En Sıcak Konular

Ekrem Dumanlı


Ekrem Dumanlı
0 0 0000

Medyanın kavga çıkarmak gibi bir görevi mi var?



Devletin zirvesinde kavga olmaz; olmamalı. Hele vatandaşlar arasında derin ve barışsız bir kavga yoksa doruklarda yaşanan kavganın hiçbir izahı yok demektir. Ne var ki öteden beri çatışmayı seven, tahrik ve teşvik eden bir zümre var bu ülkede.
Her fırsatı didişme sebebi sayan bu kitle(ler)in Türkiye sevdası gibi önemli bir ülküden haberdar olması çok zor. Zira bu hırçın davranış biçiminin ülkeye en küçük bir faydası olmadı; bundan sonra olması da mümkün değil...

Zor bir dönemi geride bıraktı Türkiye. Erken seçim kararından önce yaşanan şiddetli tartışmalar, yargı-siyaset ilişkisini temelden sarsan gelişmeler, askerin siyasete müdahalesini ortaya koyan olaylar... Hepsi bir bakıma geride kaldı. 367 tartışması, gece yarısı muhtırası, seçim meydanlarına mührünü vuracak şekilde urgan atılması vesaire, vesaire... Sonuçta genel seçime gitti Türkiye ve Meclis yepyeni bir irade tecellisine mâkes oldu. Yeni irade yeni bir cumhurbaşkanı seçti, Abdullah Gül'ü 11. cumhurbaşkanı ilan etti. Gül'ün seçilmesine destek vermeyen MHP'nin, DSP'nin ve bağımsızların Meclis'e girme tavrı demokrasinin gereğiydi. Doğru yaptılar, takdir topladılar. Kendi adaylarını belirleyerek "cumhurbaşkanlığı seçimi didişme değil, yarışma vesilesidir" gerçeğini ortaya koydular. CHP, yapayalnız kalıverdi uzlaşmasız tutumuyla. Böyle giderse, korkarım, daha da yalnızlaşacak; halktan kopacak, kitlenin çok uzağına düşecek...

Medya ille de kriz çıksın istiyor...

Geçen haftanın en önemli gelişmesi Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesiydi. Demokratik kurallar işledi ve Gül'e karşı yarışanlar, sonucu kabullenerek yeni bir olgunluk örneği sergiledi. Bu duruma rağmen medyanın bir bölümü, polemikler yoluyla tuhaf bir muhalefet anlayışını tercih etmiş gibi görünüyor. Nedendir bilinmez; bazı meslektaşlarımızın asker-sivil ilişkisini zorlaması, beyhude bir gayretkeşliğe dönüştü. Bu kadar tehalüke gerek yok ki! Zor bir dönemden geçildiğini anlamak için filozof olmak gerekmiyor. 27 Nisan muhtırası ile gerilen havanın bir an önce normale dönmesi gerekiyor. Kim için mi? Türk Silahlı Kuvvetleri için, Türkiye Büyük Millet Meclisi için, Türkiye demokrasisi ve Türkiye Cumhuriyeti için... Zira, asker-sivil gerginliğinin bu ülkeye hiçbir faydası olmuyor. Hatta siyasî partilerin müspet muhalefet sınırlarını aşarak, icraat denetimi yerine ağız dalaşını andırır siyaset kavgasına tutuşmasının bile hiçbir faydası yok!

Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, asker-sivil krizine neden olacak sorulara çok duyarlı ve ölçülü cevaplar veriyor. Medyanın umurunda değil. "Dükkân kapalı" diyen Büyükanıt'a adeta baskı yapıyor, onu sert konuşmaya, kavganın içine çekmeye çalışıyorlar. Neden? "Her davranışımızdan bir anlam çıkarmayın." diyen Genelkurmay Başkanı'nın her hareketinden bir mana çıkarmak istiyor medya. Niçin? Sorular peşi peşine gelince Büyükanıt Paşa, "Millet bize kızar." diyor; lakin medya milleti kızdıracak ısrarlı tutumundan vazgeçmiyor. Niye? Sorular böyle uzayıp gidiyor ve sorular uzadıkça Türk medyası kamu vicdanı karşısında boncuk boncuk ter dökmek zorunda kalır. Belki medya plazalarından duyulmuyor halkın sesi; ancak dalga dalga yükselen ma'şeri vicdanın suali şöyle yankılanıyor gönüllerde: Ey medya! Senin kavga çıkarmak gibi bir görevin mi var?

