En Sıcak Konular

Emre Aköz


Emre Aköz
0 0 0000

Haluk Koç'un zamanlaması



Siyasette 'zamanlama' çok ama çok önemli. Erken yapılmış bir açıklama ya da geç gelen tepki, hiçbir işe yaramıyor.
Mesela geçen gün burada sözünü ettiğimiz 367 kararında Anayasa Mahkemesi'ne askerler tarafından baskı yapıldı mı, yapılmadı mı?
Emekli oramiral Yener Karahanoğlu da, mahkemenin eski başkanı Tülay Tuğcu da bunu reddediyor.
Diyelim ki bundan beş yıl sonra böyle bir baskının vaki olduğu ortaya çıktı... Tarafların doğruyu söylemediğini öğrendik... Ne fark edecek? Hiç!
AKP'ye ilişkin kapatma davasının kararı da, Anayasa'nın değiştirilen 10'uncu ve 42'nci maddelerine ilişkin karar da AYM'den çıkmış olacak.
Geriye dönmek mümkün olmadığı için iş işten geçecek, durumu sineye çekmek zorunda kalacağız.
Halbuki 367 konusunda baskı yapıldığı şu anda net biçimde ortaya çıksa. Bir kişi hariç üyeleri geçen yılki heyetle aynı olan mahkemenin tarafsızlığı su götürür bir hal alacak.
(Hoş bunu zaten biliyoruz: Ahmet Necdet Sezer gibi "tam taraflı" bir Cumhurbaşkanı tarafından atananlar çoğunluğu oluşturuyor.)

Siyasette zamanlama konusuyla ilgili bir başka örneğe önümüzdeki hafta sonu yapılacak CHP kurultayında başkanlığa adaylığı koyacak olan Haluk Koç'un sözlerinde rastladım.
27 Nisan (2007) gecesi yayınlanan elektronik muhtıraya ilişkin 28 Nisan sabahı, neler düşündüğü, "Daha bugün başvurduk Anayasa Mahkemesi'ne" deyip demediği sorulduğunda şu cevabı veriyor Koç:
"Tabii ki dedim ve bunu da hemen Sayın Ali Topuz ile paylaştım. Keşke CHP hemen Divan'ı toplasa, Genel Başkan (Baykal) da, ' Ben ana muhalefet partisi olarak görevimi yerine getirdim. Bu benim işim. Herkes bu süreçte kendi sınırları içinde, Anayasa'nın verdiği iç hizmet görevlerini yapsın' şeklinde bir açıklama yapsa dedim. Ama tabii olmadı." (Milliyet, 21 Nisan)
Bu olay meydana geldiğinde Haluk Koç, CHP Samsun milletvekiliydi ve partinin grup başkan vekiliydi.
27 Nisan muhtırasıyla asker; siyasete de, yargıya da düpedüz müdahale ediyordu.
Başkan yardımcısı Onur Öymen basın toplantısında muhtırayı destekleyen açıklamalar yapıyordu. Diğer başkan yardımcısı Mustafa Özyürek de muhtıranın nasıl da haklı bir tepki olduğunu anlatıyordu.
Haluk Koç ile Ali Topuz ise 28 Nisan sabahını, yukarıda okuduğunuz gibi, "keşkeli" sohbetler yaparak geçiriyordu.
Halbuki Haluk Koç böyle davranmak yerine, muhtıraya karşı çıkan bir açıklama yapabilir, hiç olmazsa, "Siyasete ve hukuka müdahale etmeyin; siz işinize bakın, biz de işimize bakalım" diyebilirdi.
Dedi mi? Demedi!
"Demokrasiyi gerçekten savunan CHP'li" olarak anılma fırsatını kaçırdı. Buna karşılık 367 ve muhtıra krizini kendisi ve partisi için bir fırsat olarak görme oportünizmine (ki 'fırsatçılık' demektir) kapıldı.
Siyasete ve hukuka müdahale eden askerlerle ittifak kurdu. Bu 'şike' ile iktidar partisini alt edeceğini hesapladı. Olmadı.

Yazıya "zamanlama çok önemli" diyerek başladık ya...
Siyasette, yapmak kadar yapmamak da anlamlıdır.
Haluk Koç yukarıdaki gibi bir açıklama yapsaydı kahraman olurdu. Bugün başkanlığa adaylığını koyarken başı dik olurdu.
Ama unutmayalım: Onun bu tavrı Deniz Baykal'ı çok kızdırırdı. Haluk Bey'i asla tekrar milletvekili adayı göstermezdi.

sabah



Bu yazı 510 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 23 Ağustos 2012 Yeni Anteplere dikkat!
    • 28 Haziran 2012 Suriye aynı zamanda Rusya'dır!
    • 21 Haziran 2012 Bunlar bizi kandırıyor
    • 23 Mayıs 2012 Tek emperyalist ABD mi?
    • 15 Mayıs 2012 Silivri izlenimleri (1)
    • 10 Mayıs 2012 Başkanlık sistemi: Valiyi halk mı seçecek?
    • 6 Mayıs 2012 Aşk olmadan meşk olur mu?
    • 3 Mayıs 2012 Çelişik mesajlar kafa karıştırıyor
    • 27 Nisan 2012 27 Nisan'ın da hesabı sorulacak mı?
    • 24 Nisan 2012 Stalinci olmak suç mu, değil mi?
    • 3 Nisan 2012 PKK'nın vesayet aracı KCK
    • 16 Mart 2012 Aleviler neden Sivas'ı 'yaptıranları' görmek istemez?
    • 9 Mart 2012 Hani kadınları eve kapatacaklardı?
    • 22 Şubat 2012 Seçilmişler, atanmışların kulu değil... Ya seçenler?
    • 16 Şubat 2012 Krizler bitmeyecek
    • 14 Şubat 2012 O ajanlara bir de böyle bakın
    • 10 Şubat 2012 2014 kavgası
    • 8 Şubat 2012 Kemalistler ve İsrail lobisi
    • 5 Şubat 2012 Müsamere kardeşliği
    • 25 Ocak 2012 Kemalistlerin baba kompleksi

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,818 µs