En Sıcak Konular

İbrahim Karagül


İbrahim Karagül
0 0 0000

''Son Süper Güç'' de tarihe gömülürken…



Burada bazı sözleri cümleleri yazarken “büyük laflar ettiğimiz” sanılır. Öyle değil. Sadece başkalarının bin bir kaygı ve hesapla yazmak istemediği gerçekleri yalın ifadelerle aktarıyoruz. Ve bunlar, sadece bizim gerçeklerimiz değil. Bugünün dünyasında herkesi ilgilendiren ve bilinmesi gereken ve hızla ortak kanaate dönüşen gerçekler. Bilinen, inanılan ama itiraf edilmeyenler. Başlıktaki “Son Süper Güç de tarihe gömülürken” ifadesiyle anlatılmak istenen gibi.

Krizin dar ekonomik yorumlarını fazlasıyla okuyoruz. Merkez ülkeler, çevre ülkeler, küçük ülkeler, herkes, ABD'den doğup dünyaya yayılan krizin nasıl önleneceğini, nerelere uzanabileceğini, hangi ülkeleri batırıp hangi ülkeleri güçlendireceğini, ne tür ekonomik dönüşümlere yol açabileceğini, ne tür siyasi krizler çıkaracağını, ne tür sosyal travmalara zemin hazırlayabileceğini öngörmeye çalışıyor.

Kişisel kanaatim; her ülke kendi çapında önlemlerini alıyor. Bu daha çok Türkiye gibi ülkeler için söz konusu. Krizin asıl kaynağını oluşturan gelişmiş ülkeler de. Ama gelişmiş ülkelerin aldığı önlemler kendilerini kurtaracak ölçüde değil.

Yaptıkları tek şey, krizi hazırlayanları beslemek. Finans devleri batıyor, devletler onları fonluyor. ABD, AB, G-8 veya tek tek devletlerin yaptığı şey şuan bu. Şuan finansal kriz görünen durum altı ay sonra ciddi biçimde üretim krizine dönüşecek. O zaman ne olacak? Yüz milyarlarca dolar para aktarılıyor, etkisi birkaç gün sürüyor. Şu ana kadar yarayı tedavi edecek hiçbir çözüm önermediler. Sadece kanamayı durdurmaya çalışıyorlar. Tedavi için küresel ekonomik sistemde köklü değişimler yapmak zorundalar. Bunu göze alamıyorlar.

Neden? Çünkü sistemi dönüştürürlerse ABD'nin ekonomik öncülüğüne son vermiş olacaklar. Çünkü krizin tek sebebi ABD'nin dış ticaret açığı. Yani borçları ve yeni borç bulamaması. Krizi gelişmekte olan ülkelerin üstüne atmaya, faturayı onlara çıkarmaya çalışıyorlar. Bu ülkeler üzerinde baskı oluşturmak istiyorlar. Ancak dünya bu sefer buna izin verecek gibi görünmüyor

Bizi asıl ilgilendiren krizin ekonomik olmayan sonuçları. İşte asıl büyük sözler bu alanda söyleniyor. ABD'nin siyasi, askeri ve ekonomik olarak sınırsız gücü olduğuna, 11 Eylül sonrası iki ülkeyi işgal ettikten sonra dünyanın yarısını hizaya sokacağına inananların anlayabileceği bir durum değil bu. Daha doğrusu onları derin hayal kırıklığına uğratacak, inançlarını sarsacak gelişmeler bunlar. “Büyük laflar”dan birkaç örnek:


ABD, siyasi ve ahlaki öncülükten sonra ekonomik öncülüğünü de kaybetti. Askeri üstünlük tek başına yeter mi? Irak ve Afganistan işgallerine bakılırsa yetmez. İki savaşı kaldıramayan bir ülkenin askeri olarak dünyaya yön vermesi ihtimal dahilinde değil.

Sadece dünya genelinde değil, ABD'nin kendi iç kamuoyunda çok ciddi sarsıntılar yaşanabilir. Çünkü; şu an bankerlerin devlet korumasına alınması vergi mükelleflerinin paralarına ol konarak yapılıyor. Yani; “bankerlere sosyalizm geri kalanlara vahşi kapitalizm” uygulanıyor. Dünyanın geri kalanı bunu örnek almamalı.

