En Sıcak Konular

Taha Kıvanç


Taha Kıvanç
0 0 0000

Ağır gündem



Başbakan Tayyip Erdoğan bir televizyon programında, "Abdullah Gül için 'benim cumhurbaşkanım değildir' diyen, madem öyle vatandaşlıktan çıksın" demiş... Dün hemen herkes 'ağır' cümleyi tartışıp duruyordu...


Yanlış anlamayın, tartışılan 'ağır cümle' bir devlet adamına "O benim cumhurbaşkanım olmayacak " yazısıyla şimdiden çekince koyan Hürriyet yazarı Bekir Coşkun'un yazdığı değil; tartışanlar Başbakan Erdoğan'ın "Bunu söyleyen vatandaşlığı bırakıp gitsin" sözüne takılıyorlar... Bugün, siz beni okurken, başka gazetelerde Tayyip Bey'in bu sözüne tepkiler yer alıyor olacak...


Tayyip Bey'in tepkisi ağır değil mi? Ağır olmasına ağır tabii. Bunu Bekir Coşkun'un eşi olan hanımefendinin Fransız asıllı olduğu bilgisiyle, yazana takılmak için de söylemiş olabilir Başbakan... Ancak o tepkiye sebep olan yazı, Başbakan Erdoğan'ın verdiği tepkiden çok ama çok daha 'ağır' değil mi? Anayasaya uygun biçimde TBMM tarafından seçilecek kişiden "Benim cumhurbaşkanım olmayacak" diye söz etmek ne demek?


Medyanın şu sıralarda izlediği çizgi çok ilginç; buna 'post-Çölaşan sendromu' teşhisi koyuyorum ben... Yakınlarda Hürriyet'le ilişkisi kesilen Emin Çölaşan, Doğan Medya Grubu'nda belli bir okur talebine cevap veriyordu; onun ayrılığıyla o kontenjan boş kaldı. Boşluğu manşetleriyle doldurmaya çalışıyor ana ve kardeş gazeteler; yazarların kendilerini biraz daha serbest hissettikleri de hemen fark ediliyor.


Bir milletvekilinin "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" tavrıyla ilk kez mi karşılaşılıyor? Yeni milletvekili olan biraz daha farklı bir insan haline geldiğine inanır bizde ve başkalarının da buna dikkat etmesini arzular. Milletvekilinin yakasında rozet taşımasının sebebi budur, otomobiline taktığı 'TBMM' kartının raconu da... Uzaktan bakanların bile yaklaşanın milletvekili olduğunu anlamasına yarar rozet ve kart...


Böyle olduğu halde, Edremit/Altınoluk'ta Balıkesir milletvekili Edip Uğur'un adının karıştığı olayı nasıl yorumlayacağız?


Mühendis kökenli Ak Partili Edip Uğur yeni bir parlamenter değil, geçen dönem de Meclis'teydi. Dahası, beş dönem önce (18. dönem) de ANAP'tan Balıkesir'i Meclis'te temsil etmişti. Sözün kısası şu: Jandarma'ya gidecek, "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" eşliğinde etrafa küfürler savuracak biri değil. Oysa günlerden beri, işin içine Edip Uğur'un adının karıştırıldığı bir muhabbet gazete sayfalarından düşmüyor. Dün, birilerinin, "Dokunulmazlığı kalksın" diye imza topladığı haberleştirilmişti.


Bu kadar da değil.


Edip Uğur nerenin milletvekiliydi? Balıkesir değil mi? Ne tuhaftır, bir başka Balıkesir milletvekili daha aynı gazetelerde manşetlik haber. Ak Parti milletvekili Cemal Öztaylan, "Benim eşimin başı açık, ama hangi milletvekilinin eşinin başının kapalı olduğuyla ilgili haber yapmak sana mı düştü lan!" sözleriyle tartışma konusu yapılıyor. Öztaylan geçmişte de (19. dönem) DYP'den milletvekilliği yapmıştı; son görevi Bandırma belediye başkanlığıydı.


