En Sıcak Konular

Nedret Ersanel



Nedret Ersanel
0 0 0000

55 dakikalık başbaşa görüşmenin notları!



Gelecek, detayları zamanla teyit edecektir…

Bunun için dün geceki “canlı yayınlar” ile bugünkü gazete harmanlamalarını boşverin.

Ben, Beyaz Saray’daki görüşmenin “temel” noktalarını teferruatı sadeleştirerek yansıtayım.

1) Yansıtılmayan ilk not şu; Amerikalılar derslerini çok iyi çalışmış. Dışişleri Bakanı Rice’in Ankara ziyaretinden aldıklarını “anladığı” anlaşılıyor.

2) Anlamakla kalmamış, Ankara’nın Bush’a ne söyleyeceğini ve karşılığında ne söylenmesi gerektiğini eksiksiz tasarlamış.

3) Buna ilişkin “somut” hazırlıkların yapıldığı kesin. Sekiz askerin serbest bırakılmasında ABD’nin oynadığı rol sadece bir tanesi. Ama bir başkası daha önemli. Ziyaretten önceki 3 gün boyunca, Amerikan askeri istihbaratının “yüksek teknolojili” gözlerini Kuzey Irak’a diktiği bilgisini yansıtayım.

4) Teyit edemedim ama bu kısa çalışmanın ilk “jest” notları dün “Türk heyetine” yansıtılmış olabilir! (Özellikle sınıra yakın 5 terör kampının.)

5) Yaygın yapılan bir yanlışı da bu vesileyle düzelteyim. Genelkurmay İkinci Başkanı Saygun ile ABD’li askeri muhatabı aynı saatlerde görüştü. Bu bilgi doğru elbette. Fakat bu birlikteliğin gerçekleşmesi emrini Başkan Bush vermedi!

6) Burada Dışişleri Bakanı Babacan’ın uyanıklığını takdir etmek lazım. Orgeneral Saygun ve muhatabı “ayak üstü” konuşuyorlardı. Babacan, Washington Büyükelçimiz Nabi Şensoy’u çağırarak “bir odaya geçip konuşsunlar” dedi. Ancak Amerikalılar bu öneriye yanaşmadı. Babacan biraz da sert biçimde israr edince, iki komutana özel oda açıldı ve sivillerin alınmadığı ilk toplantı gerçekleşti.

7) Amerikalıların önceden yaptığı bir başka hazırlık da Irak Koalisyon Güçleri Komutanı Orgeneral Petraeus’a-Beyaz Saray görüşmesinden önce-gerekli emirleri vermiş olması. PKK konusunda ABD’nin önceliği olduğu kendisine iletilmiş.

8) Yani ikili görüşme sırasında “üçlü mekanizma” açıklanırken, Petraeus görevini zaten biliyordu.

9) Gelelim “mekanizma”ya. Türk tarafının bu konudaki hassasiyeti haklı. Türkiye, bu üçlü mekanizmanın “eski” örnekler gibi algılanmasını kesinlikle istemiyor. Bu yanlış algının kamuoyunda nasıl karşılanacağını iyi biliyorlar. Ama haklılık gerekçeleri farklı!

10) Bu mekanizma önceki oluşumun 15 aylık boşa geçen süresini yöneten 3’lü mekanizmasından farklı. Yeni mekanizma tamamen “teknik”. Bu bilinmeyen bir nokta ve önemli. Herkes “işe yarar istihbarat” maddesi ile “3’lü mekanizma” söylemini “ayrı” konular olarak algıladı.

11) Halbuki değil!. Bu “kaliteli istihbarat paylaşımı” söylemi işin teorisi. Pratiğini işte bu üçlü yönetecek. Hepsi bu. Aynı madde yani.

12)  Nasıl olacak? ABD, “şu noktada, şu anda, şu oluyor” diyecek, Türkiye’de gidip vuracak. Bu süreç beraber izlenecek.

“Siyasi ve diplomatik dil” konusunda söylenmesi gerekenler var. Bu gerçekten de ikili görüşmenin en önemli ayağı.

Bir kere ABD, Türkiye’nin anlık istihbarat ihtiyacını çok iyi tespit etmiş. Kritik ve “bağlayıcı” olan bu tespiti diplomatik bir koz haline dönüştürdüler. “Kuzey Irak’a girerseniz sağlıklı bir sonuç alamazsınız” ana argümanını bu kozun üzerine oturttular. 

İtiraf etmek gerekir, iyi bir hamleydi.

