En Sıcak Konular

Ahmet Kekeç


Ahmet Kekeç
0 0 0000

Gel de ikinci cumhuriyetçi olma...



Sahiplik vehmeden çevrelere göre, ‘hak iadesi’ne dönük her türlü yasal düzenleme ‘çizgiden çıkmak’ anlamına geliyor.

Bu çizginin darbe anayasalarınca çizilmiş olmasından hiçbir rahatsızlık duymuyorlar.

Mesela, yıllardır bize ‘sosyal demokratmış’ gibi yapan ve bunu büyük bir başarıyla yediren genel başkana göre, anayasalar ancak bir oldubittiyle değiştirilebilir.

İdam sehpasını göze alanlar buna tevessül edebilirlermiş...

Meclis edemezmiş...

Demek ki, darbe yapıp demokratik normale son verenlerin anayasayı değiştirmeye hakları var, ama ülkedeki ‘tek meşru temsil mekanizması’ olan parlamentonun yok...

Demek ki, darbecilerin parmak usulü oluşturdukları konvansiyonlar ‘kurucu meclis’ muamelesi görecek, halkın oylarıyla oluşturulmuş parlamentolar küçük bir anayasal düzenlemeye bile imza atamayacak?

Görüyor musunuz sosyal demokratı?

Kendisini Suudi Arabistan ve Afganistan’daki uygulamalara bakarak rahatlatan, ‘demokratik cumhuriyet’ fikriyatından köşe bucak kaçan sosyal demokrat lideri görüyor musunuz?

Bilmiyorum, Türkiye’deki en eski partinin 25 yaşında olması bu genel başkana bir şeyler hatırlatıyor mu?

Üççeyrek yüzyılı aşan tarih dilimi içinde beş adet askeri darbe, altı adet darbe girişimi, sayısız miktarda muhtıra yaşandı.

Onlarca parti kapatıldı.

Özel mahkemeler ihdas edildi.

İnsanlar işkenceden geçirildi.

Darağaçları kuruldu.

Başbakanlar, bakanlar, gencecik çocuklar asıldı.

Resmî çerçeve dışına düşenler, düşmek zorunda bırakılanlar kamusal alandan tard edildi.

Fakat, sahiplik vehmeden çevreler (Mehmet Altan’ın da sürekli vurguladığı gibi), devletin resmi ideolojisi olan Kemalizm’i, biricik ideolojisi inanç olan devletlerle (Taliban örneğinde olduğu gibi) yarıştırmaya devam ettiler. Demokratik cumhuriyet fikriyatını hiç gündeme getirmediler. Çünkü orada fena halde açığa düştüklerini biliyorlardı.

Bir de şu ‘laiklik’ etrafımda koparttıkları gürültü...

Herkes onlar gibi yaşamalıydı. Onlar gibi düşünmeliydi.

Kanun, onların dedikleriydi. ‘Hukuk’u tayin etme hakkı sadece onlara aitti. İnsanların nasıl giyineceklerine, nasıl yaşayacaklarına, neye hangi ölçüde inanacaklarına, hangi ilahi buyruğu nasıl yorumlayacaklarına onlar karar verebilirlerdi. Herkes onların kutsalına tapınmalı, onların değer tercihlerine göre hayatını düzenlemeliydi.

İyi de, kimdi onlar?

İnsanların hayatına ‘norm’ koyma, standart belirleme hakkını nereden alıyorlardı?

Her defasında aynı cevabı verdiler: ‘Biz bu hakkı Anayasa’dan ve laiklik ilkesinden alıyoruz...’

Hani Anayasa’ya göre laiklik kamusal alanı pozitif akla göre tanzim etmek, farklılıkları ve karşıtlıkları bir arada ‘barış içinde’ yaşatmaktı?

Hayır, laiklik aynı zamanda ‘sosyal hayatın eğitim, aile, ekonomi, hukuk, görgü kuralları, kıyafet vb. gibi cephelerinin, zamana ve yaşamın zorunluluklarına, gereklerine göre yeniden saptanması’ymış.

Bunu bile söylediler...

Demek ki vergi vermek, askerlik yapmak, parlamento üyelerini seçmek, kamusal yükümlülükleri yerine getirmek, insanlara kendi hayatlarını düzenleme hakkı vermiyor.

Sadece ‘konvansiyon’un dikte ettiği hayatı yaşamak zorundalar...

Şimdi gel de ikinci cumhuriyetçi olma...

star gazetesi



Bu yazı 357 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Balyoz ve empati
    • 5 Temmuz 2012 Hükümeti ve cemaati çökertecek tek isim
    • 26 Haziran 2012 Ben olsam bu gazetecileri sürerdim cepheye
    • 20 Haziran 2012 Bu yazıyı Kürt kardeşlerim okusun
    • 4 Haziran 2012 Nerede bu inek?
    • 28 Mayıs 2012 Kana kan istermiş!
    • 14 Mayıs 2012 ‘Kes zırvalamayı’
    • 1 Mayıs 2012 Menderes de cami yıktırmış... Ne utanmaz adamlarsınız siz!
    • 20 Nisan 2012 Erol Özkasnak
    • 12 Nisan 2012 Suriye’yle savaşa mı giriyoruz?
    • 10 Mart 2012 ‘Zavallı Başbakan’
    • 29 Şubat 2012 Paşa niçin kendini öptürmedi?
    • 27 Şubat 2012 Bizi yormayın kardeşim
    • 17 Şubat 2012 Siz kimi kandırıyorsunuz?
    • 3 Şubat 2012 Rezil olmaya doymadınız mı?
    • 1 Şubat 2012 İyi ki sivil vesayet varmış, şerrinizden korunuyoruz
    • 19 Ocak 2012 Denktaş’ı diriltmek mi?
    • 14 Ocak 2012 Hangi gazeteciler valiz hazırlıyor?
    • 12 Ocak 2012 Kozinoğlu hakkında korkunç karartma
    • 2 Ocak 2012 İlan ediyorum: Hiç yüzleri kızarmayacak!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,233 µs