En Sıcak Konular

Cengiz Çandar


Cengiz Çandar
0 0 0000

Başörtüsünün gösterdikleri başörtüsünden görünenler



Kanaat önderliği ve liberal demokratlık, saftoriklik ve ilkesizlik ile eşanlama gelir mi?

Bu arada, ulusalcı cemaatin bölündüler ya da 'uyandınız mı, AKP’nin gerçek yüzünü gördünüz mü' türünden tezahüratına da kulak asmak yersiz.

Siyasal bilim diline İngilizceden giren “unintended consequences” sözcükleri vardır. En kolayından Türkçesi, “arzulanmayan sonuçlar”. Ama “unintended consequences” ile anlatılmak istenen biraz farklıdır. Bir adım atılırken ortaya çıkması hiç de niyet edilmeyen sonuçlar kastedilir. “Başörtüsüne üniversitelerde özgürlük” tam da buna uygun düşüyor; “unintended consequences”...

Süreç, hükümetin daha önce ilan ettiği ya da planladığı bir şekilde start almadı. Başbakan’ın Madrid’de “Medeniyetler İttifakı” toplantısı nedeniyle bulunduğu bir sırada düzenlediği basın toplantısında kendisine sorulan bir soruya verdiği cevapla harekete geçti.

Başbakan, her vakit, sözlerini özenle seçerek konuşan birisi değil. Hatta, bu yönde tersi bir şöhrete sahip. “Siyasi simge olursa, ne olmuş yani” sözleri ani bir tepkiydi.

“Pusuda bekleyenler” bu sözlerin üzerine atladılar. Ne de olsa uzun bir süreden beri, Başbakan ve AKP’nin “gizli gündem”i bulunduğunu ileri sürüyorlardı. İddialarına kanıt ele geçirmiş olduklarının mutluluk duygusuyla bir süre, “siyasi simge” tartışmalarıyla güç tükettik.

Başbakan, Madrid’deki basın toplantısında o cevabı verir, o sözleri sarf ederken aklından MHP ile birlikte başörtüsü konusu anayasanın iki maddesinde değişiklik yaparak, TBMM’den geçirme planı herhalde yoktu.

Başbakan’ın sözlerine MHP başka bir yönden atladı. “Gelin başörtüsünün üniversitelere girişini sağlayalım, gündemden düşürelim. Size TBMM’de bu konuda destek veririz” gibisinden bir çıkış yaptı.

MHP, bu adımı atarken AKP’nin buna yanaşmayacağını, böylece “ofsayta düşeceği”ni ve kendisinin AKP’nin oy çaldığı kendi tabanını genişletebileceğini tasarlıyor olmalıydı.

Bunu, MHP sözcülerinin çeşitli beyanlarından anlayabiliyoruz. MHP’nin “türban çıkışı”nın, AKP’ye yönelik bir “satranç hamlesi” olduğunu birden çok MHP sözcüsü çeşitli vesileyle vurguladı.

AKP ya da hükümet (Başbakan diyelim), MHP’nin “resti”ni gördü ve kartopu yuvarlanmaya başladı. Bir çığ oluştu. Altında kim kalacak diye seyrediliyor. Başta Türkiye gündemi, çok kişinin kaldığı şimdiden belli. İster yandaş olsunlar, ister karşı.


*** *** ***


İş, dönüyor dolaşıyor ve Anayasa Mahkemesi’nin üzerine kalıyor.

CHP, Anayasa Mahkemesi’ne başvuracak. Bu, belli; biliniyor. Anayasa Mahkemesi’nin ne karar vereceği belli değil; bilinmiyor.

Bir kez daha, geçen yılki “367 durumu” tekrarlanabilir mi?

Buna, kolaylıkla “hayır” demek mümkün mü?

Anayasa Mahkemesi’nin bilindiği kadarıyla “ideolojik kompozisyonu”nda bir değişiklik yok. Yüce Mahkeme, bu gibi konularda 9’a 2, bilemediniz 8’e 3 konfigürasyonu ile saflaşabiliyor.

Peki, Anayasa Mahkemesi, “hukuki” bir konuda, “siyasi” bir karar verebilir mi? Verir mi?

Verir. Emsali mevcut. Verdiği takdirde, yorumcular kararı “siyasi” olarak niteleyebilirler ama karar, Anayasa Mahkemesi kararı olduğu için, beğenseniz de beğenmeseniz de “hukuk hükmü” haline gelir.

Sonrası?

Sonrasını bilemeyiz. Henüz, kararı da bilmiyoruz.

