En Sıcak Konular

Nedret Ersanel



Nedret Ersanel
0 0 0000

ABD, İsrail, Irak'ın içindeki gruplar tamam! Peki Türkiye'nin içindekiler?



Amerikan dış politika geleneğenin nedense-bilindiği halde-görülmeyen temel prensibi şudur: Tutarlılık gibi zorunluluğu yoktur. Konjonktüre uygun davranır. Tabii kendi konjonktürüne.

Ve bunu istisnasız sayabiliriz. Gün gelir Türkiye’ye de öyle davranır gün gelir İsrail veya İngiltere’ye bile aynısını yapar.

Bu nedenle, İsrail-ABD ebedi ve yıkılmaz dostluğu doğrudur ama ABD’nin kendi menfaatleri de doğrudur.

Hal böyleyken İsrail-Suriye-Türkiye denklemini ve daha önemlisi açılımlarını “garip” bulmak zorundayız.

        *   *   *


Tel Aviv ve Şam arasındaki yakınlaşmaya Ankara’nın el vermesini Türkiye ve ABD’deki uzmanlar “farklı” okuyor.

Birinci önemli nokta bu. Amerikalı bilenler bu üçlü mekanizmaya ve İsrail’in girişimine pek iyi bakmıyorlar.

Esasen İsrail de ABD’ye pek iyi bakmıyor. İsrail Başbakanı Olmert ve Savunma Bakanı Barak görüşmeleri savunuyor. İsrailli yetkililer de görüşmeler önündeki “tek engel”in ABD olduğunu söylüyor.

Bir ay kadar (22 Mayıs) önce New York Times’a konuşan bir Amerikalı yetkili İsrail için; “Bizden izin falan istemiyorlardı” demiş. Bir başka yetkili ise yaşadıkları şoku “yüzümüze atılmış bir şamar” seviyesine kadar çıkarıyor.

Açıklamalara bakınca, İsrail-Suriye görüşmelerinin ABD’nin hilafına sürdürüldüğünü varsayabilirsiniz. Önermeyi böyle koyunca Ankara’nın arabulucuk misyonu da Amerika’ya rağmen mi sorusunu hakediyor.

Garipliğin ilk halkası bu. Fakat hiçbir şey göründüğü gibi değil.

           *   *   *

Aynı Amerikalılar için İsrail’in bunu neden yaptığının açıklaması ölçek küçültüyor. Washington’a göre bu “şamar”ın nedenleri içinde Başbakan Olmert’in özel durumu var.

Olmert, henüz Başbakan değilken 2006 yılında karıştığı iddia edilen bazı yolsuzluk dosyaları ile uğraşıyor.

Bu da İsrail hükümetini istikrarsızlaştırıyor. Kabine içinde Ortadoğu’ya ilişkin gelişmelerin farklı yönlendirilmesini arzulayanlar var.

Elbette İsrail’in Suriye ile yakınlaşmasının başka nedenleri de var. Birisi Hizbullah’ın bölgede artan gücünü kırmak. Ama İsrail politikasının iç dengeleri daha ağır basıyor.

Garipliğin ikinci halkası da bu. Fakat hiçbir şey göründüğü gibi değil.

           *   *   *

Türkiye’deki bazı uzmanların İsrail-Suriye dolaylı görüşmelerine-ABD’nin bakışına rağmen!-farklı baktığını söylemiştik.

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu’ndan (USAK) Sedat Laçiner-ki ben kendisini en çok Dağlıca Baskını’nda İran’ın rolü olduğuna ilişkin iddiası ve sonra bu iddiasından vazgeçişi, gelişen süreç de bu tezi boşa çıkarmıştı, ile anımsıyorum-ABD’nin bu görüşmelere destek ve onay verdiğini iddia ediyor.

“Elbette bu süreçte ABD-İsrail ikilisinin fikir alış-verişleri de etkili oldu. ABD’den gelen son açıklamada ‘görüşmeler bizim için sürpriz değildi ve hiçbir itirazımız da yok’ deniyor. Başka bir deyişle ABD ‘benim onayım var’ diyor.”

Garip değil mi? Henüz ABD’nin bu görüşmelere ama en çok İsrail’in tutumuna ne dediğini tam çözemiyoruz.

