En Sıcak Konular

Ahmet Kekeç


Ahmet Kekeç
0 0 0000

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak...



Hadi bakalım, bütün tartışmaları bitirdik, sıra ‘Sayın Cumhurbaşkanı’ diyenlerle, ‘Sayın Cumhurbaşkanım’ diyenlerin kapışmasında...

Bu defaki, biraz ayıp bir kapışma.

Silahlı bürokrasi, neden böyle bir şeye ihtiyaç duyduysa, bu kez hitaplar üzerinden mesaj vermeye çalışıyor ve bence çok yanlış yapıyor. Sanki mesaj vermek zorundaymış ve böyle bir hakka sahipmiş gibi.

Bu durum tabii, ‘e-muhtıra’dan ‘hayırlı sonuç’ istimal edemeyenlerin hoşuna gidiyor.

Baykal çıkıp, ‘Uyarmıştık, böyle olacağı belliydi, bizi dinlemediler’ dese yeridir.

Bunu diyecek ama ‘demokrasilerde askerin yeri nedir’, ‘niçin bizim askerimiz kendine yer beğenmiyor’ sorularına cevap veremeyecek.

Sonra da, ‘Allah Allah, rejime o kadar sahip çıkıyoruz, bu halk bir türlü bizi anlamıyor’ diye hayret gösterecek.

Ne yani, bu halk istediği partiyi iktidara getiremeyecek mi?

Parlamento, tamamen yasalar çerçevesinde, istediği kişiyi Cumhurbaşkanı seçemeyecek mi?

Ne olması isteniyor?

Bir daha yaşamak istemediğimiz o ufunetli günlere dönmemiz mi?

Silik, kişiliksiz, teslimiyetçi, özgüvenini yitirmiş bireyler olmamız mı?

Cumhurbaşkanlığı seçimi, ‘özlenen uzlaşma’ya hizmet etmeyecekmiş. Çünkü Türkiye, ‘özel koşullara’ sahip bir ülkeymiş...

Mütekait büyükelçi böyle diyor.

Tamam... Hukuk devleti, demokrasi, insan hakları, halk iradesi, parlamentonun yasama ve seçme yetkisi, bütün bunlara bir itirazları yokmuş da, ülkemizin içinde bulunduğu ‘özel koşullar’ ne olacakmış!

Kaldı ki, sandıktaki uzlaşma, sokaktaki uzlaşmayı yansıtmıyormuş.

O halde her türlü hukuksuzluk, her türlü antidemokratik müdahale meşru...

Öyle mi?

Mütekait büyükelçi açık konuşmuyor ama istenen, anladığımız kadarıyla şu:

Manasız bir parlamento.

Mefluç bir yargı.

İşlevsiz bir icra.

Ketm bir temsil mekanizması.

Bunlara ilaveten, temsil gücü yüksek ama burnu sürtmüş ve hükümet etme hakkı elinden alınmış bir merkez sağ.

Halkın değer tercihleriyle savaşa kurgulanmış bir ulusal sol.

Biricik görevi, ‘merkez sağ’da, parlamento dışı güçler tarafından doldurulacak bir boşluk yaratmak olan milliyetçi sağ.

Bütün bunların üzerinde de, ‘karar mekanizmaları’nda söz sahibi olmaya devam eden dokunulmaz bir bürokrasi.

Biz bu Türkiye’yi tanıyoruz.

Biz bu Türkiye’de yaşadık.

Fazla uzağa gitmeye gerek yok, beş yıl öncesinin Türkiye’si böyle bir ülkeydi.

Herkesin, ‘devletlu’ya karşı suçlu sayıldığı bir ülke...

İşadamıysanız, gazeteciyseniz, yazarsanız, politikacıysanız, öğrenciyseniz, kafa kağıdınızda ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır’ yaftasını taşıyorsanız ‘a priori’ olarak suçluydunuz.

Hele, ‘birarada yaşama kültürü’nü savunuyorsanız; ‘hukukun üstünlüğü’ prensibini hayata geçirmek istiyorsanız; saygın bir ülkenin onurlu, başı dik, güvenli vatandaşları olmaya çabalıyorsanız sadece ‘suçlu’ değil, aynı zamanda imha edilmesi gerekli birer ‘hedef’tiniz.

Bu Türkiye artık yok.

Dün ülkeyi ‘siyasetsizlik’ kulvarında çürütenler, bugün aynı ‘cadı kazanı’nın ateşini körüklüyorlar ama, bu Türkiye artık olmayacak.
 
star gazetesi



Bu yazı 260 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Balyoz ve empati
    • 5 Temmuz 2012 Hükümeti ve cemaati çökertecek tek isim
    • 26 Haziran 2012 Ben olsam bu gazetecileri sürerdim cepheye
    • 20 Haziran 2012 Bu yazıyı Kürt kardeşlerim okusun
    • 4 Haziran 2012 Nerede bu inek?
    • 28 Mayıs 2012 Kana kan istermiş!
    • 14 Mayıs 2012 ‘Kes zırvalamayı’
    • 1 Mayıs 2012 Menderes de cami yıktırmış... Ne utanmaz adamlarsınız siz!
    • 20 Nisan 2012 Erol Özkasnak
    • 12 Nisan 2012 Suriye’yle savaşa mı giriyoruz?
    • 10 Mart 2012 ‘Zavallı Başbakan’
    • 29 Şubat 2012 Paşa niçin kendini öptürmedi?
    • 27 Şubat 2012 Bizi yormayın kardeşim
    • 17 Şubat 2012 Siz kimi kandırıyorsunuz?
    • 3 Şubat 2012 Rezil olmaya doymadınız mı?
    • 1 Şubat 2012 İyi ki sivil vesayet varmış, şerrinizden korunuyoruz
    • 19 Ocak 2012 Denktaş’ı diriltmek mi?
    • 14 Ocak 2012 Hangi gazeteciler valiz hazırlıyor?
    • 12 Ocak 2012 Kozinoğlu hakkında korkunç karartma
    • 2 Ocak 2012 İlan ediyorum: Hiç yüzleri kızarmayacak!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,754 µs