Görüşmelerin “nasıl” geçtiğine gelince. Yaklaşık 88 dakikalık oturumun 50-55 dakikasında iki lider başbaşa kaldı.

Her iki oturumun da yansıtıldığı kadar “yumuşak” geçmediğini ekleyeyim. Gergin anlar oldu. Başbakan Erdoğan’ın “Uluslararası Basın Merkezi”ndeki konuşması, bu gerginliğin izlerini taşıyordu.

Daha sonra katıldığı ISIS toplantısına kadar dinlendi, rahatladı ve durumu kontrol altına aldı. İki konuşma, alıcı gözle kıyaslandığında, aradaki fark bariz olarak görülebilir.

Yeniden görüşmeye dönelim… Genel bir değerlendirme yapılırsa; görüşme içeriğinin Türkiye’ye eksiksiz tatmin sağlamadığı söylenmeli.

Hele Türk kamuyonun beklentisinden çok uzaktı. Doğal ve “klasik” olarak bu dışarıya yansıtılmadı. Başbakan’ın yaptığı her iki konuşmadaki “çelişkili” ifadeler (özellikle sınır ötesi operasyon var mı yok mu sorusunun yanıtını arayanlar açısından) bu yüzden.

Somutlayayım… Basın Merkezi’ndeki ve ISIS’deki konuşmalar “alternatifli” olarak, daha heyet Türkiye’deyken yazılmıştı.

Görüşmenin sonucuna göre belli  bölümler değiştirilecek, gerisi aynen muhafaza edilecekti. Özellikle ISIS’deki konuşmada bu düzeltmeler yapıldı. Basın Merkezi’ndeki konuşma metnine ise zaman kısıtlı olduğundan “irticalen” eklendi.

Haliyle metindeki PKK ile mücadele ve sınır ötesi operasyonla ilgili göndermeler biraz iğreti durdu. Ayrıca metnin geri kalanı ile zaman zaman çelişti.

Beyaz Saray’daki havanın tersine metinler “yapacağız, edeceğiz”lerle doluydu. Ama ABD’nin tavrına ilişkin Başbakan'ın çıkışta söylediği,  “ne sarı ne de yeşil diyelim, istihbarat diyelim” açıklaması bunun tersiydi.

Türkiye’nin memnuniyetsizliği buradan iyice belli oldu. Oldu ama ISIS’daki konuşmada, “aktör biziz, biz bu kararı (TBMM’nin yetki tezkeresini kastediyor) uygulayacağız” ifadeleri gazetecileri ve dinleyenleri şüpheye düşürdü.

Çünkü bu sözler biraz zorlandığında “ABD’ye rağmen” anlamı bile çıkıyordu. Belki bu “anlamazlık” yüzden yukarıdaki cümleler Türkiye’ye pek yansıtılmadı.

İkili görüşme sırasında gündeme geldiği anlaşılan ve toplantı sonrası basına Başbakan’ın ağzından yansıtılan bazı konular üzerinde de şüphe var.

PKK’nın lojistiğinin kesilmesi, bölgede askeri açıdan sıkıştırılması, kamplar ve sair konuların gündeme geldiği Başbakan tarafından söylendi ama mutabık kalınıp kalınmadığı netleşmedi.

Erdoğan ağzından kaçırdı!

Burada bir ipucu var. Ve bu ipucu muhtemelen ikili görüşmenin oldukça hassas bir anını yansıtıyor.

Başbakan Erdoğan ikili görüşme sırasında öncelikle Barzani ve tâli olarak Talabini’nin tutumundan şikayetçi oldu. Olmakla kalmadı, Kuzey Irak liderlerinin PKK’ye destek verdiğini söyledi.

Şimdi özel bir notu yansıtayım… Başkan Bush, Barzani konusunda Türkiye’ye güvence verdi. Barzani’nin ikaz edileceğini, PKK’ye destek olmaması ve Ankara’ya karşı tutumuna çeki düzen vermesi konusunda uyarılacağına söz verdi.

Bu söz Başbakan tarafından, Barzani’nin bu sözleri sık verdiği ve ciddi bir güven sorunu bulunduğu ile karşılandı.

Başkan Bush ise sadece “bize güvenin, halledeceğiz” sözüyle yetindi.

İşte Erdoğan’ın konuşma sırasında ağzından kaçırdığı, yuvarlayarak toplamaya çalıştığı “güvenmekten başka çarem yok” sözünün perde arkası bu.

Görüşme ve basın açıklamaları içinde pek fark edilmeyen, Türkiye iç siyasetine de mesajlar vardı.

