nitelik kazanıyor.

Şunlar bizce önemli:

1. AB reformlarının da etkisiyle, Kürt sorununun çözümüne yönelik ortaya atılan Güneydoğu merkezli çözüm formüllerinin taşıyıcısı PKK'dan çok mitinglerle, bildirilerle, üniversite ve sokaktaki eylemlerle bölgenin siyasi partileri, sivil örgütleri, aydınları ve toplumsal kesimleri oldu.

2. Bu toplumsallaşma eğilimi, dar anlamda bir siyasileşme eğilimiyle de iç içe girdi, onun tarafından şekillendi.

3. Özgürlük alanının genişlemesi Türkiye'den haklı olarak demokrasi talebinde bulunan Kürt siyasetinin kendi içinde çoğulculaşmasına, demokratikleşmesine kapı açmadı. Adeta çatışma sonrası bir iktidar restorasyonu aşaması yaşandı ve bu aşamada Kürt siyasi alanı kendi içinde daha otoriter bir yapı üretti.

Ortada bu üç halin yarattığı iki önemli sonuç var:

"İlk"i Türk kamuoyunun Güneydoğu meselesinin devletin yıllarca anlattığı öyküden farklı olduğunu görmesi, meselenin arkasında bir örgütten çok Kürt kökenlilerin istekleri ve politikaları olduğunu fark etmesidir. Bu, Kürt taleplerinin toplumsal gruplar tarafından taşınmasının ve bunun şeffaflaşmasının bir sonucudur.

Bu sonuç "iki eksenli bir gelişme"ye zemin hazırlıyor:

Bir yandan toplumsal ve kültürel açıdan farklı olanla ve farklı taleplerle doğal bir temas imkânı ortaya çıkıyor. Öte yandan etnik niteliği baskın, bu talepleri ayrımcılık olarak algılayan milliyetçi bir tepki oluşuyor. Bu iki yönden bugün baskın olan ikincisidir. Karşılaşma gerginlik üretmektedir.

İkinci sonuç ise şudur:

Toplumsallaşmayı yönlendiren Öcalan'ın formülleri ve otoriter Kürt politik yapısıdır.

Bu çerçevede Kürt kamuoyu Öcalan merkezli formülleri toplumsallaştırırken, otoriter yapıyı ve zihniyeti pekiştiren, doğallaştıran bir hatta girmektedir.

Siyasi nitelikli formüllerin nihai talep olarak tekrarlanması, yayılması ve içselleşmesi çerçevesinde bu talepler, meşruiyetiyle hiçbir bağlantı taşımayan Kürtlük merkezli yeni bir milliyetçi dalga üretmektedir.

Tarih Türk-Kürt milleti arasındaki mücadele olarak algılanmakta, Kürt resmi tarihi ve sembolleri, "öteki" ve "ötekine öfke" üzerinden yeniden üretilmektedir.

Güneydoğu açısından bakıldığında aslında, yukarıda vurguladığımız toplumsallaşma unsuruyla iç içe olan ortada çarpıcı bir tablo bulunmaktadır.

Yaşanan çatışmaların ürettiği deneyim ve acının kaotik de olsa kimi sonuçları kentsel yapıların değişmesine, birey fikrinin pekişmesine, Güneydoğu'da özellikle Diyarbakır'da toplumsal ve kültürel bir çoğulculuğun oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Bu çoğulcu yapı ne var ki tekçi ve ona tekabül etmeyen bir siyasi yapı tarafından kuşatılmış durumda. Bu çelişkiyi ayakta tutan, mağdurluk ve haklılıktan yola çıkan, kendisini bu terimlerle doğrulayan "milliyetçilik" fikri...

Kimlik içinde toplumsal çoğulculuk üredikçe, kimlik politikalarının denetimine yönelik rekabetin yoğunlaşması ve siyasetin toplumsalı tahakküm altına alması bu milliyetçiliği kendi içinden besleyen bir manivela oluşturuyor.

Ancak unutmamak gerekir ki, karşılaşma deneyim demektir. Ve deneyim toplumsal meşruiyet ve çözüm yollarını kendi içinde barındırır.

Bunun farkında olmak bile önemlidir.

yenişafak



Bu yazı 285 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Eylül 2012 Sorgulama vakti...
    • 28 Ağustos 2012 Kürt sorununda yeni safha...
    • 25 Ağustos 2012 Kürtlerin şiddeti...
    • 30 Haziran 2012 Anter'in katili yaşlanmış mı?
    • 12 Mayıs 2012 Solun şiddetle hesaplaşması
    • 3 Mayıs 2012 Yeni Türkiye'nin doğum belgesi...
    • 21 Şubat 2012 Dink davası ''sil baştan''...
    • 18 Ocak 2012 İkinci cinayet zamanı
    • 17 Ocak 2012 Hrant'a sözüm var...
    • 21 Aralık 2011 Soykırım ve yasa
    • 3 Aralık 2011 Dönme dolap...
    • 30 Eylül 2011 Yazıcıoğlu ve jandarma...
    • 8 Eylül 2011 Aydının şiddetle sınavı...
    • 1 Ağustos 2011 İstifaların anlamı ve yarını: Pek iyi...
    • 28 Temmuz 2011 Parlamentoda bir terörist...
    • 5 Temmuz 2011 Futbolda temizlik, ülkede temizliktir
    • 10 Haziran 2011 Yeni CHP ha! Hadi oradan...
    • 24 Mayıs 2011 MHP'de yaşananlar ve perde arkası
    • 19 Mayıs 2011 Askere ''leş'' toplatmayan generaller iş başında
    • 19 Nisan 2011 Militarist-ulusalcı batak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,947 µs