Sert bir soru bu; fakat anlamlı bir sorgulamaya dayanıyor. Zira devletin zirvesi uzlaşma fotoğrafı verdiğinde bile, hayatı insanlara zindan edecek yorumlar yapılıyor. Zafer Bayramı nedeniyle verilen resepsiyonu hatırlayın lütfen: Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, Başbakan Erdoğan ve çiçeği burnunda Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül bir araya gelmiş, tatlı tatlı sohbet ediyor. Kameralar karşısında cereyan eden bu sevecen tablonun, Türk milletinin özlediği bir manzara olduğunu anlamamak için uzayda yaşıyor olmak lazım. Vatandaş, komutanlarıyla siyasetçilerinin kavga etmesini arzu etmiyor. Bu güzel tablodan bile negatif mana çıkaranlar oldu medyamızda. Yok efendim Genelkurmay Başkanı, Meclis Başkanı'nı bir yere kadar uğurlamış da, aynı uğurlamayı Cumhurbaşkanı'na yapmamışmış. Laf mı şimdi bu! Yazarlığı hince kelime oyunları yapmak sanan kimileri de "m harfinin" yol açacağı krize bağlamış umutlarını. Güya komutanlar "Sayın Cumhurbaşkanım" demiyormuş da, "Sayın Cumhurbaşkanı" diyormuş. Davul zurna eşliğinde "m harfi" üzerine kutlama(!) yapanlar, GATA'daki törenin hemen akabinde gerçekleşen Ankara Hipodromu'nki törende, daha sonra da Harp Okulu'nda yapılan törende duydukları "m harfi" karşısında kriz üretmeye bayılan kendi zihniyetlerine bir mim koyup, kendilerine medeniyet dersi çıkarmışlar mıdır acaba?

Anlamlı tablodan çıkarılacak ders!

Zafer Bayramı resepsiyonundaki dostluk tablosu sadece asker-sivil ilişkisindeki normalleşmeyi göstermiyordu; aynı zamanda siyasetteki kaliteli ve seviyeli münasebetin yeniden inşa edildiğini (edilebileceğini) gözler önüne seriyordu. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Başbakan Tayyip Erdoğan'la el sıkışması, bu ülke insanının özlediği bir tabloydu. Halkın alkış tuttuğu bu güzel manzara ekonomiye de yansıdı ve bir anda borsa coştu. Bunca güzelliği bozan tek bir unsur vardı; o da medyanın bir bölümünün ısrarla kriz üzerine oynaması. Oysa mesele AK Parti'ye yapılacak muhalefet ya da ona verilecek destek çerçevesinden çoktan çıktı. Bu saatten sonra yaşanacak kriz, bir devlet krizi olur ve buna sebep olan(lar) büyük vebalin altından asla kalkamaz...

Zafer Bayramı'nın kutlandığı hipodrom manzarasına lütfen bakın! Bu kutlamanın halk tarafından son yıllarda bu kadar coşkuyla yaşandığını hatırlayan var mı? Zafer sevincine ortak olmak için oraya koşan millet hem komutanlarını alkışladı hem de yeni cumhurbaşkanını. Bu tavır, çok önemli bir sosyal mesajdır. Genelkurmay Başkanı'nı alkışlayan topluluk, Abdullah Gül'ü de bağrına bastı ve adeta "Siz bir bütünsünüz, devletimizin bekası için ikinize de ihtiyacımız var" dedi.

Mezuniyet töreni için Harp Okulu'na gelen Sayın Gül'ün hem tören öncesi hem de tören esnasında gördüğü nezakete de bir parantez açmak şart! Başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere komutanların gösterdiği saygı, binlerce yıldır süregelen devlet geleneğimizin tabii bir yansımasıdır. Harbiyeli gençlerimizin velileri ile Gül'ün yaptığı sohbet medyaya yansıdı. "Evlatlarınızı çok iyi yetiştirmişsiniz" iltifatına kibar ve sevecen bir yaklaşımla cevap veren vatandaş, ordu-millet bütünlüğünü de ortaya koyuyordu.

