En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Alevilik: Bir kişisel tanıklık



Hükümetin en sonunda Alevilik konusunda açılım yapmaya karar verdiği anlaşılıyor. Bu yerinde girişime en ters tepki mevcut durumdan en fazla yakınan Alevi kesimden geliyor. Küçümseme ve kuşku egemen yaklaşımlarına. “Ak Parti ve destekçisi çevreler daha önce bu konuya hiç ilgi göstermezken, şimdi neden?” diye soruyorlar. Kendi hesabıma son üç yıl içerisinde yazdıklarımı ilgimin tanığı olarak gösterebilirim. Onların sorunu Türkiye'nin ve dolayısıyla bizim de sorunumuzdur.


Eski yazılarımdan bir demet sunuyorum:


“Türkiye'de dengeler, rejimin kendisi 'Sünnî özellikli' olarak korunurken çoğunluğun dindar kimlikleriyle iktidardan uzak tutulması üzerine oturuyor... 'Lâiklik' eksenli tartışmaların temelinde de, bu yüzden, rejimin 'dinî' rengiyle uyumlu iktidarların, oylarıyla o iktidarın işbaşına gelmesini sağlayan kitlelerden farklı olanlar için bir 'tehdit' oluşturabileceği kuşkusu yatıyor. Aleviler, hiç de haksız sayılmayacak sebeplerle, kendi üzerlerinde hissettikleri mânevî baskıyı, 'Alevi' kimliğini resmen tanımayan sistemin kendilerinden farkı olanlar üzerinde yasaklar aracılığıyla uygulamasını bir 'emniyet kilidi' olarak görüyorlar. (..) Elimizde bu kapsamlı sorunun kısa yoldan çözüm anahtarı yok, kimsenin yok; ancak asırlardır beraberce yaşayan ve bundan sonraki asırlarda da beraber yaşayacak insanlar olarak, rahat ve huzur içerisinde ömrümüzü sürdürmemizi sağlayacak formulü de beraberce arayabiliriz.” (Aynalar yalan söylemez, 12 Ekim 2004)


“Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), bizim sandığımızın aksine, Cumhuriyet'e özgü bir kurum değildir; yeni devlet kurulurken, Osmanlı'da varolan 'Meşihat makamı', 'Evkaf İdaresi'nden soyundurularak sistem içerisine bu adla taşındı; Cumhuriyet'in ilk yılında adı 'Şer'iyye ve Evkaf Vekâleti' idi ve bakanlık düzeyindeydi. Aslına bakılırsa 'Meşihat makamı' da bizim icadımız değildi; Fatih Sultan Mehmet Bizans'ı aldığında orada karşılaştığı 'devlete bağlı din' kurumunun benzerini oluşturma yoluna gitmişti.


“Köken, elbette, tek başına bir kurumun yanlışlığı için sebep teşkil etmez. Ancak, bütçe rakamları konusunda yazılanlar ve 'azınlık' kavramının dolanıma girmesiyle patlayan 'Alevilik' tartışmalarında adının sıkça geçmesinden de anlaşıldığı gibi, DİB, kurum olarak, bugünün ihtiyaçlarını tam yansıtmıyor. Türkiye'de gözden geçirilmesi ve gerekli görülürse değişikliğe gidilmesi düşünülebilecek kurumların başında geliyor DİB... (..)


“Bazı Alevi dernekleri, 'Diyanet herkesin vergisinin katıldığı bütçe havuzundan besleniyor, oysa o hizmetlerden biz yararlanmıyoruz' itirazındalar... Haksız sayılmayacak bir itiraz bu. Sırf bu sebeple bile, DİB konusunu masaya yatırmakta yarar olduğu kesin...” (Diyanet'i tartışmak, 24 Ekim 2004)


“Diyanet'i özerk hale getirmekle işe başlanabilir. Diyanet'in devletten ayrılması, sadece Müslüman dinadamlarının genel bütçeden maaş alması uygulamasına son verecektir. Özerk Diyanet'e bağlanacak vakıfların gelirleri hizmetlerin devamı için yeterli olmuyorsa devlet gönüllü din vergisi toplar. (..) Böyle bir köklü değişikliğin bir çok sorunu kendiliğinden çözeceğine dikkatinizi çekerim: Sünni olmayan vatandaşların 'Ödediğim vergiler hizmet almadığım kurumlara gidiyor' yakınması biteceği gibi, Alevilik de lâik sistem içerisinde kendisine daha uygun bir ifade biçimi bulacaktır.” (Çözüm daha fazla lâiklik, 9 Şubat 2005)


“Lâiklik ilkesi tam da bu durumlar ve karşı karşıya olduğumuz sorunların çözümü için gerekli bir ilke. Yeter ki, kısır politik mülâhazaları bırakarak sorunlar ve çözümleri üzerinde yoğunlaşabilelim. Bunu en iyi biçimde gerçekleştirebilecek bir parti iktidarda bugün. Sadece bir kesimin çıkarlarına önem vermekle sorunları çözüme kavuşturamayacağını anladığı bir üç yıl geçirdi. Daha köklü ve herkesi rahatlatacak kapsamlı bir reform için kolları sıvamasının zamanı geldi Ak Parti'nin... (..) Bir süredir reform ihtiyacından söz ediliyor ya, öyle bir ihtiyaç Türkiye'de gerçekten de hissediliyor: 'Lâiklikte reform'...” (Lâiklikte reform ihtiyacı, 8 Şubat 2006)


“Yapılması gereken, Alevisi ve Sünnisi'yle herkesin tanımı üzerinde anlaşabileceği yeni bir 'vatandaşlık kodu' arayışına girmektir. Artniyet ve 'gizli gündem' kuşkularını ortadan kaldırarak herkesi birbirine daha fazla güvenir hale getirecek, adaletsiz uygulamaları geçersiz kılacak bir yeni paradigma arayışı... (..) Dünün ezberleriyle bugünün derslerinden başarılı olmak mümkün değil; hiç değilse bunu unutmayalım.” (Yeni paradigma ihtiyacı, 6 Temmuz 2006)


“Türkiye'de uygulanan biçimiyle 'lâiklik' anlayışının kendileri için 'güvence' teşkil ettiği kanaatini benimsemiş Aleviler şaşırsalar da gerçeği yazmak görevim: Onların sorunu da, tıpkı başörtülü gençkızların sorunu gibi, Türkiye'deki lâiklik uygulamalarından kaynaklanıyor. Lâikliği, farklılıkları bastırma yöntemi olarak anlayıp önceden belirlenmiş 'kimlik' ötesinde farklılıklara izin vermezsek, ne kadar 'Kimsenin ibadetine karışan mı var?' diye sorarsak soralım, din ile ilişkili sorunları gündemden çıkartamayız. (..) Zorla dayatılan kimlikler ve o kimlikleri sürekli kılmak için göze alınan zorlamalarla buraya kadar gelebildi Türkiye, fakat hep birlikte görüyoruz, kendisini değiştirmeden bundan sonraki dik yokuşu çıkması giderek imkânsızlaşıyor.” (Dik yokuş, 7 Temmuz 2006)

yenişafak



Bu yazı 213 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,938 µs