Ama çözmemiz lazım çünkü Türkiye’nin konumu da bu çerçevede belirginlik kazanacak.

Üçüncü gariplik de bu. Fakat hiçbir şey göründüğü gibi değil.

           *   *   *

Belki de farklı bir açıdan bakmak problemi sadeleştirebilir…

ABD hükümeti içindeki bir grup görüşmeleri destekliyor, bir başkası desteklemiyor olabilir.

Bu gruplar, İsrail de görüşmeleri destekleyen ve desteklemeyen gruplarla görüştüğünden, ortaya “ikili” bir kompozisyon çıkacaktır.

Tabii bu durumda Türkiye’de de “dual” bir yapı söz konusu olabilir. Laçiner’in yazısını okurken, giriş kısmında, ana girizgah sayılabilecek bir cümle okudum.

“Öncelikle olarak Türkiye’nin özel bir ‘yumuşak gücü’ bulunuyor.”

Tanıdık geldi. Başbakan’ın Baş Danışmanı Ahmet Davutoğlu kısa süre önce İngiltere, Kraliyet Silahlı Kuvvetler Enstitüsü’nde yaptığı konuşma da bu kavramı kullanmış.

Demek Türkiye’nin bir ‘yumuşak güç’ politikası var ve Laçiner ile Davutoğlu bu konuda mutabık.

Bunda bir gariplik yok. Üçüncü garipliğe ek sayılabilir. Fakat hiçbir şey göründüğü gibi değil.

           *   *   *

İsrail neden bunu yapıyor? ABD süreci destekliyor mu? Tüm bunların geleceğin Ortadoğusu’ndaki anlamı ne? Türkiye nerede duruyor?

Bu gariplik notları yine bizi bir yere getirmiş değil.Büyüt tabloyu hala göremiyoruz ama ilerlemeyi bırakmıyoruz.

   *   *   *

ABD’nin “tutarlı olmak” gibi bir zorunluluğu yoktur demiştik.

Doğru… Örneğin geçen aya kadar Suriye’de nükleer reaktör inşa etmek için Şam’a yardımda bulunan Kuzey Kore’yi suçluyordu.

Şimdi Kuzey Kore ile görüşmek istediğini açıklıyor.

Ama tutarsızlığın bir nedeninin ABD’deki iç politik cepheler olduğunu da söylemiştik. Tıpkı İsrail’deki gibi.

Peki ama bölgemizdeki hangi gelişmeleri “asıl” sayacağız?

İsrail, Suriye ile görüşmeleri Türkiye eliyle yapıyor. Fakat İsrail-buraya dikkat-Hamas’la da dolaylı görüşmeler yapıyor.

Hani Hamas yöneticileri ile görüştüğü için Türkiye’ye çok kızan İsrail. Burada aracı kim? Mısır! Amaç Gazze’de ateşkesin önlenmesi.

Demek artık elimizde mini bir harita var. İsrail, Suriye, Mısır ve Türkiye. Bu ülkeler ne için uğraşıyor. Hem Filistin hem Suriye bölgesinde barış olsun için.

Bu amaç kimi rahatlatmaya yarıyor? İsrail’i. Öyle çünkü iki konu da açık biçimde İsrail’in taraf olduğu konular.

İsrail rahatlatılmaya çalışılıyor.

Haritanın bir köşesini tuttuk. Fakat hiçbir şey göründüğü gibi değil.

           *   *   *

Haritayı biraz açıyoruz… Lübnan.

İsrail 2006’da Lübnan’a bir saldırı yapıyor. Hizbullah’tan sert tepki görüyor. İşin askeri açından tatsızlaştığını fark ediyor. 

İran ve Suriye destekli Hizbullah İsrail’e direniyor.

Burada ABD’de de arabulucu kullanıyor. Hizbullah’a kabine üzerinde veto yetkisi verilmesi ile oluşan uzlaşıya varılması Washington’da güçlü alkışlarla karşılanıyor.

Aracı kim? Suudi Arabistan. Haritaya bunu da ekliyoruz. Riyad da oyundadır.

Peki kimi rahatlatıyor? Yine İsrail’i. Harita genişliyor, her genişlemede arabulucular İsrail’i rahatlatıyor.

Dördüncü gariplik bu. Fakat hiçbir şey göründüğü gibi değil.

