En Sıcak Konular

Erdal Şafak


Erdal Şafak
0 0 0000

Kriz politikaları



Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Başkanı Kemal Derviş'in geçen haftanın son iş gününde üç medya mecrasında birden demeçleri yayınlandı. (Not: Halkla ilişkilerin püf noktası olan "Zamanlama"daki ustalığını bir kez daha kanıtladığı için kutluyoruz.)
Demeçler Anadolu Ajansı, NTV/CNBC-e ve "Le Monde"da yayınlandı. Yani ikisinin hedef kitlesi Türk kamuoyuydu, biri ise uluslararası kamuoyu.
Derviş, Türk kamuoyuna özetle şu mesajları verdi: "Finans krizden Türkiye dahil tüm ülkelerin reel sektörleri etkilenecek. Zengin ülkelerde de, gelişmekte olan ülkelerde de 1-1.5 yıllık durgunluk dönemi yaşanması kaçınılmaz. Türkiye'de bankacılık sistemi küresel finansal krizden zarar görmeyecek ama reel kesime yansımaları olacak: İhracat etkilenecek, kur etkilendi bile. Maalesef cari açığımız da büyük. Şu an için bir kriz, panik söz konusu değil ama her türlü olasılığa karşı hazırlıklı olmak ve reel sektörün sorunlarına çözüm bulmak çok önemli."
Kemal Bey'in "Le Monde" aracılığıyla uluslararası kamuoyuna ilettiği mesajlarda karamsarlık dozu biraz daha yüksek oldu: "Batı'nın finansal krizi gelişmekte olan ülkelerin reel sektörlerini derinden etkilemeye başladı. Talep, büyüme oranı düşüyor, kredi imkanları daralıyor. Gelirleri, yabancı yatırımları, ihracatları azalacak. Krizin sonuçları onlar için, (Not: Türkiye dahil gelişmekte olan ülkeler için) zengin ülkelerden daha vahim olacak."
Gerek konumu, gerekse birikiminden ve kariyerinden kaynaklanan ağırlığı nedeniyle uluslararası aktörlerin en önemlileri arasında sayılan Derviş'in bu üç demecinden biz şu uyarıları çıkardık:
* Gelişmekte olan ülkeler grubunda yer alan Türkiye'de reel sektörün, finansal krizin vurduğu zengin Batı ülkelerinden daha fazla etkilenmesi riski bulunuyor.
* Dış gelir, yabancı yatırım ve ihracat bu konjonktürde düşeceği için iç kaynakların iyi değerlendirilmesi her zamankinden fazla önem taşıyor.
* Şu an kriz veya panik söz konusu olmasa da her türlü olasılığa hazırlanmak için reel sektörün sorunlarına ivedilikle çözüm aranması gerekiyor.
* Ekonomik durgunluk en az bir yıl, belki de 1.5 yıl sürecek. Henüz bu dönemin başındayız. (Büyük ekonomiler geçen ay durgunluk işaretleri vermeye başladı.) Yani önümüzde ustalıkla, soğukkanlılıkla yönetilmesi gereken 18 zor ay var.

Krizi fırsata dönüştürmek
Özel sektörün sözcülerinden gelen çağrılara öfkelenen, dahası duygularını bastırmakta zorlanan Başbakan Erdoğan'ın hiç değilse Derviş'in uyarılarını önemsemesinin doğru olacağını düşünüyoruz. Çünkü bu uyarılar apolitik, üstelik yalnızca Türkiye'ye özgü bir reçete önerilmiyor.
Hem sonra Erdoğan'ın içerden, elini taşın altına koymuş kesimlerden gelen mesajları "Paket beklentisi"ne bağlaması da kanımızca pek adil değil. Kimse kamu kaynaklarının özel sektöre aktarılmasını talep etmiyor, edemez. İstenenler, kriz olmasa da Türkiye'nin atması gereken adımlardan başka bir şey değil : IMF ve AB çıpalarının korunması, bu çalkantılı dönemde siyasal iktidar ile özel sektörün diyalogunu güçlendirecek platformlar oluşturulması. Reel ekonomide ortaya çıkabilecek sendelemelere bu platformlarda sıcağı sıcağına çözüm aranması. Hepsi bu.
Türkiye daha önce de belirttiğimiz gibi, bu dönemi dayanışmayla, kenetlenmeyle yönetebilirse, hükümet sözcülerinin her fırsatta tekrarladıkları "Krizi fırsata dönüştürme" şansını yakalayabilir. Zira bu sisli ortamın gizlediği, krizin bazı getirileri de var: Petrol fiyatlarının düşmesi, faiz oranlarının gerilemesi gibi. Bu veriler mutlaka enflasyonun aşağı çekilmesinde ya da en azından hedefin tutturulmasında ciddi kaldıraç işlevi görecek. Bu da halkın satın alma gücünün -artırılmasa bile- korunmasına katkıda bulunacak, dolayısıyla sosyal huzura olumlu etki yapacak.
Tekrarlıyoruz; yeter ki otoriter davranışların veya tercihlerin yerini ortak akıl alsın.
Bugün yapılacak Ekonomik Kurul toplantısının bu yeni, uzlaşmacı, akılcı, sağduyulu, gerçekçi yaklaşımın ilk adımı olmasını diliyoruz; hayır umuyoruz, bekliyoruz.

sabah



Bu yazı 1,155 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Temmuz 2012 Körfez'e büyüteç
    • 22 Temmuz 2012 Tarih yolları kesiştirince...
    • 4 Nisan 2012 Demokrasiyi taçlandırmak
    • 1 Nisan 2012 Suriye aktörleri
    • 4 Mart 2012 Fıkra gibi
    • 1 Şubat 2012 Konsey'i beklerken
    • 16 Ekim 2011 1961 Ekim'i
    • 26 Eylül 2011 New York'tan dönüş gündemi
    • 20 Ağustos 2011 Şam'la satranç
    • 12 Ocak 2011 Aslında biz bize yeteriz
    • 8 Ocak 2011 Referandum
    • 26 Aralık 2010 Krizin öbür yüzü
    • 27 Kasım 2010 Senede bir gün
    • 18 Kasım 2010 Savaş Lordu
    • 16 Kasım 2010 Beşik sallanıyor
    • 9 Ekim 2010 Sri Lanka modeli
    • 26 Eylül 2010 Dolmabahçe'de medyatik kahvaltı
    • 28 Ağustos 2010 BDP'lilerin söylemleri
    • 30 Haziran 2010 Ortaklık
    • 15 Mayıs 2010 Atina'dan

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,856 µs