Balıkesir'de bir şeyler olduğu kesin. Ne olduğunu keşfetmek buradan bana düşmez; bir tezim var, onu şu sırada açıklamak da istemem... Olayın cereyan ettiği ilin medya merkezi İstanbul'a en yakın illerden olduğuna dikkat edin yeter. Yakında başka illerden de benzer 'abartılı' milletvekili haberleri gazetelere yol bulacaktır. Post-Çölaşan ortamda bu tür haberler ve onlara dayalı yorumlarla daha sık karşılaşacağız...


Benzer bir durum şu sıralarda 'tarafsız bakan' sıfatıyla içişleri bakanlığı koltuğunda oturan Osman Güneş'in de başına geldi. Muğla'yı ziyaret ettiğinde ağırlandığı restoranda 'rizotto' ikram edilmiş Osman Güneş'e; şef yanlarına gelip yemeği nasıl yaptığını anlatırken içine bir miktar şarap kattığını söylemiş...


Şimdi gazeteler, "Bakan içkili yemeğe bozuldu, Ankara'ya döner dönmez valiyi görevden aldırdı" türü yayınlar yapıyorlar. Olaya başka renkli ayrıntılar katanlar da çıkıyor; yok Osman Güneş öyle kızmış ki tabağı fırlatmış, oteli terk etmiş... Şimdilerde Danıştay üyeliğine seçildiği için çok daha rahat konuşabilen eski Muğla valisi M. Temel Koçaklar, "Yazılanlar doğru değil" dese, bakan Osman Güneş "Hakkımda ileri sürülenler benim devlet ve aile anlayışımla bağdaşmaz" açıklamasını yapsa da fark etmiyor...


Haziran ayında meydana gelen bir küçük olay Osman Güneş'in aleyhine bugün kullanılıyor... Bunun, post-Çölaşan sendromunu da aşan bir anlamı olduğuna eminim. Acaba geçici bakanlığı sona erecek Osman Güneş kalıcı bir makam için mi düşünülüyordu? Oraya belli birini oturtmaya kararlılar tarafından mı karalanıyor şimdi?


Medya açısından ilginç bir döneme girdiğimiz tartışılmaz

yenişafak



Bu yazı 902 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 17 Eylül 2012 Hem okudum, hem de yazdım
    • 4 Eylül 2012 CIA başkanı neden geldi?
    • 16 Temmuz 2012 Vicdanım buna da elvermiyor
    • 2 Temmuz 2012 Suriye nasıl bir ülke, Suriyeliler nasıl insanlar...
    • 21 Mayıs 2012 Bir geziden ilk notlar
    • 15 Mayıs 2012 ‘Yeni CHP’ nihayet sözcüsünü buldu
    • 16 Nisan 2012 Hangi patron, hangi yönetici, hangi yazar içeri alınır?
    • 23 Mart 2012 Ben demedim, o dedi
    • 13 Mart 2012 Köşemi bugün Cumhurbaşkanı Gül’e bırakıyorum
    • 9 Mart 2012 TR325 kodadlı becerikli uzman...
    • 20 Şubat 2012 ‘Operasyon’ diye ben buna derim
    • 30 Ocak 2012 Davos’ta Türkiye dersi
    • 27 Aralık 2011 Bu yılın Cumhurbaşkanlığı büyük ödülü...
    • 12 Aralık 2011 Ak Parti üzerine hesaplar
    • 9 Aralık 2011 Gül vetoya ne zaman karar verdi?
    • 14 Kasım 2011 Kriz çıkaranlar gidiyor, ama yerlerine gelenler de yabancımız değil
    • 24 Ekim 2011 Kaddafi’nin son demleri...
    • 3 Ekim 2011 Dr. Sallaso’nun kunduzunun izinde
    • 29 Ağustos 2011 Ben meraklı bir insanım, özür dilerim
    • 26 Ağustos 2011 Bütün kepazeliklerin anasını açıklıyorum

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,579 µs