En Sıcak Konular

Ekrem Dumanlı


Ekrem Dumanlı
0 0 0000

Gazeteci dediğin, özür dilemesini bilecek



Gazetecilik, hata yapmaya müsait bir meslek. Zaman dar, bilgi edinme imkânı kısıtlı, yanıltıcı faktörler çok... Bazen yanlışa, rekabet sebep olur, bazen haber kaynağınız.
Kimi zaman dikkatsizlik büyük bir hataya vesile olur; kimi zaman da doğru farz ettiğiniz genel bilgiler sizi yanlış yapmaya zorlar... Önemli olan, yapılan hatadan kamuoyu huzurunda dönebilmek, yayınınızdan dolayı mağdur duruma düşmüş, en azından hakkı yenmiş kişilerden özür dilemenizdir. Basın kuruluşları için özür dilemek bir kusur değil; tam aksine bir fazilettir. Daha da ilerisi; gazete okuruna karşı duyulan saygının ifadesidir ve özür dilemek, 'Ey okurum (ey seyircim) ben sana yanlış bilgi verdim, işin doğrusu daha önce söylediğim gibi değilmiş, bundan dolayı hem yanlışımı tashih ediyorum hem de senden affımı istiyorum' anlamına gelmektedir.

Dünyaca ünlü gazeteler her gün özür diliyor. Evet, yanlış okumadınız; dünya markası haline gelmiş gazeteler düzeltme işlemini her gün yapıyor. Yazılan yanlış isimlerden, kullanılan hatalı sıfatlar ya da unvanlardan, yer isimlerindeki hatalardan, bilgi eksikliğinden kaynaklanan yanlış anlaşılmalardan vs. dolayı sürekli özür diliyorlar. Üstelik bu özür, ikinci sayfa gibi hemen herkesin çok kolay ulaşabileceği ve rahatlıkla okuyabileceği sayfalarda yapılıyor. Özür dilediği için okur nezdinde küçülmüyor gazeteler; tam tersine saygınlıkları artıyor, güvenilirlikleri tazeleniyor...

Özür dilemek veya dilememek...

Okurdan özür dileme geleneği bizde de önemli mesafeler aldı, alıyor; almak zorunda. Hatta daha ötesini söyleyeyim: Okurdan, daha doğrusu başta habere konu edilen kişi olmak üzere kamuoyundan özür dilemesini bilmeyenler çok zor günler yaşayacak. Tüketici hakları konusunda hukukî zeminin güçlenmesi ve bireyin medyaya karşı korunmasını sağlayan yasaların yaptırımları bir yana; medya organlarının marka haline gelme mecburiyetleri de özür geleneğini güçlendirecek. Bu geleneği görmezden gelenler, saplantılı bir ideolojik kurum görüntüsünden çıkamayacak ve bir zaman sonra kendi meczuplarının cûş u hurûşla okuduğu; ancak hiç kimsenin muhatap kabul etmediği yayınlar haline gelecek.

Onca olumsuz tarafına rağmen neyse ki Türk medyası doğru bir istikamet üzerinde yoluna devam ediyor. Okura karşı daha sorumlu, daha saygılı olmak; tarihe karşı daha namuslu, daha dürüst olmak anlamına geliyor. O yüzden de özür dilemek önemli; bir bilginin tarih kayıtlarına yanlış geçmemesi gerekiyor. Örnekleri çoğalta çoğalta ulaşacağımız özür dileme geleneği, meslekî bir disiplin içinde gazetecilik erdemine dönüştüğü an Türk medyası bayram yapabilir. Zira, hâlâ yalan haberleriyle, çarpıtma bilgileriyle, manipüle eden yaklaşımıyla, abartılı tutumuyla Türk gazeteciliği bin bir çeşit hatanın etrafında tavaf edip duruyor... Her şeye rağmen güzel örnekler üzerinde durmak, hatta onları alkışlamak gerekiyor. Bu nedenle son günlerde yaşanan çok ilginç özür dileme örneklerine dikkatinizi çekmek, tarihe küçük bir not düşmek isterim.

Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, harika bir yöneticilik erdemi ortaya koyarak okurundan, aynen şu başlıkla özür diledi: 'Yüzümüzü kızartan hata'. Devecioğlu yazısında önce yapılan hatayı naklediyor okuruna. Bir kız yetiştirme yurdu ile ilgili bir iddianın yazı işlerine nasıl geldiğini, nasıl tartışıldığını orada rahatlıkla görebiliyorsunuz. Sonuçta yazı işleri, haberden kuşkulanmış ve birinci sayfaya haberi taşımamış. Ancak genel yayın yönetmeni aynen şöyle özetliyor yaşadıklarını, "Haberi iç sayfalarda en küçük bir hassasiyet bile göstermeden yayınladık, nefret ettiğim bir tabiri kullanarak 'ele geçirdik' diye yazdık. Doğruluğu kanıtlanmamış birtakım iddialara, sanki bir araştırmanın bulgularıymış gibi 'rapor' dedik." Haber yayınlandıktan sonra Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun aradığını, sitemlerini ilettiğini ve kendisinin bu sitemlere hak verdiğini uzun uzun anlatıyor Vatan Genel Yayın Yönetmeni. 'Vahim bir hata yaptık' dediği haberde konu edilen kişilere yönelik şu cümleyi de ekliyor: 'Hiçbir mazerete sığınmadan, rencide ettiğimiz tüm kızlardan özür dilerim.' Kim ne derse desin, Devecioğlu'nun dilediği özür doğrudur ve alkışlanacak bir yayıncı davranışıdır. Bu tür yürekli davranışlar olmalı ki; herkes hata yapmaktan sakınabilsin; hatanın mağdurları da önlerinde müspet örnekler bulabilsin.

Bir başka ilginç özür dileme Taraf Gazetesi'nden geldi. Ahmet Kaya'nın ölüm yıldönümü nedeniyle 16 Kasım'da haber yapan Taraf, Reha Muhtar ve Ercan Saatçi'nin Ahmet Kaya ve eşine (o malum gecede) fiilî saldırıda bulunduğunu yazmıştı. Oysa 'çatal bıçak fırlatarak saldırdığı' iddia edilen Ercan Saatçi, olay gecesi orada olmadığını daha önce bir başka yayın aracılığıyla duyurmuş, Reha Muhtar da bu suçlamayla ilgili daha önce iki kez köşe yazısı yazmıştı. Ancak ilk alıntıları dikkate alan, daha doğrusu sonraki açıklamalara ulaşamayan Taraf Gazetesi yetkilileri, hatalı bir bilgiyi okuruyla paylaşmış oldu. Sonrasında 'Taraf'tan özür ve düzeltme' başlığıyla geniş bir habere yer verildi. 'Gerek Reha Muhtar'ı gerekse Ercan Saatçi'yi töhmet altında bırakan, onların kişilik haklarını gözetmeyen tutum nedeniyle hatamız büyüktür.' diyen gazete, doğru bir karar vererek yanlışını tashih ediyordu. Nitelikli gazetenin yapacağı da bundan başka bir şey değildir...

Mazeretim var, fanatiğim ben!

Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan'ın 'Başbakan'ın yalanladığı gazete' başlığıyla kaleme aldığı yazıda oldukça önemli bir hassasiyeti ortaya koyuyor. Kızılcahamam'da kamp yapan AK Parti ile ilgili bir kulis haberine yer vermişti gazete. Başbakan'ın Washington görüşmesine atıf yapan bu haber, iki kez yalanlandı. Bunun üzerine haberin gelişim ve yayın safhasını okuruyla paylaşan Berkan, 'Lafı hiç uzatmaya gerek yok; hata tamamen benimdir.' diyor. 'Onlarca mazereti art arda sıralayabilirim.' diyen Radikal Genel Yayın Yönetmeni, yayıncı erdemiyle mazeretlere sığınmıyor ve aynen şu cümlelerle noktalıyor yazısını: 'En önce pazar günü bu gazeteyi satın alan okurlarımızdan özür dilemem gerek. Ardından da, elbette haberin konusu olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan ve AKP'den özür dilerim.' Doğrusu, alkışlanacak bir yürekliliktir bu.

Ortada hata varsa özür de olmalıdır; herkes için geçerlidir bu. Ne var ki hâlâ bazı gazete ve gazetecilerin hatasını itiraf etme yerine, ona mazeret bulma gibi bir alışkanlığı var. Mesela Amasya'daki öğrenci yurdunda dinî baskı yapıldığı için okuldan ayrılanlar olduğuna dair eksik ve yanlış haberi manşet yapanlar, olayın aydınlanması karşısında özür dileme yerine yanlışta ısrar etme yolunu seçti. Kör fanatiklik buna denir. Olay, pek çok açıdan aydınlığa kavuşmuş, yanlış bilgiler tek tek ortaya çıkarılmış vs., buna rağmen adamlar hâlâ sosyal ahengi bozacak kışkırtıcı yayınlara devam ediyor. Bir hatayı örtbas edebilmek için daha vahim bir hataya girerek aslında meselenin Alevî-Sünnî ayrışımına dayandığını ispat etmek için anlamsız bir inada bindiriyor işi. Gazetecilik bu değil ki!

