En Sıcak Konular

Taha Kıvanç


Taha Kıvanç
0 0 0000

'Sağlam kanıt' anlatıyor...



Emin Çölaşan eski patronuyla davasında yazılarının sansürlendiğini ispat için benim yazılarımı 'kanıt' olarak kullanacakmış ya, artık ölsem de gam yemem. Aziz ve sevgili dostum Yavuz Gökmen bu dünyadan gözü açık gitmişti, artık o da gözünü kapatabilir.

Önceki gün Zaman'dan alınıp pek çok medya sitesinde çoğaltılan habere göre, Çölaşan, eski patronu Aydın Doğan'ı yazılarını sansürlemekle suçluyormuş. 'Enerji' başlıklı yazısının Mesut Yılmaz'la ilgili bölümünün 'makaslanarak' yazıdan çıkarılmasını örnek göstermiş. Avukatı yazılarımı 'kanıt' olarak eklediği bir dilekçe vermiş mahkemeye.

Göğsüm kabardı.

Bir konuda tetikte olması gerekiyor Emin Çölaşan'ın: Kendisi nasıl Kulis'leri yazılarının sansürlendiğine dair 'sağlam kanıtlar' olarak gösterdiyse, Aydın Doğan da bunun Hürriyet'te kendisiyle başlamadığını ileri sürebilir ve kanıt olarak yine Kulis yazılarımı mahkemeye sunabilir...

Çölaşan'ın "Hürriyet'te eskiden sansür yoktu, sansürcü uygulama Aydın Doğan'ın patron olmasıyla başladı" iddiası doğru değil. Hürriyet'in Aydın Bey'den önceki patronu Erol Simavi "Yazılarını önce ben okuyacağım" şartıyla yazar yapmıştı Emin Çölaşan'ı. Bütün yazılarını gazetede basılmadan önce okurdu Erol Bey; beğenmediği taraflarını makaslamaktan çekinmezdi.

Bu yazdıklarımı güven duyarak okuyorsunuzdur, teşekkür ederim. Ancak ben yine de her zaman yaptığım gibi iddiama sağlam bir kanıt göstereyim.

'Kanıt' derken... Çölaşan'ın eski patronuna karşı kendini savunurken sığındığı 'Enerji' başlıklı yazısının sansürlendiği gerçeğini ilk ben ortaya çıkarmıştım. 1 Aralık 1999 tarihli gazetede yer alan yazıyla internet sitesine konulan yazı arasında farklılık vardı. Sitede Çölaşan'ın ilk yazdığı biçimde yer alıyordu yazı, Mesut Yılmaz'ın ismiyle birlikte; gazetedeki köşede bu ayrıntı yoktu. Bu garipliği aynı gün keşfetmiştim. Şimdi yazılarımı 'kanıt' olarak mahkemeye sunan Emin Çölaşan'ın sansürü yazdım diye bana nasıl saldırdığını bütün Türkiye biliyor.

Neyse, ben yine esas konum olan Çölaşan'ın Aydın Doğan öncesi Hürriyet'te nasıl patron sansürüne uğradığı konusuna döneyim.

İki kanıtım var, ikisi de Emin Çölaşan'ın itirafları... İlki 1992 yılında yapılan Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin Basın Kurultayı sırasında yaşandı. Paneli beklerken, o sırada al takke ver külâh olduğumuz (sonradan bana 'takkeli liboş' adını takması o durumumuzdan kaynaklanıyor) Çölaşan'a bir telefon geldi.

Kurultay Milli Kütüphane'de yapılıyordu. Cep telefonu öncesi dönem... Ertuğrul Özkök gazetesi yazarını kütüphane yönetimine çağırttı. Yanımdan ayrılan Hürriyet'in afili yazarının yüzü, döndüğünde, alı al moru mor bir haldeydi. "Bu herif" diye söz ettiği Ertuğrul Özkök yazdığını beğenmemiş, yazıyı yenilemesini istiyormuş... "Köşem boş kalsın" dediğini aktardı bana. (Ertesi gün, köşesi boş kalmadı, yeni yazısını okudu okurları.)