Bunca güzel ve anlamlı manzaraya rağmen ayrılık-gayrılık üzerine yayın yapanlar, hem ayıp ediyorlar hem de hata. Normalleşme sürecinde demokratik tahammül kültürünü geliştirmek varken anormal ayrıntılar bulup kriz bezirgânlığı yapmanın hiç kimseye bir faydası dokunmaz. Bu yanlış tutumda ısrar eden halktan uzaklaşır, sevimsiz ve geçimsiz bir portre çizer kendine. Hâlbuki Türkiye'nin kısır gelişmelere değil; bu ülkeyi kanatlandıracak gelişmelere ihtiyacı vardır...

 

--------------------------------------------------------------------------------

Meslek içi eğitim ve gazeteniz

Gazeteniz Zaman, bir okul haline gelebilmek için yoğun bir çaba sarf ediyor. İki hafta önce yayın yöneticileri bir araya geldi ve yeni yayın dönemiyle ilgili beyin fırtınası yapıldı. Cumartesi yeni bir toplantı daha gerçekleştirildi. Yayın grubumuzda yer alan bütün muhabirler İstanbul'a davet edildi. Gün boyunca yapılan sunumlar, ardından soru-cevap faslına geçildi. En önemli gündem maddemiz derinlikli haberin nasıl yazılacağı üzerineydi. Güzel örnekler alkışlandı, kötü misaller tenkit edildi. Türkçemizin en güzel şekilde kullanılması üzerinde ısrarla duruldu. Zaman'ın bu konuda çok büyük bir mesuliyet taşıdığı ifade edildi ve örnek metinler üzerinde konuşuldu. Duru bir Türkçe, haber diline uygun bir üslup, insan sıcaklığını sayfalara taşıyan bir bilgilendirme tarzı...

Meslek içi eğitimin yeni bir safhasına geçiliyor. Önümüzdeki günlerde muhabir, redaktör, editör ve tasarımcıların katılacağı programlarda hafta sonu üzerinde durulan konuların ayrıntısına dair çalışmalar yapılacak... Genç, dinamik, gayretli, iyi niyetli bir gazete Zaman. Eksiklerinin farkında; onları kapatabilmek için çırpınıp duruyor. O yüzden meslek içi eğitime en çok önem veren gazete Zaman olsa gerek... Bizim için önemli olan, daha kaliteli, daha güzel, daha doyurucu bir gazete çıkarmak. Bu maksat için sarf edilen gayretin okur tarafından da takdir edileceğini biliyor; herkese daha iyi Zaman'lar diliyorum...

 
zaman



Bu yazı 354 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 24 Eylül 2012 Ne gereği vardı?
    • 11 Haziran 2012 Cuntalarla nasıl mücadele edilecek?
    • 30 Nisan 2012 Şiddet!
    • 16 Nisan 2012 '28 Şubat'çılardan panik atak hamleleri
    • 10 Nisan 2012 Çin'den bakınca Türkiye'nin gücü
    • 9 Nisan 2012 Darbede tanıdığım dört subay
    • 2 Nisan 2012 Suriye İran... İşte çetin imtihan!
    • 26 Mart 2012 Terlik
    • 13 Şubat 2012 Aman dikkat!
    • 6 Şubat 2012 Bu yüzden mi susuyorsunuz?
    • 23 Ocak 2012 Hem Hrantçı hem Ergenekoncu olunabilir mi?
    • 16 Ocak 2012 Kaç kafatası bir manşet eder?
    • 9 Ocak 2012 Hesap vermek
    • 26 Aralık 2011 Çanlar Avrupa için çalarken
    • 19 Aralık 2011 Militan
    • 12 Aralık 2011 Maazallah!
    • 5 Aralık 2011 Global Ergenekon
    • 28 Kasım 2011 Dersim'den alnımızın akıyla çıkmak
    • 23 Kasım 2011 İngiltere'yi yeniden keşfetmek
    • 21 Kasım 2011 Dersim'in şifreleri

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,913 µs