En Sıcak Konular

Ismet Berkan


Ismet Berkan
0 0 0000

Ergenekon'un yakın tarihi... Son!



Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını beğenmemek, o iktidarın gidip yerine beğendiğiniz gibi bir iktidarın veya sizin partinizin gelmesini istemek ayıp değil, yasak değil. Tam tersine çoğulcu bir demokrasinin gerek şartı muhalefetin varlığı.
Ama bizim günlerdir bu köşede konuştuklarımızla, öyle yasal ve demokratik bir muhalefetten değil; tam tersine devlet imkânlarını, tamamen farklı bir amaca tahsis edilmiş olan kamu parasını ve devletin planlama kapasitesini kullanarak, kapalı kapılar ardında gizli ve antidemokratik yollarla, hatta 'ne pahasına olursa olsun' denilerek ve gerekirse kan dökmeyi göze alarak iktidarı devirmeyi amaçlayan bir 'cunta'dan, bir çeşit yeraltı örgütünden söz ediyoruz.
Bir muhalefet partisi, iktidarın herhangi bir davranışını veya genel olarak bütün varlığını 'Milli çıkarlara aykırı' bulabilir, bunun propagandasını yapabilir, bu görüşü doğrultusunda kamuoyu oluşturmaya çalışabilir.
Ama aynı şeyi, devlet memuru olarak maaş alan birtakım kamu görevlileri yapmaya başladığında hele hele kendi fikirlerinin egemen olması için devlet bütçesinden para kullanmaya başladıklarında işler değişir.
Demokratik bir ülkede hükümetleri düşürmenin, iktidarları değiştirmenin meşru yolları vardır. Darbe düzenlemek veya darbeye zemin oluşturmak için kışkırtıcı faaliyetlerde bulunmak bu meşru yollardan biri değildir, olamaz, olmamalıdır.
Siyasi muhalefetle 'Ergenekon' arasındaki temel fark da budur işte.
Lafı fazla dolaştırmaya gerek yok, AKP iktidarı, Türkiye'de 'devlet iktidarı' adı verilen iktidarı temelinden sarstı. Ve o 'devlet iktidarının' temsilcisi olduğuna inanan bazı kamu görevlileri, programını halka anlatıp demokratik yollarla seçilmiş hükümetin başta Avrupa Birliği reformları olmak üzere uygulamalarını 'gayri milli' buldu, bunların gerçekleşmesini engellemek için elinden geleni yaptı.
Zaten o sebeple, her şeyin başlangıcında Kıbrıs politikaları var. O sebeple, Ergenekon'u oluşturan veya o fikri şemsiye altına giren tuhaf yatak arkadaşlarını birleştiren ana nokta AB'ye karşı olmaları. Bir başka ortak nokta da, 'ne pahasına olursa olsun' AKP'den kurtulmak istemeleri.
İşin içine 'ne pahasına olursa olsun' gibi bir cümle girince, doğal olarak yapılanın demokrasinin d'siyle bile bir ilişkisi kalmamaya başlıyor. Askeri darbe planı hazırlamayı, sağa sola bomba atmayı, yüksek yargı organlarına silahla saldırmayı, suikastlar planlamayı vs. demokrasiyle zaten nasıl bağdaştırabiliriz ki?
Amaç, 'AKP'den kurtulmak' olunca, kullanılan bütün araçlar da gerçek anlamlarını ve yerlerini kaybetmeye başlıyorlar.
Alın hukuku.
Cumhurbaşkanı seçimi sırasında 367 diye bir şey icat edildi. Neymiş, Cumhurbaşkanı seçmek için 'uzlaşma' gerekliymiş. Peki ama böyle bir gereklilik olsa Anayasa ikinci tur oylamadan sonra yeterli oy sayısını 276'ya düşürmezdi.
Hayır, maksat 'AKP'den kurtulmak' olunca, gözler bu amaçla bağlanınca, birdenbire hukuk ve Anayasa Mahkemesi ARAÇ haline geldi, neticede Genelkurmay'ın 'Bu seçimi iptal etmezseniz darbe yaparım' diye okunması gereken bildirisinin yarattığı baskı ortamıyla Anayasa Mahkemesi seçimi iptal etti, Türkiye'de parlamentoya karşı bir hukuk darbesi yapıldı.
Bu da altıncı darbeydi, 2001'den beri yaşadığımız.
Şimdi günün sorusu şu: AKP hakkında açılan kapatma davası yedinci bir darbeye dönüşecek mi? Anayasa Mahkemesi, 367 kararında olduğu gibi hukuku araçsallaştırmak isteyenlerin yanında mı yer alacak, yoksa ancak hukuk yoluyla özgür ve demokratik bir ülke olacağımızın bilinciyle mi hareket edecek?
Çoğu gözlemciye göre yakın geçmişinde 367 gibi bir karar bulunan Anayasa Mahkemesi bu kez de aynı şekilde davranacak, demokrasi ve özgürlüklerin aleyhine, 'Ne pahasına olursa olsun AKP'den kurtulmak lazım' diyenlerin lehine bir karar alacak.
Eğer Anayasa Mahkemesi öyle bir karar alır ve AKP'yi kapatırsa, bu geçmişte yaşanan bütün ama bütün darbelerden çok farklı bir darbe olacaktır, çünkü bu kez darbe hukuk yoluyla yapılmış olacak, hukuk özgürleşmenin değil özgürlüklerin daraltılmasının bir aracı haline gelmiş olacaktır.
Elbette 27 Mayıs da, 12 Mart da, 12 Eylül de, 28 Şubat da Türk demokrasisine zarar verdi. Ama bu kez oluşacak zararı geçmiş darbelerle kıyaslamak mümkün olmayacaktır. Çünkü geçmiş darbelerin her birinden sonra, belli bir zaman içinde bir çeşit demokrasi geri geldi. Oysa bu sefer, Batı'daki anlamıyla demokrasi hiçbir zaman gelmeyebilir veya bunun için ülkemizin çok büyük bir bedel ödemesi gerekebilir.
Beklenen son darbenin vahameti bu işte.