ABD dış politikasında köklü değişimler yaşanacak. Kasım seçimlerini kim kazanırsa kazansın, bazılarının iddia ettiği gibi, köklü değişiklikler olmayacak. Ortadoğu, Güney Asya, Latin Amerika'da ABD'nin ciddi oranda gerilediğini göreceğiz. Arka bahçesi Latin Amerika'da zaten çok ciddi dirençle karşılaşan Washington, bu direnci daha sert biçimde Ortadoğu ve Güney Asya'da da görecek. Hatta Afrika'da bile. Oluşturduğu “Yeni Afrika Projesi”nin fiyaskoyla sonuçlanması bunun kanıtı. Daha da önemlisi ABD'nin bu süper güç rolüne Avrupa içinden çok ciddi bir direnç gelişti. Bükreş'teki son NATO zirvesinde ABD'nin önerileri bu ülkeler tarafından reddedildi. Ret cephesinde Türkiye de vardı.

“Süper gücün yönettiği dünya” tarihinin sonuna gelindi. Artık bundan sonra süper güç olmayacak. Tek kutuplu dünya zaten olamayacak. ABD'nin gerileyişi süper güçler çağını sona erdirdi. ABD'nin elitleri bile çöküşün kaçınılmaz olduğunu söylüyor.

Artık hiçbir ülke, dünya zenginliğinin yüzde 30'undan fazla pay alamayacak. 2010 yılı sonunda ABD'nin payı yüzde 20'ye düşecek. Sonraki on yılda ise bu pay yüzde 15 ya da 10'a kadar gerileyecek.
Yeni şartları göz önünde bulunduranlar, bundan sonraki dünyanın hangi kavramlarla tartışılacağına ilişkin dikkat çekici ifadeler ve kavramlar kullanıyor.

“Dünya devleti”, “NATO'nun öncülük edeceği faşizan arayış”, Nükleer saldırı dahil “önleyici savaş”, “zihin kontrolü”, “kitle yönetimi”, “diktatörlük arayışları”, “istihbarat emperyalizmi” gibi…

Süper güçlerin olmadığı, dünyanın çok sayıda bloklara ayrıldığı ya da küresel üst yönetimin kurulduğu, kitlelerin doğrudan kontrol edildiği, kaynak savaşlarının alabildiğine arttığı, her bireyin izlendiği bir dünya…

Ya da daha dengeli, kaynakların bölüşüldüğü, adaletin etkisini artırdığı, çatışma değil uzlaşmanın öne çıktığı, imparatorluk ve hegemonya arzularına izin verilmediği bir dünya…

Hangisi öne çıkar bilmiyoruz. Şimdilik bildiğimiz şey; küresel krizin ekonominin yanında siyasi alanda da köklü dönüşümlere yol açacağı, yeni aktörlerin öne çıkacağı, süper güç ABD'nin bu gücünü hemen hemen kaybedeceği şeklinde.

yenişafak



Bu yazı 866 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 20 Nisan 2012 Türk-Kürt-Sünni..
    • 30 Mart 2012 Suriye satrancı, İsrail'e askeri üs
    • 16 Şubat 2012 En tehlikeli ihtimal: Ya savaş tersine dönerse!
    • 10 Şubat 2012 Hesaplaşma: Kim kimi tasfiye edecek?
    • 2 Aralık 2011 Bitti Esad, gerçekten bitti..
    • 18 Kasım 2011 Artık, Suriye ile savaş halindeyiz!
    • 9 Eylül 2011 Evet, Tahrir'de konuş! Tarihi değiştir! De ki...
    • 18 Ağustos 2011 İran-Suriye ve PKK: O 'kart' yine masada..
    • 10 Ağustos 2011 Altı saat ne konuştular?
    • 27 Temmuz 2011 Ölüm koalisyonu Haçlı savaşçıları..
    • 22 Temmuz 2011 Avrupa Birliği parçalanıyor..
    • 29 Nisan 2011 Cuma, öfke, kan...
    • 10 Şubat 2011 Barış beklerken savaş gelmesin!
    • 31 Aralık 2010 Bir casusa bu kadar para veriliyor mu!
    • 29 Aralık 2010 İki not ve bir kirli ittifak!
    • 24 Eylül 2010 İsrail-PKK bağlantısı bu işi bozabilir mi?
    • 3 Şubat 2010 Bu toplantı hiç de hayra alamet değil!
    • 17 Aralık 2009 İran-Suudi savaşına doğru mu gidiyoruz?
    • 8 Aralık 2009 Reşadiye'den kim ne mesaj veriyor?
    • 28 Ekim 2009 Birileri tarih yapıyor, bunu kimler yazacak?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,532 µs