En Sıcak Konular

Gülay Göktürk


Gülay Göktürk
0 0 0000

''Hem nalına, hem mıhına'' zamanı değil



''Hem nalına hem mıhına" üslubunu bilirsiniz. Belli bir durumda meselenin iki tarafını birden ele alıp iki tarafı -ya da tezi- birden eleştiren ya da yüklenen tutuma denir. Meselelere çok yanlı bakmak elbette doğrudur; iyidir; ufuk açıcıdır ve zaten gereklidir. Ne var ki, bu üsluba başvuranların amacı her zaman bu kadar masum olmuyor. "Hem nalına, hem mıhına" tutumunun sık sık, opornünist bir tarzda, kesin tutum alınması gereken bir anda, bu durumdan kaytarma amacına alet edildiğine tanık oluyoruz.
 

 
Evet, meseleler her zaman çok yönlüdür. Ama bazen, bir yön öylesine ağır basar; öylesine vahim bir hal alır, diğer bütün yönler, o kadar tali kalır ki; işte o noktada "başka yönlerden" de bahsetmek, asıl meseleyi kamufle etmekten başka bir işe yaramaz. Şu anda öyle günler yaşıyoruz.

AK Parti hakkındaki iddianame gündeme geldiğinden bu yana sık sık kullanılan bazı ifadeler var ki, "meselenin iki yanını da görme" çabasını ortaya koymaktan ziyade, kullanıcısının ruh halini, ideolojik ve siyasi olarak iki arada bir derede kalmışlığını deşifre ediyor. "AK Parti'nin hiç mi suçu yok" tekerlemesi bunlardan bir tanesi...

Atfedilen suçlar çeşit çeşit... Bazıları hükümeti gerilim politikaları izlemekle eleştiriyor; bazıları da "bütünsel bir demokrasi yaklaşımı içinde olmamakla"...

"Gerilim politikaları izleme" eleştirisi, esasa ilişkin bir eleştiri değildir; yani yapılan işlerin özde yanlış olduğunu iddia etmez; zamanlamayla ya da üslupla ilişkili olarak yöneltilen bir eleştiridir.

Somut bir örnekle söyleyecek olursak, "AK Parti'nin türbanı serbest bırakmaya çalışması laikliğe aykırıdır" demez, "Şimdi zamanı mıydı, başka türlü yapılamaz mıydı?" diye eleştirir. "Bütünsel bir demokrasi yaklaşımı içinde olmama" eleştirisi de yine, yürütülen icraatı yanlış değil ama eksik bulan bir ifadedir. Ve aslına bakarsanız, her hükümete her zaman yöneltilebilir.

Çünkü her hükümet, bazı şeyleri yaparken, geride bıraktığı, henüz el atmadığı ya da atamadığı meseleler vardır ve o meselelerde özel duyarlılığı olanlar tarafından eleştiri olarak dile getirilir. Yani her iki grup eleştiri de normal zamanlarda normal koşullarda dile getirilecek uyarı türü eleştiri demetleridir.

Peki bunlar, birileri ellerinde balyoz, hükümetin üstüne yürürken; aslında sadece hükümetin değil, topyekun demokratik rejimin üstüne doğru yürürken söylenecek şeyler midir? Sayılan günahlara bakın: 301'inci maddeyi bir türlü kaldıramamış; Hrant Dink davasını bir türlü aydınlatamamış. Türban yasağını kaldırmaya çalışırken üniversitelerdeki diğer yasakları kaldırmayı ihmal etmiş.

Peki AK Parti bütün bunları yapmış olsaydı, bu dava açılmayacak mıydı?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, "301'i de kaldırdılar; üniversitedeki diğer yasakları da; demek ki bunlar şeriat odağı değil" diye mi düşünecekti?

Öyleyse neden şimdi dile getiriliyor bütün bunlar? Böyle bir anda, sadece ve sadece, Ak Parti'nin gerçekten de Türkiye'yi adım adım şeriata götürdüğünü düşünüyorsanız, "kırk katır mı kırk satır mı" diye kara kara düşünürsünüz.

Unutmayın, bir tarafta emekli General Doğu Silahçıoğlu gibi "Siyasal İslam'ın Türkiye Cumhuriyeti'ni teslim aldığını; Siyasal İslam'la mücadelede yapılması gereken yalnızca bir şey kaldığını; onun da AKP hükümetinin iktidarının yönetimden uzaklaştırılması olduğunu; (...) laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelen AKP hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Anayasa Mahkemesi'nde dava açmak ve AKP'nin kapatılmasını sağlamak"tan başka çıkar yol kalmadığını" yazanlar çizenler var.

Böyle şeyler yazılıp çizilirken ve hatta yazıp çizme ile yetinilmeyip başka şeyler de tezgahlanırken, "keşke gerilimi düşürseydi" "keşke başka özgürlükleri de getirseydi" diye mızırdanılmaz; kayıtsız şartsız karşı çıkılır.

Balyoz inerken "muhalefet şerhi" gözettiği nerde görülmüş?

 
bugün



Bu yazı 856 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Eylül 2012 Susmak için artık çok geç
    • 24 Eylül 2012 Darbecilik mahkûm oldu
    • 21 Eylül 2012 7 adımda çözüm planı
    • 14 Eylül 2012 Libya
    • 25 Ağustos 2012 Kürtler'i PKK'dan korumak
    • 8 Ağustos 2012 Tehditle canlı kalkan olunur mu?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye Kürdistanı
    • 2 Temmuz 2012 Zana kimi, neyi temsil ediyor?
    • 18 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu Bahçeli'nin arkasına saklanıyor
    • 15 Haziran 2012 Olmayacak duaya amin
    • 11 Haziran 2012 Oslo süreci yeniden mi?
    • 8 Haziran 2012 Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesi
    • 4 Haziran 2012 Ses kayıtları
    • 30 Mayıs 2012 Parti kongreleri neden yapılır?
    • 21 Mayıs 2012 Sivil bayramlar dönemi
    • 11 Mayıs 2012 Yine mi?
    • 9 Mayıs 2012 Solun resmi tarihi
    • 25 Nisan 2012 Keşke CHP bölünse
    • 11 Nisan 2012 Kafası karışık bir Demirtaş
    • 9 Nisan 2012 Nizam-ı alem

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,285 µs