En Sıcak Konular

Ali H. Aslan


Ali H. Aslan
0 0 0000

[WASHINGTON] ABD 'sathı müdafaa'yı kayıp mı ediyor?



2001 El Kaide saldırılarından tam 41 yıl önce, 11 Eylül 1960'ta, Özgürlük Yanlısı Genç Amerikalıların (Young Americans for Freedom) toplantısında benimsenen prensipler, Amerika'da modern muhafazakârlığın temellerini oluşturmuştu.

Adını Connecticut eyaletindeki bir kasabadan alan Sharon Bildirisi'nde, her Amerikan dış politika hamlesinin şu kriterle hükmedilmesi savunuluyordu: ABD'nin haklı çıkarlarına hizmet ediyor mu?

Geleneksel sağdaki Cumhuriyetçilerin lüzumsuz müdahalecilikten kaçınan dış politika anlayışına mesnet teşkil eden bu kritere göre, ABD Başkanı Bush'u klasik muhafazakâr olarak tanımlamak zor. 11 Eylül şokundan sonra muhafazakârların müdahaleci kanadı 'neo-con' yani yeni-muhafazakâr ekolünün dümen suyuna iyice giren Bush, Irak Savaşı'nın gerekliliğine aslında sadece dünyayı değil, kendi ideolojik tabanındaki nice akil adamı da ikna edememişti.

ABD'nin komünizmle milli mücadele döneminde geleneksel muhafazakârlarla yekvücut olan neo-conlar, Soğuk Savaş'ın ardından demokrasi ideali söylemiyle müdahaleciliği savunan, tecritçiliğe karşı çıkan dış politika anlayışına geri dönmüştü. Solun idealizmi ile sağın kas gücünü birleştiren neo-con idelojisi, 'Wilsonculuk' diye adlandırılan anlayışı savunuyordu. Buna karşın geleneksel muhafazakâr camia ise tecritçi anlayışı temsil eden 'Jacksoncu' ekole sarılmıştı. Eski Dışişleri bakanlarından Henri Kissinger, tüm Amerikan dış politikasının, adlarını iki ayrı başkandan alan bu iki ekolün ihtilafının ürünü olduğunu savunur.

Soğuk Savaş'ın ardından Amerikan liderleri ülkelerini zinde tutacak yeni bir büyük meşgale arıyordu. Başkan Bush, 11 Eylül saldırıların hemen ardından ayın 20'sinde Kongre'ye hitabında, 'Misyonumuzu ve içinde yaşadığımız anı bulduk' derken, işte o arayışa cevap bulduğunu ilan ediyordu. Teröre ve onun kaynağı olarak görülen İslam fundamentalizmine karşı Amerika liderliğinde bir Haçlı Seferi başlatılacak, Müslüman coğrafyada işlerine gelmeyen rejimler askerî yolla devrilip yerine demokratik düzenler kurulacaktı. Anlayacağınız, Bush da Wilsonculuğa soyunmuştu. Artık ABD için hattı müdafaa yoktu, sathı müdafaa vardı. Ve o satıh, bütün dünya idi. Bush, 'Ya bizimlesiniz ya da karşımızda' çıkışıyla tüm dünyaya meydan okuyor, Soğuk Savaş'ın iki kutuplu dünyasının yerine tek kutuplu bir düzen kurmak istediğini ortaya koyuyordu. 1990-91 Körfez Savaşı'nda baba Bush'un bahsettiği; ama o zamanlar havada kalan 'yeni dünya düzeni' oğlu tarafından hayata geçirilecek, ABD gücünün deneme tahtası ise zavallı Irak olacaktı.

11 Eylül fecaatinin ilk anda doğurduğu Amerikan sempatisi teröre destek veriyor konuma düşme korkusuyla birleşince, dünya kamuoyu Afganistan harekâtına destek verdi. Müdahaleci politikalarına meşruiyet zemini hazırlayan 'önleyici saldırı' doktrini ve kitle imha silahı iftiraları, ABD'yi Irak Savaşı'na götürdü. Bu kez uluslararası toplum büyük ölçüde ayaklar altında alındı. 'Teröre karşı savaş' adı altında haksızlıklar, hukuksuzluklar gırla gidiyordu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün icra direktörü Kenneth Roth, 11 Eylül'ün geçen yıldönümündeki açıklamasında şöyle diyordu: Terör saldırılarının akabinde birçok Amerikalı haklı olarak hükümetlerinin terörden korunmalarını mümkün kılacak her şeyi yapmasını istedi. Bush yönetimi bu korkuyu istismar ederek uluslararası insan hakları standartlarına pek az saygı içeren farklı metotları zorladı. Sonuç; sistematik mahkum istismarı, yaygın duruşmasız gözaltılar, teklif edilen kanguru mahkemeleri oldu. Ebu Ğureyb, Guantanamo ve gizli CIA hapishaneleri ABD terörle mücadele çalışmalarının talihsiz sembolleri haline geldi.'

Başkan Bush, 'teröre karşı savaş'ını Soğuk Savaş'a benzetmekten hoşlanıyor. Soğuk Savaş'ın da bir ideolojiye karşı verildiğini, o nedenle nihai zaferin kısa vadede kazanılamayacağını söylüyor. Ancak kullandığı taktikler, Soğuk Savaş'ı kazanmaya vesile olanlardan çok uzak.

Brookings uzmanlarından Philip Gordon, 19 Ağustos'ta Washington Post'ta çıkan yorumunda Başkan Bush'a Soğuk Savaş'tan bazı ipuçları alma çağrısında bulunuyordu: 'Bush bir fikir muharebesinde olduğumuza inanıyor gibi konuşmasına rağmen 'teröre karşı savaş'ı sanki askerî gücün ahlaki otorite ve müttefik desteğinden daha fazla önem taşıdığı geleneksel bir ihtilafmış gibi yürütüyor. Bu yaklaşımı altı yıl denedikten sonra bugün ABD istihbarat kurumları El Kaide tehdidinin arttığını rapor ediyorken, Bush'un kendi benzetmesinden alınacak derslerle hareket etmesinin zamanı.'

ABD'ye Soğuk Savaş'ı kazandıran stratejinin ilham kaynaklarından diplomat George Kennan, 'sabırlı, ancak katı ve tetikte bir caydırıcılık' esasını vurgulamıştı. Gordon'a göre, Başkan Yardımcısı Richard Cheney'nin teröristlerin imha silahlarını ellerine geçirme şansı yüzde 1 bile ise ABD'nin sanki kesinmiş gibi harekete geçmesini savunan doktrini, bunun tam tersi.

Soğuk Savaş'ta ABD, hukuka ve demokratik değerlere saygılı duruşuyla kendine komünist dünyadan sempati topluyordu. Bush hükümeti ise izlediği gayri hukuki ve hakaretamiz politikalar ile dünyada, hassaten İslam coğrafyasında, kalp ve zihinleri kazanmak şöyle dursun, her geçen gün ABD'ye zemin kaybettiriyor. Bu gidişle 'sathı müdafaa' şöyle dursun, 'hattı müdafaa'yı bile kazanamayacaklar...

zaman



Bu yazı 286 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 6 Nisan 2009 Obama ziyareti: Nedenler, riskler ve beklentiler
    • 10 Mart 2008 Türk ordusu Bush'u nasıl uykudan etti?
    • 10 Eylül 2007 [WASHINGTON] ABD 'sathı müdafaa'yı kayıp mı ediyor?
    • 29 Mayıs 2006 Amerikan eliti dindar Müslümanlara nasıl bakıyor?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,509 µs