En Sıcak Konular

Şahin Alpay


Şahin Alpay
0 0 0000

Asker neden siyasete karışmamalı?



Milliyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Fikret Bila, askerler gözüyle Kürt sorununu konu alan, "Komutanlar Cephesi" başlıklı bir kitap yayımladı (Detay Yayıncılık, Ankara 2007). Kitap, TSK'nın en üst kademelerinde görev alan generallerle yapılan (bir bölümü Milliyet'te 3 - 7 Kasım tarihleri arasında yayımlanan) mülakatlara dayanıyor; TSK komuta kademesinde yaygın bakış açılarını yansıtması bakımından son derece öğretici.

Mülakatların en ilginç olanlarından biri, 2002-04 arasında Kara Kuvvetleri komutanı ile yapılanı. Emekli Org. Aytaç Yalman şöyle diyor: "Aslında Türkiye'nin sorunu henüz sosyal boyuttayken görmesi ve doğru okuması gerekirdi. Bu yapılabilseydi, sorun belki sosyal aşamadayken çözülebilirdi. Ama maalesef bunun yapılamadığını görüyoruz... O aşamada sorunun 'kendini ifade' olarak tarif edildiğini görüyoruz. Dilini konuşmak, şarkısını türküsünü dinlemek, kültürünü yaşamak istiyor. Oysa biz o dönemde 'Kürt yoktur' diye eğitilmişiz. Kürtleri, Türklerin kolu olarak görüyoruz. Ortalıkta, işte dağlarda gezerken, karda yürürken kart-kurt sesleri çıktığı için Kürt denilmiştir, gibi tarifler dolaşıyor. O dönemde sosyal istekleri bile biz 'yıkıcı faaliyetler' kapsamında görüyoruz."

1984-99 arasında en az 30 bin yurttaşın ölümüne mal olan ve bugün de devam etmekte olan çok vahim bir iç çatışmadan sonra ancak, yanlış yapıldığının kabul ve itiraf edilmesinin esas çarpıcı örneği ise 1980-83 arasındaki askerî yönetiminin başı emekli Org. Kenan Evren'in söyledikleri: "12 Eylül'de hatamız oldu. Kürtçe konuşmayı yasakladık... Kürtçe tedrisat yapılamaz dedik. Ama biraz ağır yasak koyduk. Sonra bu yasak kaldırıldı, ama hataydı. Hata olduğunu sonradan anladım..."

Bila'nın mülakatlarının çok açıkça ortaya koyduğu husus şu: Vahim hataların tekrarlanmasını önlemek için askerlerin siyasete karışmayıp, kendi işlerini yapmalarını sağlamak mecburiyetindeyiz. Bunun çok açık olan nedeni şu: En azından 12 Eylül askerî yönetiminden sonra iktidara gelen sivil yöneticilerin büyük çoğunluğu, Kürt kimliği inkâr edildikçe, kendini Kürt sayan yurttaşlara anadillerini serbestçe kullanma ve kültürlerini özgürce yaşama hakkı tanınmadıkça, yani Kürt sorunu halledilmedikçe Türkiye'nin PKK sorununu aşamayacağının bilincindeydi.

Erdal İnönü'nün genel başkan, Deniz Baykal'ın genel sekreter olduğu SHP, Diyarbakır milletvekili Fuat Atalay'ın kaleme aldığı 1990 tarihli "Doğu ve Güneydoğu Raporu"nda ilk kez "Kürt kökenli yurttaşların, bu kimliklerini hayatın her alanında özgürce ifade hakkı"ndan söz etti. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 1991'de Kürtçe yasağının kaldırılmasına öncülük etti, Kürtçe eğitimin serbest bırakılmasını savundu; "Ben karşıyım ama federasyonu bile tartışmalıyız" dedi... Muhalefetteki Süleyman Demirel, "Atatürk milliyetçiliğinin şoven bir yanı yok değildir. Biraz, yer yer ırkçılık da kokar. 'Ne mutlu Türküm diyene' lafı biraz da yoruma bağlıdır. Aslında Türk'ü esas sayar..." diyebildi (Hasan Cemal, Kürtler, s. 122); 1991'de iktidara geldiğinde Erdal İnönü ile birlikte Diyarbakır'a gidip "Kürt realitesini" tanıdığını ilan etti... Başbakan Tansu Çiller bir ara "Bask modeli"nden söz etti... Başbakan Mesut Yılmaz bir ara "AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer" dedi... Ama hiçbiri sorunu çözme sorumluluğunu ve inisiyatifini üstlenemedi; hepsi işi, meslekleri gereği, silahla çözümden başkasını bilmeyen askerlere havale etti.

2002'den bu yana Başbakan Erdoğan, AB reformları çerçevesinde, Kürt kimliğini tanıyan reformlara öncülük etti. 2005 yazında Diyarbakır'da, "Büyük devlet, büyük millet, kendisiyle yüzleşip hata ve günahlarını masaya yatırarak geleceğe yürüme güvenine sahiptir." dedi. Şimdi soru şu: Başbakan 22 Temmuz seçimlerinde Güneydoğu dahil bütün Türkiye'nin verdiği güçlü yetkiye dayanarak Kürt sorununun çözümü yolunda inisiyatif yüklenecek mi, yoksa o da diğerleri gibi çözüm olmayan "askerî çözüm"e teslim mi olacak?

Zaman



Bu yazı 280 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 21 Temmuz 2012 Oyumu geri alıyorum
    • 2 Haziran 2012 Nükleer yalanlar ve gerçekler
    • 19 Mayıs 2012 Uludere, Ankara'nın karanlık dehlizlerinde
    • 29 Ekim 2011 Anadolu'daki bekleyiş, AB standartları
    • 20 Ağustos 2011 Şiddet, çözüm değil şiddet üretir
    • 19 Ekim 2010 Türkiye gittikçe Batı'ya yaklaşıyor
    • 26 Haziran 2010 Türk dış politikası liberaldir
    • 22 Mayıs 2010 Ey asker, siyasete karışma!
    • 8 Mayıs 2010 İsmet İnönü'ye de adil olmalıyız
    • 1 Mayıs 2010 Niye profesyonel ordu?
    • 3 Nisan 2010 'Lider sultası'ndan kurtulabilir miyiz?
    • 20 Mart 2010 Ermeni sorunu, aydınlar ve siyasiler
    • 6 Mart 2010 Vesayet rejimi nasıl kuruldu ve işledi?
    • 20 Şubat 2010 Demokrasilerde 'kontrol ve denge' nasıl sağlanır?
    • 13 Şubat 2010 Militarizm ne Ortaylı'ya, ne de MHP'ye yakışır
    • 2 Temmuz 2009 Genelkurmay Başkanı'na açık mektup
    • 11 Haziran 2009 'Türkiye çantada keklik değil'
    • 23 Nisan 2009 Zorunlu asimilasyon başarılı olamadı
    • 12 Şubat 2009 TSK'nın saygınlığını korumalıyız
    • 7 Haziran 2008 Militan demokrasi değil, militan devlet

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,467 µs