En Sıcak Konular

Ekrem Dumanlı


Ekrem Dumanlı
0 0 0000

Tarihî ziyaretin ıskalanmış unsurları ve asıl manası



Geçen haftanın en önemli gelişmesi budur derseniz; eksik söylemiş olursunuz; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Güneydoğu'ya yaptığı ziyaret son yılların en önemli hadisesidir.
Yöre halkının Cumhurbaşkanı'na can u gönülden gösterdiği teveccüh de tarihî bir vak'adır. Özlenen bir tablodur, göz yaşartıcı bir süreçtir, umut veren bir sayfadır bu ziyaret. Ne var ki medyamızın önemli bir bölümü bu dönüm noktasının hâlâ farkında değil. Devlet-halk kucaklaşmasını birinci sayfadan görmeyenleri mi ararsınız, koskoca bir programı "orucu bozuldu mu?" sorusuna indirgeyeni mi? Kimine göre en esaslı konu Sayın Cumhurbaşkanı'nın çatalı hangi eliyle tutmuş olması, kimine göre atılan güllerin maliyeti. Vesaire, vesaire...

Türk medyası ne zaman öğrenecek haberin ayrıntısı ile ayrıntının haberi arasında çok önemli farklar bulunduğunu? Gazeteci, önce haberdeki asıl manzarayı ortaya çıkarmakla yükümlüdür. Esas fotoğraf, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın Güneydoğu'yu ziyaret etmesi ve yöre halkının muhteşem bir sevgiyle devletin zirvesindeki kişiyi kucaklamasıdır. Bu tarihî tablonun ne manaya geldiğini vermeden ve bu konuda derinlikli haber/nitelikli yorum yapmadan söylenen her söz abesle iştigaldir; başka bir şey değil.

Medya haberin ayrıntısını, ayrıntının haberine dönüştürüyor ve komik duruma düşüyor. Kadim bir hastalıktır bu. Ahmet Necdet Bey cumhurbaşkanıyken de benzer şeyler yapıldı. Onun kırmızı ışıkta durduğuna muazzam (!) mana yükleyenler, icraatıyla pek de meşgul olmadı. Siyasi liderler için de benzer durum söz konusu. Bu haliyle medya, körlerin fili tarif etmesine benziyor. Yakaladığı bir parçayı filin kendisi sanan herkes, kendine göre bir tasvirde bulunuyor. Dolayısıyla gerçeğin sadece bir parçası söyleniyor ve üstelik bunu yapanlar o parçayı her şeyi kuşatacak bir hakikat gibi resmediyor...

Güneydoğu ziyaretinin aslî fotoğrafı şudur: Uzun senelerdir PKK terör örgütü ile özdeşleştirilmek istenen Güneydoğu bölgesine Cumhurbaşkanımız bir ziyarette bulunmuş ve yöre halkı terörist örgütü çatlatırcasına Gül'e sahip çıkmıştır. Bu tablo alkışı hak ediyor! Bu ülkenin düşmanlarını üzecek, dostlarını inşiraha sevk edecek bu tablo, Güneydoğu meselesinin çözüm yollarını da kendi bünyesinde barındırıyor. Bunun üzerine kafa yormak, "Kürt sorunu" ile daha yakından ilgilenmek gerekiyor...

Tarihî fırsatı kaçırmamak için...

22 Temmuz seçim sonuçları ispat etmiştir ki artık Kürtler, PKK terör örgütünün işaret ettiği bir partiye (ve onun beceriksiz tavırlarına) boyun eğmek istemiyor. Etnik milliyetçilik yapmayan, yöre halkını anlamaya ve ona hizmet götürmeye çalışan siyasi partilere oy vermek istiyor vatandaş. Kitle partilerinin hizmet yarışıyla bölgeye sahip çıkması vahdet-i ruhiyeyi besleyecek bir gelişme. AK Parti'nin 22 Temmuz'da Doğu ve Güneydoğu'da elde ettiği başarı, Kürt sorununun çözüm yolları için önemli bir başlangıçtı. Şimdi başka bir adım atıldı ve Abdullah Gül'ün ziyareti vesilesiyle halk, devletle barıştırıldı. Bundan hoşlanmayanlar olacak kuşkusuz. Varlığını Türk-Kürt çatışmasına bağlayanlar yeni arayışlar içine girecek; fitne çıkaracaklar, eylem yapacaklar, nefreti körükleyecekler... Beyhude! Şayet Sayın Cumhurbaşkanı'nın gezisi doğru okunabiliyorsa, artık yeni bir sayfanın açıldığı aşikardır. İster 22 Temmuz'da Güneydoğu'da AK Parti'ye verilen oylar, isterse yöre halkının Gül'e sahip çıkması gösteriyor ki Kürt halkının bölünme, parçalanma, başka bir ülkeye yamanma gibi arzusu yok. Şu ana kadar büyük hatalar yapıldı Güneydoğu sorunuyla ilgili. Halkı kazanmak, onların en temel hak ve özgürlüklerine yardımcı olmaktan geçiyordu; bu gerçek bazı dönemlerde ihmal edildi; hatta ifsat edildi. Terör örgütünün suiistimaline uygun bir zemin oluşunca, halk derin bir sessizliğe bürünmek zorunda kaldı.