radikal



Bu yazı 533 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Temmuz 2012 ‘Tanrı Parçacığı’ bize neler vaat ediyor?
    • 10 Mart 2012 Tartışmayı içerikten biçime kaydırmak
    • 25 Haziran 2011 PKK dağdan nasıl iner
    • 26 Şubat 2011 1968 neden 68’de olduysa, şimdi de isyanlar ondan oluyor
    • 26 Aralık 2010 Seçim soruları: AK Parti kaç alacak, ya CHP?
    • 2 Kasım 2010 PKK’nın içine girdiği açmazı görmek
    • 31 Ekim 2010 ‘Kırmızı Kitap’efsanesinin sırları
    • 27 Temmuz 2010 Askeri vesayetin hukuki altyapısı
    • 24 Temmuz 2010 Enerji stratejimiz var mı?
    • 21 Temmuz 2010 Sahiden 12 Eylül'ü mü oylayacağız?
    • 14 Temmuz 2010 İran çelişkileri ve iç politika yansımaları
    • 7 Temmuz 2010 Liderler neden görüşecek, neyi görüşecek?
    • 5 Temmuz 2010 Dindar solcular
    • 3 Temmuz 2010 Kılıçdaroğlu, bu kafayla hiçbir şeyi çözemez!
    • 26 Haziran 2010 Hep aynı denklemin içine sıkışmak
    • 24 Haziran 2010 Eşit yurttaşlığa dayalı demokratik cumhuriyet
    • 13 Haziran 2010 Karpuz gibi ortasından ikiye bölünmüş ülke...
    • 6 Haziran 2010 Mahkûmun açmazı: Hayattaki karşılığı
    • 24 Mayıs 2010 Maalesef bizde hattı muhalefet yoktur, sathı muhalefet vardır
    • 4 Mayıs 2010 Eski defterleri açmak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,262 µs