En Sıcak Konular

Gülay Göktürk


Gülay Göktürk
0 0 0000

Jandarma neden vardır?



Hükümetin hazırladığı yeni Ulusal Program'da yer alan iç güvenliğin sivilleştirilmesi reformunun ne kadar hayati bir reform olduğu, Ergenekon soruşturması genişledikçe ve derinleştikçe daha iyi anlaşılıyor.
 

"Fırat'ın doğusundaki Ergenekon" bizim bu taraftakinden çok daha insafsız, çok daha vahşi ve çok daha pervasız... Kimi jandarma görevlilerinin başrolde olduğu bu vukuatların bir kısmını zaten biliyorduk. Bir kısmını biz bilmiyorduk ama bölge insanı çok iyi biliyordu, bir kısmını ise hep birlikte yeni öğreniyoruz.

Öğrendikçe de halka hesap vermeyen, kendini seçilmişlere karşı sorumlu hissetmeyen, askeri hiyerarşi içinde çalışan silahlı bir güç iç güvenlikten sorumlu tutulduğunda neler olabileceğini daha iyi anlıyoruz. Ve şu soru geliyor gündeme: Jandarma neden vardır? Soruyu şöyle de sorabiliriz: Eğer polis teşkilatı, en ücra köye, en küçük mezraya kadar Türkiye'nin dört bucağına uzanan geniş bir ağ kurabilecek, etkinlik sağlayabilecek durumda olsaydı, jandarmaya gerek kalır mıydı?

O zaman bu teşkilatın lağvedilmesini konuşur muyduk? Elbette konuşurduk ve konuşmalıyız. Kimileri, birçok kurumun olduğu gibi jandarmanın da ezelden ebede yaşayacak bir kuruluş olduğunu sanabilirler; jandarmanın lağvından bahsetmeyi devletin lağvından bahsetmekle eş tutabilir, telaffuz edilmesine bile dayanamayabilirler.

Ama bu takıntılılar bize jandarmanın iç güvenlik görevi yapmasının bir istisna olduğunu, geçici bir durum olduğunu unutturmamalı. Jandarma teşkilatının varlığı, esas olarak polis teşkilatının eksikliklerine dayanır ve asıl hedef, bu eksikliklerin zaman içinde giderilmesi ve jandarmanın görev alanının ve yetkilerinin süreç içinde küçülmesidir. Kaldı ki bu geçicilik durumu "Polisle İlişki Çalışma ve İşbirliği Esaslarını" düzenleyen Jandarma Yönetmeliği'nde de açıkça dile getiriliyor.

Söz konusu yönetmeliğe göre, "polis görev ve sorumluluk alanı olup ta, bugüne kadar Polis Teşkilatı kurulmayan yerlerdeki emniyet ve asayişe ilişkin hizmetler, polis teşkilatı kuruluncaya kadar, Jandarma iç güvenlik birliklerince yerine getirilir. Şehir ve kasabalarda kentleşme nedeniyle; belediye sınırları genişledikçe bu yerlerdeki, Jandarmaya ait görev ve sorumluluk alanları ..... polise devredilir." Kimin kararıyla devredilir? İşte bu nokta problemli.

Çünkü yönetmelik, devir işleminin valiliğin önerisi, Jandarma Genel Komutanı'nın uygun görmesi ve İçişleri Bakanı'nın onayı ile gerçekleşeceğini söylüyor. Peki neden? Eskiden jandarma alanı olan herhangi bir yerde polis teşkilatı kurulmuşsa ve artık jandarmaya ihtiyaç kalmamışsa, yani o bölgenin artık polise devri gerekiyorsa, bu durumu "onaylamak" neden Jandarma Genel Komutanı'na düşsün?

Kanun, bir yerin polisin görev alanı sayılması için o yerin il ve ilçe belediye sınırı haline gelmesini veya o yerde polis teşkilatı olmasını yeterli sayıyorsa, bu şartlar da gerçekleşmişse, mesele çözülmüş demektir. Devletin iç güvenlikten sorumlu birimleri gereken işlemleri yapar, tabii ki Jandarmayı da bilgilendirirler.

Umalım ki, hükümetin hazırladığı yeni Ulusal Program'da yer alan "İç güvenlik hizmetlerinin koordinasyonu ve iç güvenlikle ilgili görev, yetki ve sorumlulukların etkin olarak yerine getirilmesini güçleştiren mevzuat ve uygulamanın değiştirilmesi" ifadesinde kastedilen mevzuat değişikliklerinden biri de bu olur.

Umalım ki, iç güvenliğin sivilleşmesi çerçevesinde yapılacak reformlarda, EMASYA protokolünün değiştirilmesiyle, yani jandarmanın 28 Şubat öncesi sınırlarına çekilmesiyle yetinilmez, daha ileri gidilir; demokrasimiz iç güvenliğin askerileşmesinin yarattığı tahribattan bütünüyle kurtarılır.

bugün



Bu yazı 475 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Eylül 2012 Susmak için artık çok geç
    • 24 Eylül 2012 Darbecilik mahkûm oldu
    • 21 Eylül 2012 7 adımda çözüm planı
    • 14 Eylül 2012 Libya
    • 25 Ağustos 2012 Kürtler'i PKK'dan korumak
    • 8 Ağustos 2012 Tehditle canlı kalkan olunur mu?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye Kürdistanı
    • 2 Temmuz 2012 Zana kimi, neyi temsil ediyor?
    • 18 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu Bahçeli'nin arkasına saklanıyor
    • 15 Haziran 2012 Olmayacak duaya amin
    • 11 Haziran 2012 Oslo süreci yeniden mi?
    • 8 Haziran 2012 Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesi
    • 4 Haziran 2012 Ses kayıtları
    • 30 Mayıs 2012 Parti kongreleri neden yapılır?
    • 21 Mayıs 2012 Sivil bayramlar dönemi
    • 11 Mayıs 2012 Yine mi?
    • 9 Mayıs 2012 Solun resmi tarihi
    • 25 Nisan 2012 Keşke CHP bölünse
    • 11 Nisan 2012 Kafası karışık bir Demirtaş
    • 9 Nisan 2012 Nizam-ı alem

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,852 µs