O ana kadar 'yazılarına dokunulamaz yazar' olarak baktığım Çölaşan'ın haline acımıştım.

Bu olayı ilk yazdığımda "Yalan" diye fırladı Çölaşan; bana hakaretler savurarak... Şöyle diyordu: "Eğer gazetemin benim yazılarımdan, cümlelerimden ve hatta sözcüklerimden birine sansür uyguladığını kanıtlarsa, kanıtlamanın da ötesinde bir tek belirtisini gösterirse, ben bu mesleği o gün bırakırım; çünkü onurlu ve şerefli bir gazeteci, yazısındaki her sözcüğün sahibidir, bir tek satırına sansür uygulanması bile, onun derhal istifasını gerektirir..."

Oysa Basın Kurultayı'ndaki panel öncesinde başına gelen sansür olayını o gün kürsüde kendisi anlatmıştı Emin Çölaşan ve ne gariptir ki, orada da salondakilere beni kanıt göstermişti. Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin sonradan kitaplaştırdığı panelde söylediklerini tutanaklardan (s. 81) birlikte okuyalım:

"Şimdi gazeteler işte bunların elindedir ve vitrine çıkmış, ama bunlardan olmayan insanların da her gün bunlarla kavgası vardır. Az önce yaşanan bir kavgayı -burada yine isim vermiyorum- ilginç bir kavgaya yine bu salonda oturan bir gazeteci arkadaşımız tanık oldu."

'Tanık' gösterdiği 'gazeteci arkadaşı' benim.

Tanıyanlar bilir: Emin Çölaşan belleği zayıf biridir; daha önce kendi yaşadığı, söylediği ve yazdığı şeyleri sonradan hatırlayamaz. İşine öyle geldiği için değil, belleği çok zayıf olduğu için... Milli Kütüphane'de beraber yaşadığımız, kendisinin panelde anlattığı ayrıntı bütünüyle zihninden çıkıvermiş işte.

Tıpkı Aydın Doğan öncesi Hürriyet'te, o zamanki patronu Erol Simavi'nin, yazılarına uyguladığı, çevresinde de alay konusu olan sansürü bizzat yazdığını unutmuş olması gibi...

Onu da müsaadenizle yarına saklayayım.

yenişafak



Bu yazı 859 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 17 Eylül 2012 Hem okudum, hem de yazdım
    • 4 Eylül 2012 CIA başkanı neden geldi?
    • 16 Temmuz 2012 Vicdanım buna da elvermiyor
    • 2 Temmuz 2012 Suriye nasıl bir ülke, Suriyeliler nasıl insanlar...
    • 21 Mayıs 2012 Bir geziden ilk notlar
    • 15 Mayıs 2012 ‘Yeni CHP’ nihayet sözcüsünü buldu
    • 16 Nisan 2012 Hangi patron, hangi yönetici, hangi yazar içeri alınır?
    • 23 Mart 2012 Ben demedim, o dedi
    • 13 Mart 2012 Köşemi bugün Cumhurbaşkanı Gül’e bırakıyorum
    • 9 Mart 2012 TR325 kodadlı becerikli uzman...
    • 20 Şubat 2012 ‘Operasyon’ diye ben buna derim
    • 30 Ocak 2012 Davos’ta Türkiye dersi
    • 27 Aralık 2011 Bu yılın Cumhurbaşkanlığı büyük ödülü...
    • 12 Aralık 2011 Ak Parti üzerine hesaplar
    • 9 Aralık 2011 Gül vetoya ne zaman karar verdi?
    • 14 Kasım 2011 Kriz çıkaranlar gidiyor, ama yerlerine gelenler de yabancımız değil
    • 24 Ekim 2011 Kaddafi’nin son demleri...
    • 3 Ekim 2011 Dr. Sallaso’nun kunduzunun izinde
    • 29 Ağustos 2011 Ben meraklı bir insanım, özür dilerim
    • 26 Ağustos 2011 Bütün kepazeliklerin anasını açıklıyorum

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,258 µs