En Sıcak Konular

Ekrem Dumanlı


Ekrem Dumanlı
0 0 0000

Bu kafayla mümkün değil



Ilımlı İslam, modern İslam, radikal İslam, siyasal İslam... Uzayıp gidiyor liste. Hiçbiri de bize ait -en azından bizde üretilmiş- kavramlar değil; hepsi çalıntı, hepsi alıntı; biraz da kasıntı. Kavramlar içeriden olmayınca bakışlar yabancı, soğuk, hakikatten uzak.
Hal böyle olunca, sabahlara kadar konuşulsa ne yazar. İslam hakkında bir şeyler söyleniyor sürekli; ancak kullanılan terminoloji, düşünce sınırlarımızı ta baştan belirlemiş. Seçilen kelimeler yanlış, üretilen kavramlar hatalı. Yapılan mukayeseler eksik. Çık çıkabilirsen işin içinden.

Neye benziyor durumumuz biliyor musunuz? Hiç unutmam; İngilizce öğrenmek için uzun seneler emek sarf eden birisi uzun bir cümle kurarak arkadaşına sordu 'Nasıl olmuş yabancı dilim?' Adam şaşkınlık içinde dedi ki 'Bütün kelimeler İngilizce, ama cümle Türkçe!' Gerçekten de öyleydi. Bugün bütün kelimeleri Türkçe olduğu halde İngilizce konuşanlar var bu ülkede. Bütün kelimelerin bir dile ait olması, o dilden konuştuğunuz anlamına gelmez. Düşünceler de böyledir; çünkü her toplum kendi ruh ve mana köküne uygun kavramlar üretir. Kelimeler, deyimler, terimler, mecazlar, kavramlar... Her kelime neş'et ettiği biricik dünyanın kundağında büyür; sonraki seyahatiyle kendini tekrar ber tekrar tadil eder. O kundakta herkesin duyduğu ninni farklıdır. Damak tadının ülkeden ülkeye fark etmesi gibi insan tabiatının biyolojik yapısını bile zorlayan bir gerçek ortada dururken çalıntı kelimelerin rehberliğinde hakikat aramak çoğu kez abesle iştigal manasına geliyor...

"İslam İslam'dır" dendiğinde...

Belki de bu çarpık duruma binaen birilerine İslam'ı beğendirmek mümkün olmuyor. 'Ilımlı'sını da istemiyor 'ılımsız'ını da, 'modern' olanını da istemiyor 'geleneksel' olanını da... Adama 'İslamlardan İslam beğen' desen, söyleyecek yeni sözü de yok. Bekliyor ki dışarıda bir kavram daha üretilsin ve kendisine servis edilsin. İslam'ı bu kadar yaban tanımlara mahpus hale getirip bir de hepsine itiraz şerhi koyunca, bu kadar yazar, gazeteci, aydın hakkında bir algı hatası da oluşuyor. Belki de geniş bir kitle şöyle diyor: 'Bu insanların İslam'ın filan çeşidiyle falan türüyle değil, İslam'ın kendisiyle problemi var!' Haydi şimdi çık çıkabilirsen bu kördüğümün içinden.

İslam hakkında sürekli yazı yazan, ya da hemen her TV kanalına çıkıp konuşan insanların kendileri için oluşturduğu imaj negatiftir çoğu kez; ancak bunun farkında değiller. Zira bu kişilere 'İslam İslam'dır; ılımlısı ılımsızı olmaz' dediğinizde de sonuç değişmiyor. Yanlış tanımlar üzerine yapılan doğru eleştiriler de güme gidiyor o zaman. Tıkanmanın iyice hissedilir hale geldiği bu noktada tanımlar hep dışarıdan yapılınca meseleyi içeriden görmek ya da her iki bakış açısını da kuşatacak bir nazar-ı küll ile hadiseyi ihata etmek mümkün olmuyor. İşte tam bu noktada kör dövüşünü andıran bir demagoji yığınağı inşa ediliyor ve mesele, feci bir medeniyet krizine doğru sürükleniyor.

Buraya kadar yapılan özetin özetine bakarak diyebilirsiniz ki: 'Tamam yaban kavramlarla yeni oluşum ve değişimler doğru analiz edilemiyor; asli öneri nedir ki boşlukta dolaşa dolaşa yorgun düşecek müphem bir çembere teslim olmayalım?' Çıkış yolu var aslında: Üzerine kafa yorulan kavramlar şayet bizim düşünce dünyamıza yönelikse bu kavramların bizdeki doğru karşılıklarına bakıp onların açılımlarını güncellemek gerekiyor, bu bir. İkincisi, sosyal bilimlerin ürettiği anlayışları bizdeki farklılığı gözeterek bir daha okumak şart; çünkü sosyal yapılardaki farklılık kes-yapıştır kolaycılığını reddediyor.

