En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

At pazarlığı (mı?)



Görüyorsunuz, “Herkes bir adım geri adım atsın” çağrısıyla başlayan süreci birileri nasıl at pazarlığı haline dönüştürdü.

Yani, “Siz anayasanın iki maddesinde yapılan değişiklikle türban yasağının sona ermediğini ilân edin, biz de Ak Parti'yi kapatma davasının açılmasını engelleyelim” pazarlığına...

Fazla ayrıntıya girmekte bir anlam yok, ancak şu kadarını kayda geçirmekle yetineyim: Bu kuşkunun duyulmasına sebep olan, malum medya grubunun yayınlarıyla aldığı tavırdır.

İlk bakışta böyle bir denklemin kurulması bayağı garip geliyor.

Üniversitelerde sürdürülen yasak da aslında Anayasa Mahkemesi'nin önünde bir dava olarak duruyor, Ak Parti'nin kapatılması başvurusu da... Sonuçta iki konuda da kararı yüksek mahkeme verecek ve kararının ne olabileceğini bugünden kestirmek güç. Her iki konuda hukukun içinde kalarak alınabilecek kararları yine de tahmin edebiliriz. İki başvuruyu da görüşmeden geri çevirebilir Anayasa Mahkemesi...

Dolayısıyla ortada pazarlık edilecek bir durum yok. Ancak yine de yüksek mahkeme her iki konuda da son sözü söyleyecek makamdır ve vereceği kararlar bizim görüşümüzden elbette farklı olabilir.

Pazarlık yapıldığı konusunda kuşkucu olmayı gerektiren durum Anayasa Mahkemesi'nin üye yapısından kaynaklanıyor. Mahkeme değişik kurumların gösterdiği, bazısı devlet görevlisi bile olması gerekmeyen adaylar arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçilmiş üyelerden oluşuyor. Kimisinin kaygısı bundan; mahkemenin üye yapısının özellikle Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlığı döneminde yaptığı atamalarla belli bir kimliğe kavuştuğuna dikkat çekiyorlar. Bu da, her iki davada oyların büyük oranda aleyhte kümelenebileceği beklentisini doğuruyor.

Bazıları bu akıl yürütme sonucunda Anayasa Mahkemesinin kararlarının hukukî gerekçelerden çok siyasî duyarlılıklarla alındığı kanaatine varıyorlar. 367 kararı bu tespitin bir kanıtı olarak sunuluyor.

Dün de yazdım, Anayasa Mahkemesi'nin itibarı aynı zamanda tek tek üyelerinin de itibarı demektir ve herkesten ve hepimizden çok, üyelerinin Anayasa Mahkemesi'nin itibarını zedeleyecek davranışlardan kaçınmaları gerekir. 27 Nisan 'e-muhtırası' sonrasında alınan '367' kararına benzer izahı güç yeni bir adım, Anayasa Mahkemesi'ni daha zor bir duruma düşürebilir. Herkes geri adım atabiliyorsa, keşke Anayasa Mahkemesi de o '367' kararını almamış hale getirilebilse...

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın da 'sağduyu çağrısı' yapanlar arasına katılması 'pazarlık' iddiasını güçlendiren bir gelişme. Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, belli ki, konuların, kendi önlerine gelmeden çözülmesini istiyor.

Oysa her iki konu da Anayasa Mahkemesi'nin önünde ve her iki konuda da kararı yüksek mahkemenin üyeleri hukuka uygun bir biçimde ve vicdanlarının sesini dinleyerek verecekler. Tarihe karşı sorumluluk da onların boynunda olacak. Bu sorumluluktan hiçbir biçimde kaçamazlar.

Türkiye'de normalleşme, kurumların topu çevirmeleri veya taca atmalarıyla sağlanamaz; normalleşmeyi sağlamak, gözlemci kalması gerektiği halde bütün toplumsal ve siyasal gelişmeleri medya gücüyle etkilemeye çalışan odakları devre dışı bırakmaktan geçiyor. TBMM'nin iradesini hiçe sayan, Anayasa Mahkemesi'nin hukukî görevini at pazarlığı yöntemlerine emanet eden bir anlayışı geçersiz kılmak en başta siyasilerin ve yüksek mahkemenin görevi olmalı.

Burunlara gelen at pazarlığı kokusu bir vehim değil de gerçekse, taraflar bu dayatmayı da ellerinin tersiyle itmelidirler.

Yeni Şafak



Bu yazı 533 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,047 µs