En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Böyle lâiklik olmaz



Büyük üniversitelerimizden birinin rektörü bir meslektaşımıza düşüncelerini apaçık aktarmış. Etkili bir kesimin dışarıyla pek paylaşmadıkları görüşlerine de ışık tuttuğuna inandığım yaklaşıma biraz yakından bakmakta yarar var. Okuyalım:

“Ben türban ya da başörtüsü diye ayırım yapamam. Yani 'çene altı' tanımı bana anlamlı gelmiyor. Kapıya başörtüsü denetçisi mi koyacağım? Gelene 'Kızım kaldır kafanı, nasıl bağladın?' mı diyeceğim. Ayrıca ben bu baş örtme konusunun tamamen dinin gereği olduğuna inanmıyorum. Din, eğer bir bütünse, başını dinin gereği için örten kızımız, kocası 'Boş ol' dediğinde, sessizce bavulunu alıp evden çıkacak mı? Ya da Allah gecinden versin, babası vefat ederse, erkek kardeşinin yarısı kadar mirası kabul edecek mi? Dinin gereği olsa da, çağın gereklerine uygun olmayan durumlardan söz ediyorsak, türbanın sadece dinin gereği olduğunu söylemek bana çelişkili geliyor.”

Bu yaklaşımla karşılanana kadar 'türban/başörtüsü' konusunda tartıştığımızın 'lâiklik' ilkesi olduğunu sanıyordum. Oysa burada sergilenen düşüncenin lâiklik ile hiçbir ilgisi bulunmuyor. Tam tersine, önemli üniversitemizin rektörü, 'lâiklik' ile murat edilen anlama taban tabana zıt bir görüşle türban/başörtüsü yasağına sahip çıkıyor.

Lâiklik dinî inançları sorgulamaz; bireysel açıdan insanların neye inanıp neye inanmadıklarına bakmak lâikliğin kapsam alanına girmez çünkü. Her ülkede, her toplumda, çok değişik inançlara sahip insanlar yaşayabilir; o inançların bazısı mantığımızla uyuşmayabilir de. Ne yapacağız, lâiklik adına o inanç sahiplerinin hayatını mı karartacağız?

Lâiklik bütün dini inançlar konusunda devletin (ve tabii devlet adına görev yapanların da) yansız davranmasını gerektirir. 'Teslis' (üçleme, trinity) inancına sahip diye Hıristiyanlığa, bir ırka mensubiyeti dine mensubiyet için gerekli sayan Museviliğe, kendimize göre tanımladığımız 'çağın gerekleri' ile bağdaşır görmediğimiz Müslümanlığa karşı çıkarak nereye varabiliriz? Hele bunu lâiklik adına yapmaya nasıl kalkışabiliriz?

Bu görüşü sarf eden rektör ilâhiyatçı değil, acaba 'kişisel' olduğunu vurguladığı yaklaşımla nerede tanışmış olabilir? Belli ki, bu tür zihin eksersizleri bir yerlerde yapılıp duruyor.

Rektöre çelişkili gelen nokta üzerinde biraz daha durmakta yarar var. Kendisi başörtüsünün dinin gereği olduğuna inanmıyormuş, ama “Dinin gereği olsa da” diyor rektör, “Çağın gereklerine uygun olmayan durumlardan söz ediyorsak, türbanın sadece dinin gereği olduğunu söylemek bana çelişkili geliyor.”

'Çağın gerekleri' dediği şeyle 'türban' arasında doğrudan bir bağlantı olmadığına, dindar olmayan kadınlar bile hoşlarına gittiği için bazen baş ve boyunlarını örten 'fular' tipi örtüler takabildiklerine göre, aslında kast edilen türban/başörtüsü tartışmalarında sıkça geçen 'dinî inanç gereği' gerekçesidir. Rektörün mantığına göre, bir şey 'çağın gereği' olarak yapılıyorsa ters de olsa, mantığa uymasa da ona itiraz edilmez; ancak 'dinî inanç gereği' öne sürülerek yapılan bir uygulama 'çağın gereği' ile ters düşeceği için, derhal itirazla karşılanmalıdır.

İyi de, rektörün bu görüşü ne kadar bilimsel? Eleştirmeye çalıştığı 'bağnaz' tutumu tersinden kendisinin sergilediğini nasıl fark etmiyor koca rektör?

Aslında 'çağın gereği' tam da rektörün düşündüğünün tersini düşünmeye zorluyor bizi. Dinleri kendi özleri açısından değerlendirmeye tâbi tutup “Din ne diyorsa tersi doğrudur” görüşü lâikliğe aykırıdır. Lâiklik dinler ve inanç sistemleri açısından bir hüküm belirtmez, uygulamalarına lâf etmez; devletin ve devlet görevlilerinin bütün dinlere ve dindarlara eşit mesafede durmasıdır lâiklik...

'Çene altı' tanımıyla yasa maddesi düzenlemek isteyenler, tavsiye ederim, rektörün görüşüne bir daha göz atsınlar.

yenişafak



Bu yazı 311 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,009 µs