Aksi takdirde bu kadar karışık kafadan bu kadar hırıltılı ses çıkmasını yadırgamayalım. Sonuçta olacağı budur. Mesela İslam'ın kendi kelimeleri, terimleri, mecazları, teşbihleri, temsilleri... vardır; o çerçevede oluşan kavramları da vardır. İslam dünyasındaki tefekkür burçlarının uzun bir zamandan beri delik deşik olduğu aşikar; ancak devasa bir yazılı kültürle karşı karşıya olduğumuz su götürmez bir gerçek. Oradan başlanacak bazı fikrî girişimler olduğuna şüphe yok. Kes-yapıştır türünden yapılan analizler, toplumu bir deli gömleğine mahkum ediyor. Ve toplum medya yoluyla dayatılan her role direniyor hatta isyan ederek sezgisinin gücünü konuşturuyor. O yüzden vatandaş gazetecinin yorumlarına güvenmiyor, gazeteci de ona 'bidon kafa' diyebiliyor.

Koca koca adamlar fırlıyor ekranlara, başlıyor İslam hakkında konuşmaya. 'İyi de güzel kardeşim bu konuştuklarının hepsi tevehhüm gücüyle oluşturulmuş hayali bir tecessümden öte bir şey ifade etmiyor' diyemiyorsunuz. Deseniz de anlamıyor zaten. Bilmem hangi sosyoloğun bilmem hangi hipotezine binaen kesilen ahkamı tartışılmaz bir nassmış gibi görüyor. Diyemiyorsun ki gerçeğin tamamını anlamak için başkasının resmettiği manzarayı sadece bir pencereden teyit etmek yetmez. Zaten bu yaban bakışla ve çarpık açıyla manzaranın tamamı gözükmez; çünkü bahse medar olan toplum da onun mizaç ve karakteri de bambaşka gerçekleri işaretliyor. Dönelim meselenin aktüel boyutuna. Türk medyası döndü dolaştı yine aynı yere geldi; her meseleyi inanç çerçevesinde tartışıyor şimdi. İtiraf etmek zorundayım ki bizim medya, kendi toplumunun dinini maalesef iyi bilmiyor; bu kafayla öğrenmesi de mümkün görünmüyor. İslam hakkında konuşuluyorsa öncelikle İslam'ın kendi ürettiği kavramlara yönelmek gerekiyor. İslam kendi içinde aşırılığa da itidale de isimler vermiş mesela. İşin doğrusu; Kur'an'dan, hadisten, icma ve kıyas kültüründen süzülen devasa bir terminoloji var karşımızda; ancak kütüphanelere sığmaz bu muhteşem zenginliğe tenezzül (!) eden yok. 'Sırat-ı mustakim nedir, ölçüleri nelerdir' deseniz cevap alabilir misiniz mesela? Bu çerçevede ifrat, tefrit, fırak-ı dalle, hidayetin mertebeleri gibi kavramları peşi peşine sıralasanız kim anlar ayrıntılarda yatan büyük farkları? Kendi medeniyet atlasımıza dair tarama sözlüğüne ulaşmak meselenin daha ilk basamağıdır, sonrasında çok daha iç içe girmiş halkalar var ki bu toprakların aydını bu kavram zenginliğine henüz ulaşabilmiş değil. Biraz da bu nedenle temel meselelere çözüm üretmekte kifayetsiz kalıyor.

Kendimize benzeriz; kimseye değil

'Türkiye Malezya olur mu?' deniyor. Yazık hem de çok yazık! Bir de kalkıp Malezya'ya gidip ahkam kesenler var. Sanki birkaç gün içinde o toplumu keşfetmişler de, sonra dönüp bu izlenimlerle Türkiye analizleri yapıyorlar. Bir zamanlar 'Türkiye İran olur mu' sorusuna heba ettik yıllarımızı. Aydınımız ülke ülke dolaştı bir ara. Hatta 'dindar kesim'in bazı saf ve toy delikanlıları da 'İran, Pakistan, sıra sende Müslüman' diye bağırıyordu sokaklarda. Onlar da tercüme kavramların işaret levhalarına teslim olmuştu aslında. Türkiye ne İran'dır, ne Mısır'dır, ne Suudi Arabistan... Olmayacak da. Bunu anlamak için tercüme düşüncelerin kümesinde tünemeye gerek yok. Çık şu toplumun içine ve asırlardır süregelen hayat tarzının bugünkü sentezini anlamaya gayret et. Bu ülke kendine benzer; hiç kimseye değil. Her ülke için geçerlidir bu söylediklerim. Her ülkenin kendi gerçekliği o ülkenin kader haritasıdır; o haritayı kuşatıcı bir nazarla görmeyenler ithal kavramların koynunda olsa olsa fitne üretir, başka bir şey değil...

Türk medyası kendi toplumuna önyargısız bakmak zorunda. Yeniden, bir daha. Bu bakış, başkalarının elimize tutuşturduğu dürbünlerle değil, yaşayarak, duyarak, dokunarak anlamaya yönelik olmalı. Kendi kültür kaynaklarımıza doğru yapılacak ciddi bir seyahatin hem toplumu anlama kılavuzu haline geleceğini hem de sosyal bilimlerin tespitlerinin daha makul ve yerinde teşhislere döneceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Yoksa bu acul ve cehul tartışma uzun yıllar süreceğe benzer...