Sahadaki “siyasi taktikler” de zaten, konu Anayasa Mahkemesi’ne intikal edeceği için yürürlüğe sokuluyor. Zira, şu haliyle TBMM’den geçen anayasa değişiklikleri, üniversiteye başörtüsünün değil, çarşafın da burkanın da girmesini mümkün kılacak nitelikte. En azından, bu tür yorumlara açık değişiklikler. (Bir ‘unintended consequence’ ve ‘hukuki garabet’ daha...)

Bu durumda gereken, YÖK Kanunu’nun 17. maddesinde de değişiklik yapılarak çarşaf ve burkaya özgürlüğü engellemek. MHP bunu istiyor. Bu da yasal bir “başörtüsü tanımı” yapmak gibi bir başka garabete yol açıyor.

Daha da önemlisi, AKP’nin, anayasa değişikliklerinin değilse de YÖK Kanunu 17. maddesinde yapılacak değişikliğin Anayasa Mahkemesi’nde bozulacağını düşünerek, ayak sürümesi.

Gelinen noktada, AKP-MHP işbirliği çatırdıyor. Yola çıktıklarındaki manzaraya bakılırsa, bir “unintended consequence” daha...


*** *** ***


Hal bu iken, “liberal demokratlar” denilen ve kamuoyu ve belli ölçülerde AKP üzerinde etki sahibi olduğu varsayılan “kanaat önderleri”nin, “siyasi süreç”i, ardındaki karar mekanizmasının nasıl ve neden çalıştığını, ne murat edip nereye varacağını göz önüne almadan, sırf bir “özgürlük savunması” adına “açık çek” vermesini beklemek mümkün olabilir mi?

“Kanaat önderliği” ve “liberal demokratlık”, saftoriklik ve ilkesizlik ile eşanlama gelir mi?

Bu arada, “ulusalcı” cemaatin “bölündüler” ya da “uyandınız mı, AKP’nin gerçek yüzünü gördünüz mü” türünden “tezahüratı”na da kulak asmak yersiz. Söz konusu, “kanaat önderleri” ile “liberal demokratlar”, bugüne dek Başbakan’a ve AKP’ye ne destek vermişler ve niçin vermişler ise o destek gerekçeleri “meşruluğu”ndan hiçbir şey kaybetmedi. Ortada bir “pişmanlık” durumu yok.

Kaldı ki, “faşizan ulusalcılar” ile demokrasiyi iyi bilmeyen “muhafazakârlar” arasında, günümüzün “tercih”i, ikincisinden yana olur.

Kimi zaman da “tercih” yapılmaz. Yapmak zorunda kalmak, reddedilir.

Ama unutmayalım; demokratlar açısından birincisi hiçbir zaman “tercih” olmaz, olamaz.

referans



Bu yazı 454 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Mart 2012 'İç savaş salgını' ve 'korunma yolları'...
    • 8 Şubat 2012 Türkiye, Suriye'de savaşa mı gidiyor?
    • 13 Temmuz 2011 Diyarbakır DTK'nın, BDP Ankara'nın
    • 22 Haziran 2011 Türkiye'nin doğru Suriye pusulası
    • 14 Haziran 2011 Yeni anayasa için AK Parti-BDP-CHP uzlaşması
    • 13 Mayıs 2011 İktidar Kürt sorununu anlamalı
    • 16 Nisan 2011 AK Parti'nin Güneydoğu'da 'siyasi ricatı...'
    • 12 Nisan 2011 Aday listelerini okuma kılavuzu
    • 1 Mart 2011 Hoca ve 28 Şubat'ın cenazesi
    • 22 Şubat 2011 Libya: Osmanlı dominosu ve Bingazi'deki kan davası
    • 19 Şubat 2011 Ergenekon faturası
    • 5 Şubat 2011 Mısır'ın tarih yazdığı gün...
    • 8 Ocak 2011 Hizbullah tahliyesi mi rönesansı mı?
    • 5 Kasım 2010 TAK, ne kadar PKK, ne kadar 'Ergenekon?'
    • 29 Ekim 2010 'Tek Cumhuriyet'in iki Ankara'sı
    • 26 Ekim 2010 Bu gidişle katilden çocuk yaratılacak
    • 6 Ekim 2010 Washington'daki Türkiye
    • 1 Ekim 2010 Daha seyahatin başı, çözümün eşiği değil...
    • 29 Eylül 2010 Türkçeye onurunu iade edin
    • 21 Eylül 2010 Hakkâri provokasyonuna inat

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,808 µs