Aslında her bir ferdin ya da yöneticinin tek tek özrü gerekmiyor gazetelerde. Önemli ve kalıcı olan, düzeltme bölümlerinin var olması ve bu bölümün belli prensipler doğrultusunda işletilmesidir. Bu yolda alınan mesafe, gazetecilerin samimiyet sınavıdır. Bu çetin imtihanda apışıp kalanların demokrasi iddiası da boşluktadır, insan haklarına saygı pozları da. Çünkü gazete(ci) dediğin özür dilemesini bilir; çünkü yapılan iş, sosyal bir sorumluluk ve duyarlılık gerektiriyor...

 

--------------------------------------------------------------------------------


Örnek bir iletişim fakültesi
Hafta sonu Kayseri Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden kırk civarında öğrenci, gazetemizi ziyaret etti. Başlarında İstanbul'a başka bir iş için de gelmiş rektörleri Prof. Dr. Cengiz Utaş ve İletişim Dekanı Doç. Dr. Hamza Çakır da vardı. Ne güzel bir kaynaşma. Doğrusunu isterseniz; öğrencilerin gazetecilik merakına hayran kaldım. Zaten okulun gazetesinde fiilen çalışıyorlarmış. Bir kısmı okulun televizyonu için gazetecilik yapıyor. Belgesel dalındaki çalışmaları ayrıca sevindirdi beni; zira belgesel bizde hep ihmal edilen bir alan...

Öğrencilerle kısa bir sohbet yaparken sık sık yaptığım gibi bir serzenişte bulundum ve dedim ki: 'Onca önemli hadise yaşanıyor bu ülkede; ancak iletişim fakülteleri bu olayların medyaya yansıma biçimi üzerine araştırma yapmıyor.' Bazı örnekler de verdim; Danıştay saldırısı, referandum, gece yarısı bildirisi, genel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimi... Gerçekten de bu tür hadiseler yaşandığında Batı'daki üniversiteler medyayı masaya yatırıyor ve içerik analizleri yapıyor. Böylece kimin ne kadar objektif olduğu, ne kadar yanlış haber yaptığı vs. ortaya çıkıyor. Tam 'Bizde kıyamet kopar, iletişim fakültelerinden çıt çıkmaz' diyecektim ki, dekan bey öğrencilerinden birine seslendi: 'Yaptığın tezden biraz bahseder misin?' Meğer bir öğrenci, bitirme tezi olarak yukarıda bahsettiğim konulardan birine çalışıyormuş. Daha da iyisi, Erciyes İletişim, benzer konuları zaten araştırma mevzuu yapıyormuş. Bunları duyunca, 'Niçin bu bilgileri kamuoyuyla paylaşmıyorsunuz?' dedim. Gerçekten de sadece kamuoyunun değil, gazetecilerin de bu tür çalışmaları duymaya ihtiyacı var. Erciyes'teki bu gayreti görünce akla şu soru geliyor: Acaba pek çok iletişim fakültesinde önemli araştırmalar yapılıyor da bu çalışmalar kamuoyuna duyurulamıyor mu? Şayet böyle bir durum varsa buradan bütün iletişim fakültelerine taahhütte bulunmak isterim ki; medyayı ilgilendiren önemli araştırmalar için sadece bu köşe değil, yorum sayfamız ve haber sayfalarımız hazırdır; yeter ki bilimsel araştırmaların aynasında medya kendini görebilsin...
 
zaman



Bu yazı 406 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 24 Eylül 2012 Ne gereği vardı?
    • 11 Haziran 2012 Cuntalarla nasıl mücadele edilecek?
    • 30 Nisan 2012 Şiddet!
    • 16 Nisan 2012 '28 Şubat'çılardan panik atak hamleleri
    • 10 Nisan 2012 Çin'den bakınca Türkiye'nin gücü
    • 9 Nisan 2012 Darbede tanıdığım dört subay
    • 2 Nisan 2012 Suriye İran... İşte çetin imtihan!
    • 26 Mart 2012 Terlik
    • 13 Şubat 2012 Aman dikkat!
    • 6 Şubat 2012 Bu yüzden mi susuyorsunuz?
    • 23 Ocak 2012 Hem Hrantçı hem Ergenekoncu olunabilir mi?
    • 16 Ocak 2012 Kaç kafatası bir manşet eder?
    • 9 Ocak 2012 Hesap vermek
    • 26 Aralık 2011 Çanlar Avrupa için çalarken
    • 19 Aralık 2011 Militan
    • 12 Aralık 2011 Maazallah!
    • 5 Aralık 2011 Global Ergenekon
    • 28 Kasım 2011 Dersim'den alnımızın akıyla çıkmak
    • 23 Kasım 2011 İngiltere'yi yeniden keşfetmek
    • 21 Kasım 2011 Dersim'in şifreleri

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,866 µs