En Sıcak Konular

Mümtaz'er Türköne


Mümtaz'er Türköne
0 0 0000

Dönüm noktası



Tarihî dönüm noktaları, sık sık duyduğumuz ve tükettiğimiz "tarihî gün" nitelemelerinden çok farklı bir durumu anlatır. Kendi başlarına akmakta olan kanallar birdenbire bir yerde birleşir ve önlerine çıkan seti yani alışılan geçmişi yerle bir ederler.
Ortaya çıkan manzara, her şeyin değiştiği, bir daha eskinin avdet edemediği yepyeni bir dünyadır. Eski yerle bir olmuş, yeni hükmünü icra etmeye başlamıştır. Eskiye takılıp kalanlar, yeniyi kavrayamayanlar tarih dışına atılırlar. Yeni dönemi oluşturan dinamikler ve aktörler de birdenbire toplumun önüne geçer ve akışı hızlandırmaya başlarlar.

Tarih değişiyor. Türkiye'yi tanıyanların, tarihi bilenlerin, eski ve mevcut hakkında yeteri kadar bilgisi olanların yoğun bir şekilde hissettikleri, belki anlatmakta zorlandıkları köklü değişimler yaşanıyor. Değişimin aktörlerine eğilmek, yöneldiğimiz istikamet hakkında ipucu verebilir.

Batı'yı dünya üzerinde egemen kılan kapitalist dinamiklerin çoğunu, kendi ülkemizde bulamadık. Bu durumun kendi devlet ve toplum yapımızda saklı önemli sebepleri vardı. III. Selim'in yerli bir tüccar sınıfı yaratma girişimi ile zamanında ve yerinde başlayan maceranın üzerinden iki uzun yüzyıldan fazla zaman geçti. Türk ekonomisinin taşıdığı ağır yüklere rağmen gösterdiği dinamizm, artık farklı bir evreye geçtiğimizi göstermiyor mu? Yüzyıllardır yoksulluğa mahkum olan bu toprakların artık zenginliği ve zenginliğin getireceği bütün avantajları yakalayacağını umut edebiliriz. Dünyanın en asil, ama en yoksul toplumu makus talihini yeniyorsa, bu durum tek başına köklü bir tarihî dönemeç değil mi?

Kürt Sorunu, modern çağların yani milletler tarihinin bizi sürüklediği çözülme ile birlikte batabileceğimiz en dip nokta haline gelmişti. Tek kutuplu dünya düzeni içinde ulus devletlerin güç kaybı ile birlikte etnik aidiyetlerin üzerine çıkabilen bir devlet örgütüne sahip olmak ve geçmişin etnos üstü birlikte yaşama formuna geri dönmek mümkün hale geldi. Uzun imparatorluk tecrübemizin artık yok edilmesi gereken bir geçmiş değil, önümüzü aydınlatan bir model olarak hatırlanması tarihin en kalın ve sağlam görünen yerinden kırıldığını göstermiyor mu? Türkiye önünü karartan ve her şeyini dipsiz bir kuyu gibi içine çekip tüketen etnik sorununu çözmek için çok elverişli şartlara sahip. Tarihin nabız atışlarındaki değişimi takip edenler, bu köklü sorunu çözebilmek için sadece biraz daha cesarete ihtiyaç duyacaklar.

Türkiye yepyeni bir anayasayı yapmak için kolları sıvadı. Silahın gücü ve gölgesi altında yapılan bir anayasa yerine halkın kendisinin ve meşrû temsilcilerinin eseri olan bir anayasaya kavuşmak, esaslı bir dönüm noktası değil mi? Böyle bir anayasayı vücuda getirebilmek, meşru bir yönetimin değil çetelerin ve cuntaların, hakkın değil çıplak gücün hakim olduğu karanlık çağların sona ermesi demek. Halkın, yani haklı olanın, kısaca hukukun egemen olduğu, gücün yerine meşruiyetin ve aklın geçerli olduğu bir ülkede her şeyin değişeceği aşikârdır? Demokrasinin artık arızaya uğramayacak şekilde kurumlaşması ve kökleşmesi demek olan bu durum, karşımıza çıkacak her şeyi değiştirmez mi?

Tarih bazen çok uzun bir zaman aralığında yavaş yavaş, bıktırıcı bir tekdüzelik içinde akar. Sağa sola dokunmadan gerçekleşen hayatın değişimi bile kestirmeden bir alışkanlığa dönüşür. Bugün karşımıza çıkan dönemeç bambaşka bir geleceği haber veriyor. Bütün alışkanlıklarımızın anlamsız kalacağı, bildiğimiz her şeyi gözden geçirmek zorunda olduğumuz yepyeni bir tarihe, sessiz sedasız adım atıyoruz.

Yukarıda alt alta sıraladığım üç farklı alandaki değişim bile koskoca bir tarihsel dönemi kapatıp, yepyeni bir dönemi başlatmak için yeterli değil mi?

O zaman, hazır olmalıyız.

zaman



Bu yazı 381 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Bu sefer çözülecek mi?
    • 16 Eylül 2012 Din eğitiminde devlet tekeli kalkıyor
    • 14 Eylül 2012 Siyaset, artık dine alet edilmiyor!
    • 13 Eylül 2012 CHP, PKK ile müzakere yapabilir mi?
    • 9 Eylül 2012 Merkez Sağ'ın son noktası
    • 7 Eylül 2012 Başbakan sertleşmekte haklı mı?
    • 28 Ağustos 2012 Hükümet haklı çıktı
    • 26 Ağustos 2012 Kawa ve Ergenekon
    • 24 Ağustos 2012 Terör sorunu ayrışıyor
    • 17 Ağustos 2012 Hem şiddet üreten, hem barış isteyen bir örgüt
    • 16 Ağustos 2012 'Paralel devlet'in iflası
    • 12 Ağustos 2012 Kürt, Türk, Alevî ve Sünni olmak
    • 10 Ağustos 2012 Yangını kim söndürecek?
    • 5 Ağustos 2012 Ordulaşan partiler ve partileşen ordular
    • 22 Temmuz 2012 Davutoğlu haklı çıkarsa?
    • 17 Temmuz 2012 'Hücre yenilenmesi'
    • 29 Haziran 2012 ÖYM'leri kaldırması için hükümete yetki verdiniz mi?
    • 24 Haziran 2012 Türkiye savaşa girer mi?
    • 21 Haziran 2012 Teröre teslim olmak
    • 19 Haziran 2012 Çözüme yakın mıyız?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,802 µs