En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Hukuk ve kanun bir tarafa, borusu ötenler bir tarafa



Uzun yıllar "Türkiye bir hukuk devleti mi, yoksa kanun devleti mi?" sorusu üzerinde tartıştık. Tam "Artık hukuk devleti oluyoruz" derken, 'kanun devleti' olma noktasından bile geriye düşecek gibiyiz. Anayasada pekiştirilen hak ve özgürlükleri, keyfi olarak kullandırmama niyetinde olanlar var.

Bir süre önce, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan'ın, "Bizim istemediğimiz bir şeyin Türkiye'de olması mümkün değil" dediği duyulmuştu. Dediği doğru galiba: 411 milletvekilinin oyuyla çıkmış, Cumhurbaşkanı tarafından onanmış, Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmiş, konunun muhatabı olan YÖK tarafından doğru yorumlanarak gereği için üniversitelere gönderilmiş olan 'başörtüsü serbestisi' bazı rektörler tarafından uygulanmak istenmiyor.

Hangi hakla?

Hukuk devletinde haklar ve yükümlülükler yazılı metinlerle belirlenir. Bir devletin en bağlayıcı kurallar bütünü anayasasıdır. Anayasada çerçevesi çizilmiş olan sistem yasalarla takviye edilir. Kimse anayasa ve yasalar tarafından kendisine verilmemiş bir yetkiyi kullanamaz.

Yasa çıkarma ve anayasa değişikliği yapma yetkisi yasama organı olan Meclis'indir. Meclis tarafından usulüne uygun olarak çıkarılmış yasalar ve anayasa değişiklikleri Cumhurbaşkanı tarafından onanıp Resmi Gazete'de yayınlanınca derhal yürürlüğe girer. Kimse, "Bu yasayı, anayasa değişikliğini beğenmedim, uygulamam" diyemez. Der ise, ceza gerektiren bir suç işlemiş olur.

Kimse, "Bu yasa veya anayasa değişikliği yanlış, bakalım Anayasa Mahkemesi ne diyecek; Mahkeme kararını verene kadar yasayı veya anayasa değişikliğini uygulamam" da diyemez. Yasa veya anayasa değişikliği yürürlüğe girer girmez uygulanır, Anayasa Mahkemesi tersine bir karar verirse, yeni uygulamaya o kararda yazılacak süre içerisinde son verilir.

Buraya kadar saydıklarım hukukun temel kurallarıdır. Türban/başörtüsü konusunun rektörlerin mutlaka dikkate alması gereken özel bir durumu da var.

Üniversitelerdeki yasakçı uygulama Anayasa Mahkemesi'nin 1989 ve 1991 tarihlerinde aldığı iki kararın gerekçesi yüzünden sürdürülüyor. Anayasa Mahkemesi her iki kararını o sırada yürürlükte olan anayasaya göre vermişti; Anayasa Mahkemesi yasaların anayasaya uygunluk denetimini yapar çünkü. Meclis'in konuyla doğrudan ilgili iki maddesini değiştirmesiyle birlikte, anayasanın artık değişmiş maddelerine dayanarak Anayasa Mahkemesi'nin vaktiyle verdiği o iki karar da otomatik olarak geçersiz kalmış bulunuyor.

Bazılarının iddia ettiğinin aksine, Anayasa Mahkemesi'nin söz konusu iki kararına dayanılarak yasağı bugün de sürdürmek mümkün değil; yasak devam edecekse bu ancak Anayasa Mahkemesi'nin yeni bir karar almasıyla mümkün olabilir. "Yasağın kalkması için Meclis YÖK Yasasının 17. maddesini de değiştirmeli" diyorlar ya, durum tam tersi aslında; yasağı devam ettirmek isteyenler Anayasa Mahkemesi'nden yeniden yasakçı bir karar çıkartmak zorundalar...

Oysa Anayasa Mahkemesi kendiliğinden karar alamaz; belli sayıda milletvekilinin başvurusu gerekir. Başvuru ise Meclis'ten çıkan bir yasanın anayasaya uygunluğunu tespit amacıyla olabilir. Meclis herhangi bir yasa çıkarmadı bu konuda, anayasada değişiklik yaptı; anayasa değişikliklerini esastan inceleyip karara bağlayamıyor Anayasa Mahkemesi...

Rektörlerin görmezden geldiği hukukî gerçek şu: Yasağın hukuken sürdürülmesi artık neredeyse imkânsız...

Anayasa Mahkemesi bir kulp takarak, yetkisi olmadığı halde, anayasa değişikliğini inceleyemez mi? Rektörler her şeye rağmen yasağı sürdüremez mi?

Yapabilirler elbette, ancak her iki durumda da Türkiye'ye ne 'hukuk devleti' ne de 'kanun devleti' denebilir. Olsa olsa Türkan Saylan gibilerin borusunun öttüğü bir ülke olur Türkiye...

Tabii çok da yazık olur.

yenişafak



Bu yazı 372 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,787 µs