           *   *   *

Tamam “genişletilmiş” haritayı elimizde tutuyoruz. Tutuyoruz ama sistem nasıl çalışıyor bilmiyoruz.

Irak’taki savaştan bu yana Şam’ın kendini koruma gerekçesiyle sığındığı liman İran’dır. Açık. Tahran ve Şam arasında stratejik ve savunma anlaşmaları bulunuyor.

Bu denklem en çok İsrail’i vuruyor. Ama tek onu değil. Bu yakınlaşmadan Suudi Arabistan ve Mısır da huzursuz.

Bunun için oyundalar. Türkiye’nin saikini bilmiyoruz. İran’la da Suriye ile de arası iyi. “Yumuşak güç” kullandığı için sınıflayamıyoruz.

           *   *   *

Küçük harita Suriye’nin dışarıda bırakılmasının İsrail’i ve Washington’u rahatsız ettiğini söylüyor.

Çözüm için Türkiye’nin iyi bir yol olduğunu gördükleri de seziliyor. Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye, Suriye, Lübnan aynı yoldadır.

ABD’nin bir yarısı görüşmelere karşı bir yarısı destektir.

Beyaz Saray, minimum, İran-Suriye bağının kopmasını bekliyor. Hizbullah ve Hamas’ı “kırmaya” çalışıyor.

İsrail’de bir grup bunun içindedir, bir grup dışında. Çemberin dışındakiler Olmert’i sallıyor.

Küçük haritanın ölçeği böyle çiziliyor. 

           *   *   *

Şimdi Ortadoğu’yu “elimize” alalım.

Büyük haritanın tam göbeğinde Bağdat duruyor. Irak hükümeti “kaderi” için yol ayrımına gelmiştir.
Tercih yapacak. İran mı ABD mi?.. “Hükümet ABD ile ayakta duruyor, İran bir seçenek olamaz” diyenlere şunu söylemeliyiz.

Beşinci gariplik budur. Fakat hiçbir şey göründüğü gibi değil.

           *   *   *

İki ayağı da topal ördek Bush yönetimi Irak’a özel bir anlaşma için bastırıyor.

Bu uzun vadeli bir güvenlik anlaşması. ABD’ye neredeyse dilediği kadar bölgede kalma ve tam 50 üs kurma hakkı tanıyor.

Tahran elbette karşı. Irak Başbakanı Maliki İran’a gidiyor. Dini lider Hamaney, Maliki’yi sert ikaz ediyor.

Maliki korkuyor. Üst üste, "Irak’ın İran’ı tehtid eden bir yer olmayacağını” söylüyor. Bununla kalmıyor, ABD’ye ülkesinin egemenlik haklarına saygılı olmasını istiyor.

Washington geriliyor. Bu çok tehlikeli. Ama başka problemler de var.

Irak’ın Tahran yanlısı bir ülke haline gelmesi zaten felaket ama Şii bir eksen doğması Beyaz Saray’ı daha çok rahatsız ediyor.

Saddam ve yönetiminin temizlenmesi süreci geriye, sadece şu anki Irak elitini bırakıyor. Bu elit tamamen Şii. Irak’ı Şiiler yönetiyor.

Ömer Taşpınar, Sabah’taki yazısında (16 Haziran) durumu şöyle özetliyor; “Bugün Irak’ı yöneten Şii kadro Saddam döneminde 20-30 yıl İran’a sürgün yaşadı. İran’a hem dini hem siyasi açıdan ciddi gönül bağı var.”

“Bu Şii yükselişten en çok rahatsız olanlar ülkedeki Sünni azınlık ve Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün Körfez Emirlikleri.”

Gariplik azalıyor. Fakat hiçbir şey hala göründüğü gibi değil.

           *  *  *

Şii kaygısı taşıyan ülkeler belli oluyor, İsrail’i rahatlatacak arabulucuğulu götüren ülkeler. Büyük harita billurlaşıyor.

İki eksen var. Biri Şii biri Sünni. Bu tamam. Sünni ülkeler rahatlatıyor ve cepheleşiyor. Bu tamam.

Sünni ülkeleri ABD ve İsrail organize etmeye çalışıyor, bu da tamam.

Peki sorun ne?