 

--------------------------------------------------------------------------------


Eski bir hastalık nüksedince
Malezya tartışmaları sırasında kadim bir hastalığın genlerimize nasıl işlediğini bir daha görme imkanına kavuştuk: Bazı aydınlarımız, dünyayı çok ama çok büyük güçlerin şekillendirdiğini, onların 'yüksek müsaadeleri' olmadan yaprak kıpırdamadığını düşünüyor. Vahim bir durum, zavallı bir yığın psikolojisi! Bu hastalığın eskiden başka isimler altında başka yansımaları olurdu şimdi tebdil-i kıyafet yaptı bu maraz. Eskiden komünizm, faşizm, masonluk, emperyalizm gibi kelimelerle milletin iradesi felç edilirdi. Şimdi süper güç efsaneleriyle insanların kalbine korku salınıyor ve teşebbüs gücü her gün biraz daha köreltiliyor. Neymiş, yeşil kuşak projesi üzre İslam dünyasına şekil verilmiş de sonra 11 Eylül sonrasında bu işin tadının kaçtığı anlaşılmış da Müslümanların ılımlı hale getirilmesi istenmiş de, BOP projesi doğrultusunda haritalar şekillenirken İslam dünyası biraz demokrasi, biraz insan haklarıyla kuşatılmış da...

Her şeyi anlamak mümkün de şu insan iradesi ve toplum bilincini yok saymayı kabullenmek imkânsız. Anlatılanları dinleyince sanırsınız ki karşınızda Yunan mitolojilerindeki tanrı karakterlerini bile kıskandıracak bir üst irade var ve o süper güç nefes almanızı bile kontrol ediyor. Mesela adam çıkıyor 'Filan partinin başarısını veya hezimetini filan süper güç ayarladı' diyor. Bunu diyen de bazen siyasetçiyim diye kırıta kırıta geziyor. 'Tamam da kardeşim sandığa giden kim, onca yönlendirmenize, hatta korku ve dehşet uyarmak için tehalük göstermenize rağmen baskılarınıza boyun eğmeyen kim?' Öyle ya; bu milletin iradesini kim ipotek altına alma cüretini gösterebilir; o cürete kim boyun eğer ayrıca; Bir gücü bu kadar büyük görmen anlaşılsa bile kendini bu kadar küçük görmen affedilecek bir hata değil!

İradesi mefluç zümreler hiçbir oluşumun yerli, milli ve insani olacağını düşünemiyor. O yüzden abuk sabuk beyanlar, saçma sapan kavgalar, yerli yersiz tartışmalar körükleniyor sürekli. Türkiye'nin kendi iç dinamiklerine bakmak gerekiyor her şeyden önce. İmparatorluktan tevarüs etmiş çoğulcu, özgürlükçü, barışçı kimyasının sosyal ahengini anlamamak bir yana; insanları birbirine düşürmek için çırpınıp durmak tarihî bir vebaldir. Türk medyasının önemli bir kısmı ülkesinde yaşanan sosyal değişimlerin gerisinde kaldı. Acı ama gerçek! Şimdi bu acı gerçeği öfkeyle bastırmak istiyor kimileri. Bu daha yanlış! Temel tercih, aynaya bakmak yerine locadan aşağıya tükürmek olmamalı.

zaman



Bu yazı 384 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 24 Eylül 2012 Ne gereği vardı?
    • 11 Haziran 2012 Cuntalarla nasıl mücadele edilecek?
    • 30 Nisan 2012 Şiddet!
    • 16 Nisan 2012 '28 Şubat'çılardan panik atak hamleleri
    • 10 Nisan 2012 Çin'den bakınca Türkiye'nin gücü
    • 9 Nisan 2012 Darbede tanıdığım dört subay
    • 2 Nisan 2012 Suriye İran... İşte çetin imtihan!
    • 26 Mart 2012 Terlik
    • 13 Şubat 2012 Aman dikkat!
    • 6 Şubat 2012 Bu yüzden mi susuyorsunuz?
    • 23 Ocak 2012 Hem Hrantçı hem Ergenekoncu olunabilir mi?
    • 16 Ocak 2012 Kaç kafatası bir manşet eder?
    • 9 Ocak 2012 Hesap vermek
    • 26 Aralık 2011 Çanlar Avrupa için çalarken
    • 19 Aralık 2011 Militan
    • 12 Aralık 2011 Maazallah!
    • 5 Aralık 2011 Global Ergenekon
    • 28 Kasım 2011 Dersim'den alnımızın akıyla çıkmak
    • 23 Kasım 2011 İngiltere'yi yeniden keşfetmek
    • 21 Kasım 2011 Dersim'in şifreleri

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,760 µs