En Sıcak Konular

Mehmet Barlas


Mehmet Barlas
0 0 0000

Hiç okumadan sadece dizi izleyerek kültür oluşabilir mi?



Uzun yıllar önce yazılarını adeta anlaşılmasın diye çok karmaşık yazan bir meslektaşımız vardı Milliyet'te.
O dönemde Milliyet'in Yazı İşleri Müdürü olan Hasan Pulur, 12 Mart askeri müdahalesi sürecinde Sıkıyönetim Komutanlığı'na çağırılmış. Aynı zamanda 1'inci Ordu Komutanı da olan ve sertliği ile tanınan Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral, Hasan Pulur'u uyarmış:
- Bir yazarınız var. Galiba bizi eleştiriyor. Yazdıklarını anlarsam gazeteyi kapatırım, demiş.
Gazetenin Aydın Doğan'dan önceki sahibi Ercüment Karacan'la sohbet ediyorduk.
Söz konusu yazarı okuyup okumadığını sorduğumda gülerek şu cevabı vermişti:
- Onun yazılarını okumuyorum. Filme alınmalarını bekliyorum!
Ercüment Karacan'ın cevabındaki "Filme alınmalarını bekliyorum" söylemi, okunmaları göz korkutan kitaplar için de hâlâ kullanılmaz mı?
- Tolstoy' un Harp ve Sulh'unu okudun mu?
- Hayır ama filmini gördüm.
Bunu mizaha aktarırsanız şu tür diyaloglar da çıkabilir:
- Encyclopaedia Britannica'yı okudun mu?
- Hayır okumadım. Filme alınmasını bekliyorum.

Kitapsız edebiyat

Günümüz Türkiye'sinde bu tür diyalogların, edebiyatımızın anıt isimlerinin yapıtları için nasıl geçtiğini de biliyoruz.
- Reşat Nuri Güntekin'i sever misin? Onun romanlarını okudun mu?
- Çok severim. Romanlarını okumadım ama televizyonda sürekli Yaprak Dökümü'nü izliyorum.
- Halit Ziya Uşaklıgil'in edebi kişiliği hakkında ne düşünüyorsun? Romanlarını nasıl buluyorsun?
- Halit Ziya'nın edebi kişiliği hakkında hiçbir düşüncem yok. Ama Aşk-ı Memnu dizisini eskiden de izlemiştim, şimdi yeni çekimini de izliyorum.
Aslında klasik olmuş edebiyat yapıtlarının film veya televizyon dizisi olması, tabii ki kitlesel kültüre katkı sağlar. Sonuçta bunlar popüler kültürün öğelerine de dönüşür.
Ama "Okumak" farklı bir şeydir.
Okumak, akılda kalması gereken bölümleri süzmek ve bütünü yorumlamak gibi beynin çalışmasını gerektiren faaliyeti, bir senariste ve bir yönetmene bırakmak, herhalde çok parlak bir konum değildir.
Neticede "Kültür" sadece görsel bir olgu değildir ki.
Dünkü Zaman'da Selim İleri bu konuya yaklaşımını şöyle seslendirmişti:
- Klasiklerimizin -Aşk-ı Memnu çoktan beri Türk romanının klasiği- doğru dürüst okunmadan televizyonda, sinemada, tiyatroda tuhaf kılıklar edinmesi, saklamak istemiyorum, bana ürkütücü geliyor. Çünkü günümüzün aylak okuryazarı, seyrettim, bir daha niye okuyayım diyor, geçip gidiyor. Hatta romancılığa sıvanan kişiler bile.