Sorun şu… Oyundaki tüm aktörlerin kendi iç dinamikleri, bu büyük haritaya uyumlu hale getirilmeye mi çalışılıyor?

Bu soruya baş aktörler de dahil.

Son ve büyük gariplik bu. Sorun bu çözüm de bu. Fakat hiçbir şey göründüğü gibi değil.

           *   *   *

Yani şunu söylemeye çalışıyoruz…

Bunu ABD mi yapıyor, öyleyse ABD’de kim(ler) yapıyor?

İsrail’de kimler yapıyor?

Türkiye’de kimler yapıyor?

Kimlikler, o ülkelerdeki iç dengelerin veya kırılmaların nasıl yaşandığını söyleyecek!

           *   *   *

Bu noktada yazının “bağlamından” kopuyoruz…

Tek örnek üzerinden notlar sunuyoruz…

Haber: “Dışişleri Bakanı Rice anlaşmayı ‘olumlu’ diye niteliyor, hatta birkaç haftadır Mısırlı ve Suudi yetkililerle Lübna’daki çıkmaza çözüm bulunmasına katkı yapmak için telefonda görüştüğü ortaya çıkıyordu.” (New York Times, Helene Cooper, 22 Mayıs.)

Haber: “Dick Cheney etrafında kenetlenmiş şahinler bir dakika bile beklemek istemiyor. Onlara göre diplomasi zamanı geçti. Ancak bunların karşısında Dışişleri Bakanı Rice, Savunma Bakanı Gates, Ulusal Güvenlik Danışmanı Hadley bulunuyor.” (Sabah, Ömer Taşpınar, 16 Haziran.)

        *   *   *

ABD’deki iki grup belli. İsrail’deki iki grup da belli.

Olmert ve Barak’a karşı Dışişleri Bakanı Livni ve askeri kesim.

Irak’taki gruplar da belli… Şii yönetim, ülkeyi yıllardır yönetmiş Sünni kesim ve ABD etkisi.

Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün ve Körfez ülkeleri denileni yapıyor.

Peki Türkiye’deki taraflar kim?

Altıncı gariplik bu. Fakat hiçbir şey göründüğü gibi değil!



Bu yazı 3,538 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 13 Mayıs 2014 Ruslar UFO’larla bizim gibi it dalaşı yapabilir mi?
    • 6 Mayıs 2014 Berlin, Obama’nın (en iyi) arkadaşı değil
    • 29 Nisan 2014 'Manidar Zamanlama'ları Ayarlama Enstitüsü
    • 22 Nisan 2014 Albino çocuk ve beyaz kurdeleli uzaylılar inlere girebilir mi?
    • 15 Nisan 2014 'ABD'den Türkiye çıkışı' yazılır, 'ABD'den sakın çıkma' okunur!
    • 8 Nisan 2014 İsrail yanımıza, Rusya kolumuza, ABD nereye?
    • 31 Mart 2014 Erdoğan'ın yolu 'oralarda' anlaşıldı mı?
    • 25 Mart 2014 Twitter'ı kapatan Facebook'u niye kapatmadı?
    • 17 Mart 2014 Tokalaştığınız el işe yaramaz, diğer el önemli!
    • 10 Mart 2014 Büyük resme çıplak gözle bakılmaz
    • 4 Mart 2014 Dünyanın söküldüğü yer
    • 25 Şubat 2014 Aurens'in raksını Hüseyin alkışlıyor...
    • 11 Şubat 2014 Uçak gemisinden korkabilirsiniz ama büyüğü var
    • 4 Şubat 2014 Angel(a)’nın kanatları ve ışığın askerleri!
    • 28 Ocak 2014 MİT’i kelepçelemekten daha 'sembolik delil' ne olabilir...
    • 21 Ocak 2014 Akdeniz’de Çin-Rus tatbikatı ‘devlet TIR’larını rahatlatır mı?
    • 13 Ocak 2014 Rusya, İran yüzünden Londra'ya elinin tersiyle...
    • 7 Ocak 2014 Enerjiniz olmadan enerjiyi mi kontrol edeceksiniz?
    • 31 Aralık 2013 2014: Bize ne olacaksa, tüm bölgeye o olacak!
    • 24 Aralık 2013 Türkiye'nin canını o yüzden yakıyorlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,713 µs