Dikkatle not edilmesi gereken, bu basit nezaket söylemi Bush tarafından kullanıldı: “Bu vesileyle Başbakan Erdoğan’ı ve partisini 22 Temmuz da gösterdiği yüksek oranlı başarıdan dolayı tebrik ediyorum”.

Bu kuvvetli ve özellikle söylendiğini bas bas bağıran cümlenin öncededen tasarlandığı aşikar.

Ne anlama geldiği şöyle yorumlanabilir.. 22 Temmuz’dan sonra ABD, her ülkedeki seçimler sonrası yaptığı gibi Türk hükümetine de tebriklerini zaten iletmişti.

Ancak AKP hükümeti ile Beyaz Saray arasında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “e-muhtarısı”ndan dolayı bir kırgınlık bulunuyordu.

ABD’nin o dönemdeki tavrı “biz karışmayız” olmuştu. Haliyle AKP hükümeti bu tavrı kendine aldı ve kızdı. En azından sivil iktidarın ve demokrasinin desteklendiği bir açıklama bekleniyordu.

İşte Bush yukarıdaki sözlerle gönül aldı. Ve AKP iktidarına da siyasi bir destek verdi. Tabii bu söz daha da açılabilir! Ama konumuz olmadığı için geçelim.

Ve asıl soruya dönelim…

Sınır aşan operasyon ne oldu?

Alınan "hava" şu. Sınır aşan operasyon yapılacak ama kamuoyunun beklediği çap ve anlamda değil!

Kamuoyunun rahatlaması içinse ABD ve Türkiye gerekli adımları atacak. Tahminen ve en çok bir ay "içinde" (Bana kalırsa daha yakın bir zamanda ses gelebilir.) elle tutulur operasyonlar olabilir.

Son olarak “şekli” bir aksaklığa da değineyim… Türk heyetinin “ağırlığı” ve “sayısı” ABD tarafında yoktu.

Bu şekil şartlar diplomaside önemlidir.

Liderleri ve büyükelçileri çıktığınızda Amerikan tarafında sayıyı veya dengeyi sağlayan kimse kalmıyor!

Asıl konulara baktığımızda çok önemli mi? Önemli tabi. Dünya diplomasisi biraz da ritüeldir. Şekle çok bakılır.

Yoksa, iki liderin oturduğu ve “aynı” gözüken iki koltuktan birisinin üç-beş santim daha uzun olduğunu nasıl açıklarsınız?



Bu yazı 3,823 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 13 Mayıs 2014 Ruslar UFO’larla bizim gibi it dalaşı yapabilir mi?
    • 6 Mayıs 2014 Berlin, Obama’nın (en iyi) arkadaşı değil
    • 29 Nisan 2014 'Manidar Zamanlama'ları Ayarlama Enstitüsü
    • 22 Nisan 2014 Albino çocuk ve beyaz kurdeleli uzaylılar inlere girebilir mi?
    • 15 Nisan 2014 'ABD'den Türkiye çıkışı' yazılır, 'ABD'den sakın çıkma' okunur!
    • 8 Nisan 2014 İsrail yanımıza, Rusya kolumuza, ABD nereye?
    • 31 Mart 2014 Erdoğan'ın yolu 'oralarda' anlaşıldı mı?
    • 25 Mart 2014 Twitter'ı kapatan Facebook'u niye kapatmadı?
    • 17 Mart 2014 Tokalaştığınız el işe yaramaz, diğer el önemli!
    • 10 Mart 2014 Büyük resme çıplak gözle bakılmaz
    • 4 Mart 2014 Dünyanın söküldüğü yer
    • 25 Şubat 2014 Aurens'in raksını Hüseyin alkışlıyor...
    • 11 Şubat 2014 Uçak gemisinden korkabilirsiniz ama büyüğü var
    • 4 Şubat 2014 Angel(a)’nın kanatları ve ışığın askerleri!
    • 28 Ocak 2014 MİT’i kelepçelemekten daha 'sembolik delil' ne olabilir...
    • 21 Ocak 2014 Akdeniz’de Çin-Rus tatbikatı ‘devlet TIR’larını rahatlatır mı?
    • 13 Ocak 2014 Rusya, İran yüzünden Londra'ya elinin tersiyle...
    • 7 Ocak 2014 Enerjiniz olmadan enerjiyi mi kontrol edeceksiniz?
    • 31 Aralık 2013 2014: Bize ne olacaksa, tüm bölgeye o olacak!
    • 24 Aralık 2013 Türkiye'nin canını o yüzden yakıyorlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,916 µs