Bihter ve Ferhunde
Sonuç ortada...
Dizi yapılan romanın kahramanları sadece birer konu mankeni olmaktadırlar.
Burada izleyici kitle, oyuncuların kişiliklerine ve davranışlarına takılmaktadır.
Artık "Bihter" değil, o rolü kim üstlendiyse onun özel yaşamı, güzelliği, ilişkileri ve bikinili görüntüsü kitlelerin kültürünü oluşturmaktadır.
Artık Yaprak Dökümü'nün kendisi değil, "Ferhunde"yi canlandıran aktrisin sanal ve gerçek dünyadaki davranışları arasındaki karşılaştırmalar önemli olmaktadır kitlenin sözde kültüründe.
Tabii ki ne sinema sanatını ne de televizyon dizilerine akıtılan bilgiyi ve emeği küçümsüyoruz.
Ama Selim İleri'nin deyişi ile "günümüzün aylak okuryazarı" diye bir gerçek de var toplumsal ve siyasal yaşamımızda.
Dünya tarihini de Türk tarihini de okumadan, bugüne dünden göndermeler yapanlara rastlamıyor musunuz? Siyaset, hukuk, sosyoloji gibi önemli bilim dalları ve bunların kitapları hiç yokmuş gibi, her gün yeniden Amerika'yı keşfeden amatör teorisyenler sizin de canınızı sıkmıyor mu?

Selim İleri ne diyor?

Yeni "Aşk-ı Memnu"yu televizyonda izlerken, Selim İleri'nin şu gözlemlerini hatırlarsınız inşallah:
- Günümüzün kentsoylu dünyası aşkları bir iki günde tüketirken, Bihter'in Behlûl'e cinnetli tutkusu, rahat hayat koşullarındaki seyirciye inandırıcı gelebilir mi, Aşk-ı Memnu on dokuzuncu yüzyılın sonundan bugüne, şimdiki zamanımıza apar topar çağ atlatılırsa? Halit Refiğ, Aşk-ı Memnu'yu hem ev içi dünyası açısından irdeliyordu, hem de, dıştaki, toplumsal-siyasal dünya açısından. Halid Ziya'nın -anılarında belirtmiştir- Abdülhamid sansürü sebebiyle yazmaktan uzak durduğu siyasal ortam, Halit Refiğ dizisinin, yola çıktığı esere sadakatsizlik etmediği bir yeniliğiydi. Çatırdayan bir imparatorluk! Yeni zaman dizilerini gerçekleştirenleri öyle sanıyorum ki pek ilgilendirmiyor, çağ, dönem, toplumsal koşullar.



Bu yazı 444 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 29 Eylül 2012 Sakın "Erdoğan'sız AK Parti" hesabı yapmayın!
    • 28 Temmuz 2012 "Büyük Kürdistan" bir Amerikan sorunudur
    • 16 Ocak 2012 Kıbrıs'ı da Kwai Köprüsü'ne benzetmedik mi?
    • 9 Ocak 2012 Orta yaş sınırı yükselirken artık kimse yaşlanmayacak mı?
    • 4 Ocak 2012 AK Parti başarılı olursa tüm Türkiye başarılı olacaktır
    • 29 Ekim 2011 Cumhuriyet Bayramımız hepimize kutlu olsun
    • 31 Ağustos 2011 Yeniden açılım günlerinin üslubuna dönülmelidir
    • 17 Temmuz 2011 Asıl sorunumuz acaba ''Şarklılık'' mı?
    • 9 Temmuz 2011 Siz değişmezseniz koşullar sizi değiştirir...
    • 26 Şubat 2011 İktidar iddiası bulunmayan muhalefet olur mu?
    • 25 Kasım 2010 CHP'nin sivil paşalarının sivil darbe ürküntüsü...
    • 11 Ekim 2010 Kılıçdaroğlu'nun önündeki tarihi fırsat
    • 22 Eylül 2010 Sentetik beyaz Türklerin dayanılmaz hafifliği
    • 11 Eylül 2010 Kim yalancı? Anayasa Mahkemesi mi, CHP lideri mi?
    • 9 Eylül 2010 İktidarı 'Evet' mi yoksa 'Hayır' mı güçlendirir?
    • 28 Haziran 2010 Üslubu tırmandırınca kelimeler kifayetsiz kalabilir
    • 12 Haziran 2010 Yeni dünyada eksen de merkez de farklı yerlerdeler
    • 7 Mayıs 2010 Teşekküre karşı benden de bir teşekkür...
    • 5 Ocak 2009 Basın ''Medya'' olmadan önce kol kırılır yen içinde kalırdı...
    • 3 Kasım 2008 Türk demokrasisinin sabırla imtihanında geçer not alabilecek miyiz?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,535 µs