En Sıcak Konular

Ahmet Kekeç


Ahmet Kekeç
0 0 0000

Gerçekten de ‘eşsiz’ bir formülmüş...



Kemal Tahir’in sözünü ettiği ‘biz çifte gerçekli bir toplumuz’ sözü daha farklı bir şeydi galiba. Rahmetli, herhalde, ‘resmi olan’la, ‘resmi olmayan’ın sürekli birbirini dışarıda tuttuğunu anlatmaya çalışıyordu ve her zaman olduğu gibi anlaşılamıyordu.

Bugün de anlaşılabildiğini düşünmüyorum.

Cigarasını somura somura çeker, ‘Evet arkadaş’ dermiş, ‘biz çifte gerçekli bir toplumuz!’

Ben yetişemedim.

Keşke yetişseydim de ‘Tahiri’ diye dalga geçilenler arasında yer alsaydım.

Rahmetli kibarlık ettiği için ötesini söylememiş. Bunu, romanlarında, kahramanlarının konuşmalarına ‘yedirerek’ anlatmaya çalışmış.

Ötesi şu:

Birbirini dışarıda tutan bu gerçekliklerden biri ‘yalan’ üzerinde oturuyor.

İki gerçeklik olunca, doğal olarak iki ayrı kültür oluyor.

İki ayrı dil.

İki ayrı din.

Hatta, iki ayrı yaşama biçimi.

Bu, kendi gerçekliği içinde varolmaya çalışan kahhar ekseriyet (yani ‘halk’ denilen kara kalabalıklar) böyle istediği için değil, toplumu sıfırdan oluşturmaya çalışanlar başka türlüsüne tahammül edemedikleri için böyle oluyor.

Toplum, ‘oluşturulabilir’ bir şey mi oysa?

Ne yaparsan yap, oluşmuyor.

Bidon kafagillerin özlemle andıkları ‘30’lu yıllar asr-ı saadeti’nde böyle bir şey denenmiş; Recep Peker’in projeksiyonuyla ‘katı, sınıfsız, kaynaşmış, doktriner bir kitle’ yaratma hevesine gidilmiş ama, bu iş Sovyetler Birliği’nde ne kadar tutmuş ki, daha tarım kültüründe debelenen genç Türkiye Cumhuriyeti’nde tutsun.

Kitle yaratıcıları, işte, görüldüğü üzere, rezil olduklarıyla kaldılar.

Evet, Kemal Tahir’in sözünü ettiği ‘biz çifte gerçekli bir toplumuz’ sözü farklı bir şey. Yani, ‘Resepsiyon Savaşları’yla (eşli davetiye, eşsiz davetiye kriziyle) ortaya çıkan dualiteden (ikili durumdan) farklı bir şey.

Dolayısıyla, İsmet Berkan’ın kavramlaştırmaya çalıştığı ‘iki ayrı devlet’ tezi burada çok geçerli değil.

Belki ‘iki ayrı Türkiye’den söz edebiliriz, çünkü bunun sosyolojik bir karşılığı var. Ama, ‘eşli davetiye-eşsiz davetiye’ uygulamasına bakarak, ‘iki ayrı devlet’ten söz etmek mümkün değil.

Devlet tek ve hálá inşa ediyor.

Farklılıklara ve karşıtlıklara tahammülü yok.

Hem özel hayatı kuruyor, hem de ‘özel hayat’ın karşısına diktiği kamusallığı ( ‘özel hayata karşı kamusallık’ ne demekse) meşrulaştırıyor.

Şunu söylemeye çalışıyorum:

Devletin tepesindeki ‘resepsiyon savaşları’nı, evet, tarih ve sosyoloji bilimin kavramlarıyla açıklayabiliriz de, bu kadar da büyütmemiz, farklı yerlere çekmemiz, ‘Eyvah, resmi devlet elden gidiyor mu?’ paniğine kapılmamız gerekmiyor.

Resmi devletin bir yere gittiği yok.

Resmi devlet hálá dimdik ayakta ve radikal kararlar aldırmaya devam ediyor.

Mesela, resepsiyonları eşlere kapattırabiliyor.

Bu nedenle (olası bir ‘eş’ krizinin önüne geçmek için) 29 Ekim Resepsiyonu’nda milletvekillerine eşsiz davetiye gönderilecek.

Gerçekten de ‘eşsiz’ bir formül ama, Kürşat Bumin’in de ifade ettiği gibi, eşlerin son derece kaba bir biçimde davetler dışında tutulmasının önüne geçecek formül, ‘eşlerin tamamını’ davetler dışında bırakmak gibi son derece radikal (!) bir çözüm önerisi olmamalıdır.

Herkese ‘eşli davetiye’ gönderilmelidir.

Bu can sıkıcı tartışma da bir an önce gündemden kalkmalıdır.
 
star gazetesi



Bu yazı 236 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Balyoz ve empati
    • 5 Temmuz 2012 Hükümeti ve cemaati çökertecek tek isim
    • 26 Haziran 2012 Ben olsam bu gazetecileri sürerdim cepheye
    • 20 Haziran 2012 Bu yazıyı Kürt kardeşlerim okusun
    • 4 Haziran 2012 Nerede bu inek?
    • 28 Mayıs 2012 Kana kan istermiş!
    • 14 Mayıs 2012 ‘Kes zırvalamayı’
    • 1 Mayıs 2012 Menderes de cami yıktırmış... Ne utanmaz adamlarsınız siz!
    • 20 Nisan 2012 Erol Özkasnak
    • 12 Nisan 2012 Suriye’yle savaşa mı giriyoruz?
    • 10 Mart 2012 ‘Zavallı Başbakan’
    • 29 Şubat 2012 Paşa niçin kendini öptürmedi?
    • 27 Şubat 2012 Bizi yormayın kardeşim
    • 17 Şubat 2012 Siz kimi kandırıyorsunuz?
    • 3 Şubat 2012 Rezil olmaya doymadınız mı?
    • 1 Şubat 2012 İyi ki sivil vesayet varmış, şerrinizden korunuyoruz
    • 19 Ocak 2012 Denktaş’ı diriltmek mi?
    • 14 Ocak 2012 Hangi gazeteciler valiz hazırlıyor?
    • 12 Ocak 2012 Kozinoğlu hakkında korkunç karartma
    • 2 Ocak 2012 İlan ediyorum: Hiç yüzleri kızarmayacak!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,795 µs