Güneydoğu meselesinin ülke içi ve sınır ötesi güvenlikle ilgili kısmı tabii ki önemli; ancak devlet bu bölgeye sadece güvenlik açısından bakmamalı. Hizmet götürmek, yöre halkına hakkaniyetle, adaletle muamele etmek Türkiye Cumhuriyeti'nin aslî görevidir. Bu ülkede yaşayan herkes bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır. Abdullah Gül, Güneydoğu ziyaretiyle bu hakikati perçinledi. Bundan sonrası da çok önemli. Devlet, bir hizmet yarışı şuuruyla yöre halkına yaklaşmalı. İnanın işsizliğin beli kırıldıkça terör örgütünün de beli kırılacak, kültürel kaynaşmanın seviyesi yükseldikçe terör odaklarının merkez üssü çatırdayacak, maddi-manevi bütünleşme geliştikçe ayrılıkçı güçlerin önü kesilecek. Otuz yılı aşkın bir zamandır devam edegelen Kürt sorunu için yeni bir çıkış yoluna girilmiştir. Tüm siyasi partilerimizin, iş dünyamızın, sivil toplum kuruluşlarımızın, Türkiye'nin meselelerine kafa yoran aydınlarımızın ve tabii ki derede boğulma riskinden dolayı okyanusa ulaşmakta zorluk çeken medyamızın bu yeni fotoğrafı doğru okuması gerekiyor; yoksa tarihî bir fırsat daha basiretsizliğin kör inadına kurban edilmiş olacak.


--------------------------------------------------------------------------------


Medyanın öbür yüzündeki Ramazan
Geçen hafta "Eyvah Ramazan geldi" başlığıyla bir yazı kaleme almış, on bir ayın sultanında yapılması muhtemel irtica haberlerinden bahsetmiştim. Dokuz ana başlık altında toplamaya gayret ettiğim tipik irtica haberlerinin takipçisi olacağız. Uydurulan bir bilgi varsa, çarpıtılan bir gerçek ortaya çıkarsa, oruçla ilgisi olmadığı halde "habere takla attırılmışsa", haber kadromuz orada olacak ve gerçek neyse size onu intikal ettirecek.

Geçen haftaki yazımın önemli bir eksikliğini hafta içinde daha çok fark ettim. Çünkü Ramazan'ın gazetelere, televizyonlara, radyolara akseden aydınlık bir yüzü de var. Her haneye ayrı bir huzur veren Şehr-i Ramazan, medyamız için de başka bir kapı aralamış. Televizyonda çok güzel ve seviyeli programlar var. Bilgili ve donanımlı misafirler çağrılıyor, insan kalbine hitap eden Kur'an tilavetinin yanında, kaliteli ilahiler söyleniyor. Ramazan sayfalarında ayrı bir neşe, radyo programlarında ayrı bir heyecan... Televizyonlar son birkaç yıldır sahur programlarını da keşfetti. Daha önce birbirine benzeyen iftar programları vardı; şimdi onlar çeşitlendi, zenginleşti. Oruç tutan insanımız için sahurun da büyük önem taşıdığını gören televizyonlar, her sene kaliteyi biraz daha yükseltiyor.

İftar, teravih, sahur, bayram... Bunlar bizim değerlerimiz. Sadece kıyıda köşede sakladığımız emanetler değil, aynı zamanda hayatın içinde anbean kendini hissettiren varlık sebeplerimizden bunlar. Kurban bayramları da öyledir, kandiller de öyle. Mukaddes zaman dilimlerinde her bir fert, Allah'a direkt muhatap olmanın hazzını yaşar. Toplumca bir olmanın, birlik olmanın, dirlik olmanın sevincini yaşar herkes. Durum böyle olunca yani inanç ve gelenek gücünü hayattan alınca medyanın ilgisi ve bilgisi de artar, artacaktır. Bugün yaşanan budur ve doğrudur.

zaman



Bu yazı 371 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 24 Eylül 2012 Ne gereği vardı?
    • 11 Haziran 2012 Cuntalarla nasıl mücadele edilecek?
    • 30 Nisan 2012 Şiddet!
    • 16 Nisan 2012 '28 Şubat'çılardan panik atak hamleleri
    • 10 Nisan 2012 Çin'den bakınca Türkiye'nin gücü
    • 9 Nisan 2012 Darbede tanıdığım dört subay
    • 2 Nisan 2012 Suriye İran... İşte çetin imtihan!
    • 26 Mart 2012 Terlik
    • 13 Şubat 2012 Aman dikkat!
    • 6 Şubat 2012 Bu yüzden mi susuyorsunuz?
    • 23 Ocak 2012 Hem Hrantçı hem Ergenekoncu olunabilir mi?
    • 16 Ocak 2012 Kaç kafatası bir manşet eder?
    • 9 Ocak 2012 Hesap vermek
    • 26 Aralık 2011 Çanlar Avrupa için çalarken
    • 19 Aralık 2011 Militan
    • 12 Aralık 2011 Maazallah!
    • 5 Aralık 2011 Global Ergenekon
    • 28 Kasım 2011 Dersim'den alnımızın akıyla çıkmak
    • 23 Kasım 2011 İngiltere'yi yeniden keşfetmek
    • 21 Kasım 2011 Dersim'in şifreleri

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,482 µs