En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Empati yapma zamanı



Ülkemizde herkes 'empati' eksikliğinden, kendini karşısındakinin yerine koyma zaruretinden söz eder ya, bizde en az yapılan şeydir 'empati'. Oysa karşımızdakine anlayışla yaklaşmakta büyük yararlar var.

Demokrasilerin kendilerini korumaya hakkı olduğuna hiç kuşku yok. Küçük bir azınlığın bir yolunu bulup iktidarı ele geçirerek çoğunluk üzerinde tahakküm kurmaya hakkı olmadığı gibi, çoğunluk oyuyla gelmiş olan iktidarların da diktatörleşmesine elbette izin verilemez. Geçmişte dünyanın başını derde sokmuş nice zorba yönetimlerin sandıktan çıkarak iktidara ulaştıkları biliniyor.

Nitekim anayasanın iki maddesinde yapılan değişikliği görüşmek üzere toplanan Anayasa Mahkemesi üyelerinin en çok bu konu üzerinde durdukları anlaşılıyor. Vardıkları sonuç kararlarına da yansıdı: “O durumda Anayasa Mahkemesi devreye girer...”

Dikta rejimi kurmaya karar vermiş bir kadroya karşı Anayasa Mahkemesi'nin fazla bir etkisi olacağını sanmıyorum. İtalya'da Faşizm, Almanya'da Nazi ideolojisi iktidara geldiğinde o ülkelerdeki yüksek yargı organları ne yapacaklarını bilememişlerdi. Başka ülkelerden örnek aramaya gerek yok; 12 Eylül askeri darbesine dönemin Anayasa Mahkemesi üyelerinin tek tepkisi, tebriklerini sunmak olmuştu. 1982 Anayasası'nda askeri yönetim dönemiyle ilgili yargılama kısıtlaması varsa, bu, biraz da Anayasa Mahkemesi'nin bugün bile bunu dert etmemesi yüzünden...

'Empati' yaparlarsa Anayasa Mahkemesi üyelerinin kendileri de göreceklerdir: Sandalye çoğunluğuna sahip olduğu için rejim dayatmasında bulunacağı varsayımıyla anayasadaki yetkilerini aşma pahasına karşılarına dikildikleri Ak Parti hükümeti kendisinden beklendiği gibi davranmıyor. Meclis'in ve hükümetin bütün yaptığı, soruna anayasal çerçeve içerisinde bir çözüm bulmak...

Bu mu Meclis'teki çoğunluğunu dikta rejimi kurmak için kullanmaktan çekinmeyecek siyasi kadro?

Madem 'empati' yoluyla Anayasa Mahkemesi üyelerinin muhakeme tarzı üzerinde fikir yürüttük, bu durumda üyeleri de benzer bir nezakete davet edebiliriz. Anayasa Mahkemesi üyeleri de Ak Parti kadrosunun yerine kendilerini koyup 'empati' yapmalılar.

Oradan bakınca durum çok daha farklı görünüyor: Meclis'te çoğunluğa sahip iktidar yasama ve yürütmedeki bu sayısal üstünlüğünü rejimin sınırlarını zorlamak için kullanmıyor; tam tersine çözümü yine anayasa içerisinde aramakla meşgul. Ve bunu kendi geleceği de Anayasa Mahkemesi'nin elinde olduğu halde yapıyor... Buna karşılık, 'muhtemel bir tehlike'den yola çıkarak devreye giren Anayasa Mahkemesi'nin rejimi koruma adına benimsediği yöntem anayasal çerçeveyi zorlamak oldu. Demokratik ülkelerde hiçbir yüksek mahkeme böyle bir girişimde bulunmamıştır. Anayasa Mahkemesi ise son kararıyla Meclis'e ait bir yetkiyi kendi eline almaktan çekinmedi.

Tehdit algılaması bakımından 'kuvvetler ayrılığı' ilkesini ortadan kaldıran Anayasa Mahkemesi'nin yöntemi 'reel bir tehdit', 'yakın ve açık bir tehlike' teşkil ediyor.

Biri 'muhtemel bir tehlike', diğeri ise 'açık ve yakın bir tehlike'...

Çoğunluğuna güvenerek bir baskı rejimi oluşturacağı sanılan iktidar o yolda hiçbir adım atmıyor; buna karşılık Anayasa Mahkemesi bugüne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait olduğu sanılan 'rejimi koruma ve kollama' görevini üstleniyor. Esas görevi anayasayı korumak olan üyeler, Erdoğan Teziç, Sabih Kanadoğlu ve Vural Savaş'ın arzuları istikametinde yasama ve yürütme organlarını devreden çıkarıyor.

'Empati' yapmaya çalışana bile dışarıdan bakınca görünen bu...

Anayasa Mahkemesi üyeleri de 'empati' yapmalı.

yenişafak



Bu yazı 503 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,854 µs