En Sıcak Konular

Ali Bayramoğlu


Ali Bayramoğlu
0 0 0000

Önemli bir sorun: Kamusal cinayetler, yargı ve zihniyet…



Türkiye son iki yıl içinde utanç verici üç hadiseye tanık oldu. Rahip Santaro'nun öldürülmesi, Hrant Dink suikastı ve Malatya'da üç hrıstiyanın vahşice katli…

Ortak noktaları olan hadiselerdi bunlar.

Olaylarda sanıklarla maktuller arasında daha önceden tanışıklık, ilişki, husumet yoktu…

Cinayetler maktullerin kimlikleri ve düşüncelerinden ötürü işlenmişti…

Her bir cinayet, sokak arasından çıkmış, kuvvetli bir ihtimalle bu yönde davranmaları telkin edilmiş, 16-20 yaşındaki “çocuklar”ın ya da “adamlar”ın işleriydi…

Rahibi vuran 16 yaşında bir çocuktu. Mahkûm oldu. Yönlendirildiğini ima etti, kim tarafından yönlendirildiği ise meçhul kaldı…

Dink'i vuran 18 yaşın altındaki sanığın ilk kademe yönlendiricileri biliniyor, ikinci ve daha derindeki kademelere giden yollar şimdilik tıkanmış bulunuyor…

Malatya katliamını yapanlardan bazılarının “motivasyonu”nda askerlik görevini yaptıkları birliklerde kimi kişilerle kurdukları ilişkilerin belirleyici olabileceğinden şüphe ediliyor…

Bu cinayetler Türkiye'deki kirli bir dokunun siyasi cinayetleri, her birinde ipuçları “kamusal alanının derinlikleri”ne uzanıyor…

Ve hiç biri hak ettiği hukuki ve siyasi önemi çerçevesinde ele alınmadı, alınmıyor, alınamıyor…

Bunun çeşitli nedenleri var…

İlk neden kendisini koruma refleksiyle hareket eden devlet memurları tutumu ve bu tutumu mümkün kılan devlet anlayışı…

Örneğin Dink davasında birinci derece yönlendiricilerle polisin kurduğu ilişkinin derinlemesine soruşturulmasına idari amirler tarafından izin ve imkân verilmiyor…

İkinci neden Türk yargı mensuplarının zihniyeti ve özgürlük kavramının ruhundan uzak davranışları…

Bir hâkim örneğin, tüm siyasi kanaatlerini devreye sokarak, tarihte olmuş bir olayın beğenmediği şekilde nitelenmesini “Türklüğe hakaret” olarak kabul edebiliyor

Bir savcı Alman vakıfları davasında, bu vakıfların aleyhine yazılmış, aşırı bir siyasi görüşün ifadesi olan bir kitabı satır satır iddianame haline getirebiliyor.

Türk Ceza Yasası'nın 301. maddesi biraz bu zihniyet ve yanlı bakış nedeniyle kendisini bile aşan yorumlara neden olabiliyor.

Bu konudaki son örnek Malatya davası iddianamesi…

Müşteki avukat Mehmet Ali Koçak'ın tümüyle katıldığımız değerlendirmesiyle, Malatya katliamı davası “salt bir cinayet davası değil, bu dava, bir nefret suçları ve nefret suçlularının davası; geçmişte yaşanan cinayetler öncesindeki olaylar iyi araştırılıp, talihsizlik olarak adlandırılmamış olsaydı bugün Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde bu dava görülmüyor olacaktı…”

Gelin görün ki, böyle bir davada, iddianameyi hazırlayan savcı, sanıkların işlediği suçu öne çıkarma dışında, misyonerlik faaliyetlerini içeren 16 klasörlük doküman hazırlamış bulunuyor.

Bunların içerisinde Protestan cemaatinin Türkiye'deki bütün üyelerinin isimleri ve açık adresleri ve yayınevinde çalışanların faaliyetlerini içeren belgelere var…

Ve savcı misyonerlik faaliyetlerine işaret ederek bir bakıma “tahrik mantığı”ndan yola çıkıyor…

İnanılır gibi değil…

Sanıkların değil, maktullerin tartışıldığı, neredeyse suçlandığı bir mantık…

Dink cinayetinde aynı tabloyla karşı karşıya değil miyiz?

Trabzon'da linç hadisesinde dönemin valisi ölümle yüz yüze gelenleri kastederek, “halkı tahrik ettiler” dememiş miydi?

Bu nasıl bir zihniyettir ki, hukuk eğitimi, yetkileri, gücü, ahlakı, kurallarıyla savcılık, hâkimlik mertebeleri bile onunla baş edemiyor?

Açık:

Kimi tarihi alışkanlıklardan kurtulmadan, bu alışkanlıkları dışlayan bir idari ve ahlaki yaptırım sistemi üretmeden tam bir demokratikleşmeden söz etmemiz hiçbir zaman mümkün olmayacaktır…

Hukuk ve yargı bu topluma yüklenen suçları, tek tek suçluları bulup mahkum ederek toplumu aklamak gibi bir görev yapmalıdır…

Tersini değil…


yenişafak



Bu yazı 446 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Eylül 2012 Sorgulama vakti...
    • 28 Ağustos 2012 Kürt sorununda yeni safha...
    • 25 Ağustos 2012 Kürtlerin şiddeti...
    • 30 Haziran 2012 Anter'in katili yaşlanmış mı?
    • 12 Mayıs 2012 Solun şiddetle hesaplaşması
    • 3 Mayıs 2012 Yeni Türkiye'nin doğum belgesi...
    • 21 Şubat 2012 Dink davası ''sil baştan''...
    • 18 Ocak 2012 İkinci cinayet zamanı
    • 17 Ocak 2012 Hrant'a sözüm var...
    • 21 Aralık 2011 Soykırım ve yasa
    • 3 Aralık 2011 Dönme dolap...
    • 30 Eylül 2011 Yazıcıoğlu ve jandarma...
    • 8 Eylül 2011 Aydının şiddetle sınavı...
    • 1 Ağustos 2011 İstifaların anlamı ve yarını: Pek iyi...
    • 28 Temmuz 2011 Parlamentoda bir terörist...
    • 5 Temmuz 2011 Futbolda temizlik, ülkede temizliktir
    • 10 Haziran 2011 Yeni CHP ha! Hadi oradan...
    • 24 Mayıs 2011 MHP'de yaşananlar ve perde arkası
    • 19 Mayıs 2011 Askere ''leş'' toplatmayan generaller iş başında
    • 19 Nisan 2011 Militarist-ulusalcı batak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,293 µs